Bir zamanlar çocukları sokaktan eve çağırmak zordu, şimdi ise odalarından çıkarabilmek başlı başına bir mücadele. Eskiden “Hava kararmadan eve gel!” diyen anne babalar, bugün “Şu telefonu artık bırak!” demekten yorulmuş durumda. Görünen o ki, bu mücadelede artık sosyal medya şirketlerinin de üstlenmesi gereken sorumluluklar var. Üstelik mesele yalnızca çocukların kaç saat telefon kullandığı değil, o telefonun ekranında karşılarına ne çıktığı ve onları saatlerce orada tutan sistemlerin nasıl çalıştığı.
10 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik, sosyal medyada yeni bir dönemin kapısını aralıyor. 1 Kasım 2026 tarihinde yürürlüğe girecek düzenlemeye göre, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak. Dolayısıyla hesap açarken yaşını birkaç yıl büyük gösterip kendisini yetişkin ilan eden çocukların karşısına artık yaş doğrulama sistemi çıkacak. Sosyal medya şirketleri de kullanıcıların beyan ettiği doğum tarihine güvenmekle yetinemeyecek.
Peki, 15 yaşını dolduran çocuklar sosyal medyada özgürce dolaşabilecek mi? Pek sayılmaz. Yönetmelik, 15–17 yaş grubuna özel kurallar getiriyor. Bu hesaplar kamuya açık olamayacak, canlı yayın özelliği bulunmayacak ve kişiselleştirilmiş ticari reklam amacıyla profilleme yapılamayacak. Mesajlaşma da sınırlı olacak, çocuklara yalnızca takip ettikleri hesaplar mesaj gönderebilecek. Üstelik mesajlarda görüldü bilgisi de bulunmayacak. Anlaşılan, “Mesajımı gördün, neden cevap vermedin?” tartışmaları da en azından bu hesaplarda delil yetersizliğinden kapanacak.
Düzenlemenin en ilginç taraflarından biri ise sosyal medyanın meşhur sonsuz kaydırma mekanizmasına müdahale edilmesi. Çocuk hesaplarında görsel içeriklerin kaydırma, dokunma, tıklama veya kendiliğinden art arda sunulmasını sağlayan arayüz ve işlevlere izin verilmeyecek. Bir video daha derken üç saatini kaybedenler için kötü haber, algoritmaların çocukları ekranda tutmak amacıyla kullandığı yöntemlerden biri artık sınırlandırılıyor. Elbette yasaklanan şey parmağın ekranda aşağı doğru hareket etmesi değil, içeriklerin kesintisiz biçimde sunulmasını sağlayan platform tasarımı.
Bir başka yenilik de ekran görüntüleriyle ilgili. Sosyal medya şirketleri, çocukların profil fotoğraflarının, paylaşımlarının ve görsellerinin ekran görüntüsünün alınmasını önlemek için teknik tedbirler almak zorunda olacak. Ancak bu, hiçbir koşulda ekran görüntüsü alınamayacağı anlamına gelmiyor. Teknolojinin henüz başka bir telefonla ekranın fotoğrafını çekmeyi engelleyen bir çözüm geliştiremediğini de hatırlatmak gerekiyor. Hukuk önlem almayı zorunlu kılabilir, fakat her ihtimali ortadan kaldırması mümkün değil.
Yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden oluşturulacak belirteçlerle yapılacak. Platformlara kullanıcıların bütün kimlik bilgileri değil, yalnızca ilgili yaş sınırını geçip geçmedikleri bildirilecek. Mevcut hesapların da 31 Mart 2027 tarihine kadar doğrulanması gerekiyor. Yaşı 15'in altında olduğu belirlenen çocukların hesapları kapatılacak, hatalı işlemler için ise başvuru ve itiraz imkanı bulunacak. Böylece bir yandan çocukların korunması, diğer yandan kişisel verilerinin gereksiz yere paylaşılmaması amaçlanıyor.
Ebeveynler de bu süreçte tamamen seyirci kalmayacak. Platformlar, çocuklarının kullanım sürelerini izleyebilmeleri ve sınırlandırabilmeleri için anne babalara kontrol araçları sunacak. Ancak yönetmelik, bütün çocuklara uygulanacak belirli bir günlük ekran süresi koymuyor. Bu konuda karar verebilmeleri için ebeveynlere teknik imkan sağlanmasını zorunlu tutuyor. Üstelik ebeveyn denetiminin çocuğun mahremiyetini orantısız biçimde ortadan kaldırmaması gerekiyor. Çünkü çocuğu korumak başka, telefonunu aile içi istihbarat dosyasına dönüştürmek başka.
Peki, bütün bu kurallar hukuken ne anlama geliyor? Öncelikle düzenlemenin muhatabı çocuklar değil, sosyal ağ sağlayıcıları. Kurallara uyulmaması halinde 5651 sayılı Kanun'un ek 4. maddesindeki yaptırım mekanizmaları gündeme gelebilecek. Bununla birlikte çocuğun üstün yararı, özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması ve ifade özgürlüğü arasında hassas bir denge kurulması gerekiyor. Çocukları dijital dünyanın risklerinden korumak elbette meşru bir amaç, ancak koruma amacıyla getirilen sınırlamaların ölçülü olması ve çocukların haklarını gereğinden fazla daraltmaması da hukuk devletinin bir gereği.
Elbette bütün bu düzenlemelerin uygulamada nasıl sonuç vereceğini zaman gösterecek. Başkasının hesabını kullanan çocuklar, yaş doğrulamasını aşmaya çalışan kullanıcılar ve değişen teknolojik imkanlar düşünüldüğünde, yalnızca teknik tedbirlerle bütün sorunların çözüleceğini beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Asıl tartışılması gereken mesele ise belki de şu: Çocukları sosyal medyanın zararlarından korumak için onları ekranlardan uzaklaştırmak mı gerekiyor, yoksa çocukları saatlerce o ekranın başında tutabilmek için tasarlanmış sistemleri değiştirmek mi? Yeni düzenleme her iki yaklaşımdan da izler taşıyor. Ancak unutmamak gerekir ki, bir çocuğun sosyal medya hesabını kapatmak mümkün olsa da dijital dünyaya duyduğu merakı tek bir yönetmelikle kapatmak pek mümkün görünmüyor.