Boşanmaya karar verdiniz, dava açıldı, dilekçeler verildi ve artık evlilik birliğinin devam etmesini istemiyorsunuz. Buraya kadar hukuken bir problem yok. Problem genellikle eve dönünce başlıyor. Çünkü boşanma kararı vermek ücretsiz olsa da yeni bir eve çıkmak pek öyle değil. Kiralar, depozito, taşınma masrafı derken insanın aklına oldukça makul bir soru geliyor: “Ben boşanma davası açtım ama gidecek yerim yok. Dava bitene kadar eşimle aynı evde kalabilir miyim?”

Kalabilirsiniz. Boşanma davasının açılmasıyla eşlerden birinin valizini hazırlayıp evi terk etmesini zorunlu tutan bir hukuk kuralı yok. Taraflar ekonomik sebeplerle, çocukların düzenini bozmamak için veya gerçekten başka bir yerde yaşama imkanları bulunmadığından dava devam ederken aynı evde kalabilirler. Boşanma davalarının aylar, bazen yıllar sürebildiği düşünüldüğünde aksini kabul etmek zaten hayatın gerçekleriyle pek bağdaşmaz.

Fakat işin ilginç kısmı burada başlıyor. Çünkü siz “Kiralar çok yüksek, mecburen burada kalıyorum.” derken karşı taraf bir süre sonra mahkemede “Biz barışmıştık, beni affetti.” diyebilir. Boşanma hukukunda af ve hoşgörü önemli kavramlardır. Bir eş, diğer eşin kusurlu davranışlarını affetmiş veya hoşgörüyle karşılamışsa affedilen olayların daha sonra boşanmada kusur olarak ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak af için aynı adreste görünmek, aynı mutfaktan yemek yemek veya aynı evin kapısını açmak tek başına yeterli değildir. Asıl bakılması gereken, tarafların gerçekten evlilik birliğine geri dönüp dönmediğidir.

Bu nedenle “Aynı evde kaldınız, demek ki barıştınız.” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılamaz. Ancak bunun tersi de doğru değildir. “Sadece birkaç gün denedik, o yüzden af sayılmaz.” düşüncesi de güvenli değildir. Taraflar kısa süre için dahi olsa gerçekten barışmış, yeniden ortak hayat kurmuş ve davranışlarıyla evliliğe devam etme iradesi göstermişlerse af veya hoşgörü tartışması ortaya çıkabilir. Yani mesele takvimde kaç günün geçtiğinden çok, o günlerde nasıl bir hayat yaşandığıdır.

Peki gidecek yeri olmayan eş ne yapacak? Evin ortasına sınır çizgisi çekmeye gerek yok ancak fiili yaşamın gerçekten ayrılmış olması önemli. Aynı evde kalıp ayrı odalarda yaşamak önemli bir gösterge olabilir fakat tek başına yeterli değildir. Mahkeme yatak odalarının krokisini çıkarmıyor; tarafların gerçekten yeniden eş gibi yaşamaya başlayıp başlamadığına bakıyor. Günlük hayatın ayrı sürdürülmesi, ortak hayatın yeniden kurulmamış olması ve aynı evde kalmanın ekonomik veya fiili bir zorunluluktan kaynaklandığının gerektiğinde ortaya konulabilmesi bu noktada önem taşıyabilir. Yakın çevrenin tarafların barışmadığını bilmesi de somut olayda anlamlı olabilir. Çünkü bir gün “Biz aslında barışmıştık.” iddiasıyla karşılaşıldığında yalnızca tarafların söyledikleri değil, birlikte yaşamın gerçekte nasıl sürdüğü ve bunu gösteren diğer deliller de değerlendirilecektir.

Burada ilginç olan bir başka nokta da aynı evde yaşamaya devam etmenin her zaman davacı eşin aleyhine yorumlanamayacak olmasıdır. “Madem evlilik bu kadar kötüydü, neden hala aynı evde yaşıyordunuz?” sorusunun cevabı bazen son derece basittir: Çünkü boşanmak için haklı sebebiniz olabilir ama bu, ikinci bir evin kirasını ödeyecek paranız olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla sırf boşanma davası açıldı diye kişinin ekonomik olarak altından kalkamayacağı bir eve çıkması veya gidecek başka bir yeri olmadığı halde ortak konutu terk etmesi gerekmez. Önemli olan aynı evde kalmanın, yeniden evlilik hayatına dönmekle karıştırılmamasıdır.

Elbette işin rengi gerçekten barışıldığında değişir. Eşler dava devam ederken yeniden ortak hayat kurmuş ve evlilik ilişkisine devam etmeye başlamışlarsa geçmişte yaşanan olayların affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı iddiası gündeme gelebilir. Bu nedenle “Nasıl olsa dava açıldı, bundan sonra ne yaptığımızın önemi yok.” düşüncesi de doğru değildir.

Sonuç olarak boşanma davası açmak, aynı gün yeni bir ev kiralama zorunluluğu doğurmaz. Gidecek yeri olmayan, ekonomik olarak ayrı bir eve çıkamayan veya çocukların düzeni nedeniyle mevcut konutta kalmak zorunda olan eş, dava devam ederken diğer eşle aynı evde yaşayabilir. Kısacası boşanma davası açınca bavulu kapının önüne koymak hukuki bir zorunluluk değil. Bazen evlilik bitmiş olabilir ama aynı evde yaşamaya bir süre daha mecbur kalabilirsiniz. Hukuk açısından önemli olan da aynı anahtarı kullanmanız değil, aynı hayatı sürdürüp sürdürmediğinizdir.