Trafik kazası yaptınız. Henüz olayın şaşkınlığını üzerinizden atamadan telefonunuz çalıyor. Arayan kişi sizi tanımıyor ama kaza yaptığınızı biliyor. Aracınızda oluşan değer kaybından söz ediyor, sigortadan para alabileceğinizi söylüyor ve işlemlerinizi takip etmeyi teklif ediyor. Böyle bir durumda insanın aklına sunulan hizmetten önce başka bir soru geliyor: Ben size telefon numaramı vermedim. Kaza yaptığımı nereden biliyorsunuz?

Bu durum aslında pek çok kişinin başına geliyor. Öyle ki Kişisel Verileri Koruma Kurumu da “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” veya benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşlar, avukatlar ve kendisini avukat olarak tanıtan kişiler tarafından kaza mağdurlarının istekleri dışında arandığı yönünde çok sayıda ihbar ve şikâyet aldığını açıkladı. Bunun üzerine Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 20 Mayıs 2026 tarihinde doğrudan kaza mağdurlarının kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin bir İlke Kararı yayımladı.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bir trafik kazasının ardından kişisel bilgilerimizin bazı kişi ve kurumlar tarafından bilinmesi her durumda hukuka aykırı değil. Soruşturmanın yürütülmesi, tedavi işlemleri, aracın onarılması, hasarın tespiti, sigorta ve tazminat süreçleri nedeniyle bazı kişisel verilerin hukuka uygun şekilde işlenmesi gerekebilir. Ancak bir kişinin veya kurumun görevi nedeniyle bilgilerimize erişebiliyor olması, bu bilgileri dilediği gibi kullanabileceği veya başkalarıyla paylaşabileceği anlamına gelmiyor.

Sorun da tam burada başlıyor. Bir kişinin telefon numarası, kaza bilgileri veya aracına ilişkin veriler belirli bir işlem amacıyla elde edilmiş olabilir. Ancak bu verilerin hukuki bir dayanak olmaksızın başka amaçlarla kullanılması veya yetkisiz üçüncü kişilere aktarılması bambaşka bir mesele. Kişisel veriler bir kez bir sisteme girdikten sonra herkesin kullanımına açık bilgiler haline gelmiyor.

Üstelik konu yalnızca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile de sınırlı değil. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi, olayın şartlarına göre Türk Ceza Kanunu kapsamında suç oluşturabiliyor. Kişisel Verileri Koruma Kurulu da İlke Kararında bu ihtimale özellikle dikkat çekiyor ve gerekli durumlarda Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulabileceğini belirtiyor.

Peki böyle bir telefon aldığınızda ne yapabilirsiniz? Öncelikle arayan kişinin veya şirketin kim olduğunu öğrenmek, telefon numarasını ve görüşmeye ilişkin bilgileri saklamak önemli. Kişisel verilerinizin hukuka aykırı şekilde işlendiğini veya üçüncü kişilerle paylaşıldığını düşünüyorsanız, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda öngörülen usule göre veri sorumlusuna başvurabilir; şartların oluşması halinde Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyette bulunabilirsiniz. Olayın niteliğine göre savcılığa suç duyurusunda bulunulması veya ilgili Bakanlık ya da Baro Başkanlığına bildirim yapılması da gündeme gelebilir.

Burada vatandaş açısından en önemli noktalardan biri de şu: “Numaramı kimin verdiğini bilmiyorum, o halde yapabileceğim hiçbir şey yok” düşüncesi doğru değil. Kurul, kaza mağdurlarına ait verileri elinde bulunduran kurum ve kuruluşların bu verilere erişimi sınırlandırması, rol tabanlı erişim kontrolleri oluşturması, log ve takip mekanizmaları kullanması ve gerekli teknik ve idari güvenlik tedbirlerini alması gerektiğini özellikle vurguluyor. Elbette bu kayıtların her olayda verinin kaynağını kesin olarak ortaya çıkaracağı söylenemez; ancak verinin kaynağını bilmiyor olmak tek başına hak aramanın önünde engel değil.

Aslında mesele trafik kazalarından çok daha büyük. Bugün telefon numaramızdan adresimize, aracımızdan alışveriş alışkanlıklarımıza kadar pek çok kişisel bilgimiz farklı sistemlerde tutuluyor. Bu bilgileri çoğu zaman zorunlu olarak paylaşıyoruz ve sonrasında kimlerin erişebildiğini takip etmemiz neredeyse imkânsız hale geliyor. Fakat bir verinin bir kurumun elinde bulunması, o verinin sahipsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Bu nedenle bir trafik kazasının ardından hiç tanımadığınız biri sizi arayıp kazanız hakkında bilgi sahibi olduğunu gösterdiğinde, bunu hayatın olağan akışının bir parçası olarak kabul etmek zorunda değilsiniz. Belki de o görüşmede sorulması gereken ilk soru “Ne kadar tazminat alabilirim?” değil, çok daha basit bir soru:

“Siz benim numaramı nereden buldunuz?”