“Sen de oradaydın, biliyorsun zaten. Sadece mahkemede de aynısını söyleyeceksin.”
Bir yakınınız sizden tanık olmanızı istediğinde mesele çoğu zaman böyle başlar. Önce gerçekten bildiklerinizi anlatmanız istenir. Sonra küçük ayrıntılar eklenir: “Bunu da gördüğünü söyle”, “Şunu sorarlarsa böyle cevap ver.” Belki olayın bir kısmını gördünüz, belki yalnızca sonradan dinlediniz. Duruşma günü geldiğinde ise başkasından duyduğunuz bir olayı kendi gözünüzle görmüş gibi anlatmaya başlayabilirsiniz. Bir yakınınıza yardım ettiğinizi düşünürken aslında kendi ceza dosyanızın ilk cümlelerini kuruyor olabilirsiniz.
Mahkemede tanık olmak, bir tarafın anlattıklarını doğrulamak veya davayı kazanmasına yardımcı olmak demek değildir. Tanık yalnızca kendi gördüğünü, duyduğunu ve bildiğini anlatır. Görmediği bir şeyi görmüş, duymadığı bir sözü duymuş gibi anlatmaya başladığında mesele artık yalnızca tanıklığının güvenilir olup olmaması değildir. Gerçeğe aykırı tanıklık, şartları oluştuğunda başlı başına bir suçtur.
Yalan tanıklık denildiğinde akla yalnızca baştan sona uydurulmuş bir hikâye gelmemeli. Gerçek bir olayın içine gerçeğe aykırı ayrıntılar eklemek, görmediğiniz bir şeyi gördüğünüzü söylemek veya bildiğiniz bir hususu gerçeği değiştirecek şekilde anlatmak da yalan tanıklık kapsamında değerlendirilebilir. “Olay zaten böyle olmuştu, ben sadece görmüş gibi anlattım” düşüncesi bu nedenle oldukça tehlikelidir. Mahkeme sizden olayın nasıl gerçekleşmiş olabileceğini değil, sizin gerçekten ne bildiğinizi anlatmanızı bekler.
Her yanlış veya çelişkili ifade de kişiyi yalancı tanık yapmaz. Yıllar önce yaşanan bir olayın saatini yanlış hatırlamak, tarihleri karıştırmak veya önceki ifadeyle duruşmadaki anlatım arasında bazı farklılıkların bulunması tek başına yalan tanıklık anlamına gelmez. İnsan hafızası yanılabilir. Yanlış hatırlamak ile gerçeği bildiği hâlde bilerek başka türlü anlatmak arasındaki fark burada belirleyicidir.
Mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı tanıklık yapmanın karşılığı ise sanıldığı kadar hafif değildir. Temel hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir. Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçla ilgili soruşturma veya kovuşturmada yalan tanıklık yapılması hâlinde ceza iki yıldan dört yıla kadar çıkabilir. Yalan beyan nedeniyle hakkında tanıklık yapılan kişinin özgürlüğünün kısıtlanması, mahkûm edilmesi veya başka yaptırımlarla karşılaşması durumunda sonuç çok daha ağır olabilir. Kısacası “İki cümle söyleyip çıkacağım” diye girilen bir duruşmanın sonunda, kişinin kendisi hakkında ceza soruşturması başlatılması mümkündür.
Mahkemenin tanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu düşünmesi hâlinde mesele yalnızca “Bu tanığın sözüne itibar etmiyorum” denilerek kapanmak zorunda değildir. Yalan tanıklık şüphesi oluştuğunda tanık hakkında ayrıca soruşturma yürütülebilir ve yeterli şüphe bulunması hâlinde ceza davası açılabilir. Adliyeye bir başkasının dosyasında tanık olarak giren kişi, bir süre sonra kendi dosyasında sanık olarak bulunabilir.
Yalan söyledikten sonra gerçeğe dönülmesi de hukuken önem taşır. Kişinin gerçeği hangi aşamada söylediğine göre hiç ceza verilmemesi veya verilecek cezada indirim yapılması mümkün olabilir. Burada zamanlama belirleyicidir. Yalan beyan henüz bir hak kaybına yol açmadan gerçeği söylemek ile sonuçlar ortaya çıktıktan sonra “Ben aslında doğruyu anlatmamıştım” demek aynı sonucu doğurmaz.
Tanık olarak ifade verirken en doğru cümle bazen en basit olanıdır: Görmediyseniz “görmedim”, bilmiyorsanız “bilmiyorum”, hatırlamıyorsanız “hatırlamıyorum” deyin. Mahkeme sizden bir yakınınızı kurtarmanızı değil, bildiğiniz gerçeği anlatmanızı bekler. Çünkü tanık koltuğuyla sanık sandalyesi arasındaki mesafe, bazen yalnızca gerçeğe aykırı birkaç cümledir.