Maaş günü geldi, hesabınızı kontrol ettiniz ama para yok. Bir gün geçti, üç gün geçti, bir hafta geçti… İşveren ise “Birkaç güne yatıracağız” demeye devam ediyor. Peki çalışan ne yapacak? Maaşı ödenmediği halde çalışmaya devam etmek zorunda mı, yoksa “Maaşımı alamıyorsam ben de çalışmıyorum” deme hakkı var mı?

Aslında İş Kanunu bu ihtimali açıkça düzenliyor. Ancak burada çoğu kişinin bilmediği önemli bir sınır var: 20 gün. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 34. maddesine göre ücreti, ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabiliyor. Yani maaşınızın ayın 5'inde yatması gerekiyorsa, ayın 6'sında “Maaşım yatmadı, artık çalışmıyorum” demeniz sizi otomatik olarak haklı hale getirmiyor. Kanunun bu özel koruması için yirmi günlük sürenin geçmesi gerekiyor.

Peki yirmi gün geçtiğinde ne değişiyor? Şartları oluştuğunda işçi, ücretini alamadığı için çalışmaktan kaçınabiliyor ve işveren iş sözleşmesini sırf bu nedenle feshedemiyor. Üstelik bu işçilerin yerine yeni işçi alınamıyor, yaptıkları işler başkalarına yaptırılamıyor. Birden fazla çalışanın aynı nedenle bu hakkı kullanması da grev sayılmıyor. Kısacası kanun, “Maaşını alamıyorsan yine de çalışmaya devam etmek zorundasın” demiyor.

Buraya kadar her şey güzel. O halde yirmi gün dolduğunda telefonu kapatıp işe hiç gitmemek yeterli mi? İşte o kadar kolay değil. Kanunun kullandığı ifade “işe gitmeme hakkı” değil, “iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkı.” Bu nedenle hiçbir açıklama yapmadan işe gitmemek, sonradan devamsızlık tartışmasına dönüşebilir. Ücretin hangi tarihte ödenmesi gerektiği, gerçekten ödenip ödenmediği ve işçinin neden çalışmadığı uyuşmazlık çıktığında önem kazanır. Bu hakkın kullanıldığının işverene ispatlanabilir şekilde bildirilmesi, sonradan yaşanabilecek “İşe gelmedi, ben de çıkardım” tartışmalarının önüne geçmek açısından çok daha güvenlidir.

Bir de insanın aklına doğal olarak şu geliyor: “Madem maaşımı ödemediler ve kanun bana çalışmama hakkı verdi, çalışmadığım günlerin ücretini de alırım.” Burada küçük ama önemli bir sürpriz var. Yargıtay, İş Kanunu'nun 34. maddesine dayanılarak iş görmekten kaçınılan süre bakımından, fiilen çalışılmayan günlerin ücretinin ayrıca talep edilemeyeceği yönünde kararlar vermiştir. Yani kanun size belirli şartlarda çalışmaktan kaçınma hakkı tanıyor; ancak bu, çalışmadığınız günlerin ücretinin de otomatik olarak cebinize gireceği anlamına gelmiyor.

Peki geciken maaş ne olacak? İşverenin “Nasıl olsa sonra ödedim” demesi meseleyi tamamen ortadan kaldırmıyor. İş Kanunu, gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanacağını düzenliyor. Dolayısıyla maaşın zamanında ödenmesi yalnızca işverenin iyi niyetine bırakılmış bir mesele değil; ücret ödeme borcunun zamanında yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları da var.

Burada bir başka ayrımı da kaçırmamak gerekiyor. Çalışmaktan kaçınmak ile iş sözleşmesini sona erdirmek aynı şey değil. İş Kanunu'nun 34. maddesindeki yirmi günlük süre çalışmaktan kaçınma hakkına ilişkin. Ücretin kanuna veya sözleşmeye uygun şekilde hesaplanmaması ya da ödenmemesi nedeniyle işçinin sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi ise Kanun'un 24. maddesinde ayrıca düzenleniyor. Dolayısıyla “Maaşım ödenmedi ama 20 gün geçmedi, hiçbir hakkım yok” düşüncesi de doğru değil.

Maaş, işverenin uygun olduğunda yerine getireceği bir ödeme değil; çalışanın emeğinin karşılığı ve iş sözleşmesinin en temel borçlarından biri. Ancak maaşın gecikmesi, işçiye istediği anda istediği şekilde çalışmayı bırakma hakkı da vermiyor.

Bu yüzden maaş günü geçtiğinde yalnızca banka hesabınıza değil, takvime de bakın. Çünkü bazen iş hukukunda birkaç gün, kimin haklı olduğunu değiştirebilir.