Eskiden anne babaların en büyük korkusu çocuklarının sokakta başına bir iş gelmesiydi. Şimdi ise çocuk odasından çıkmadan da başına iş açabiliyor. Üstelik bazen o iş, çocuğun değil anne babanın başına açılıyor.
Bir düşünün... Çocuğunuz geliyor ve "Telefonunu bir on dakika alabilir miyim?" diye soruyor. Siz de veriyorsunuz. En fazla ne olabilir ki? Birkaç video izler, oyun oynar, belki yanlışlıkla patronunuzu arar. Sonra telefonunuza bir banka bildirimi düşüyor. 4.999 TL... Ardından bir tane daha... Bir tane daha... Meğer çocuğunuz oyunda elmas, altın, kostüm ya da karakter satın alıyormuş. Hem de gerçek parayla.
İşte tam bu noktada herkes aynı soruyu soruyor: "Bu para geri alınabilir mi?"
Keşke cevabı da soru kadar kısa olsaydı.
Çünkü hukukta sihirli bir "Ebeveyn mağdurdur, para iade edilir." düğmesi yok. Her olay kendi içinde değerlendirilir. Çocuğun yaşı, yaptığı işlemin sonuçlarını anlayabilecek durumda olup olmadığı, ödemenin nasıl gerçekleştiği, telefonda güvenlik doğrulamalarının açık olup olmadığı ve daha birçok ayrıntı sonuca etki edebilir. Yani her olayın cevabı aynı değildir.
Ama işin ilginç tarafı şu: Dijital dünyada çocukların başına gelebilecek tek hukuki mesele oyun içi alışverişler değil.
Eskiden okul çıkışında edilen bir kavga okul bahçesinde kalırdı. Bugün ise aynı kavga önce sınıf grubuna, sonra sosyal medyaya, ardından binlerce kişinin ekranına taşınabiliyor. Bir arkadaşının fotoğrafını izinsiz paylaşmak, küçük düşürücü bir video hazırlamak, hakaret içerikli mesaj göndermek ya da "Şaka yapıyordum." diyerek birini hedef göstermek... Bunların hiçbiri internet ortamında yapıldı diye hukukun ilgi alanının dışına çıkmıyor.
İnternetin fişini çekince hukuk da kapanmıyor.
Hatta bazen dijital ortamda yapılan bir paylaşımın etkisi, yüz yüze söylenen birkaç cümleden çok daha büyük olabiliyor. Çünkü söylenen söz unutulabilir; ancak internete düşen bir içerik saniyeler içinde yayılabiliyor, kaydedilebiliyor ve uzun süre dolaşımda kalabiliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, "O zaman çocuklara telefon vermeyelim."
Açıkçası bu da gerçekçi bir çözüm değil. Bugünün çocukları dijital dünyanın içinde büyüyor. Yasaklamak yerine doğru kullanmayı öğretmek çok daha etkili. Nasıl ki karşıdan karşıya geçmeyi öğretiyoruz, dijital dünyada da hangi davranışların sonuç doğurabileceğini anlatmamız gerekiyor.
Anne babaların burada yapabileceği küçük ama önemli adımlar var. Ödeme bilgilerini kontrol etmek, uygulama mağazalarında her alışveriş için şifre veya biyometrik doğrulama istemek, ebeveyn kontrolü özelliklerini kullanmak ve en önemlisi çocukla konuşmak... Evet, teknoloji gelişti ama hâlâ en etkili güvenlik sistemi aile içinde kurulan sağlıklı iletişim.
Çocuklar hata yapabilir. Hatta yapacaklar da. Çünkü çocuk olmanın doğasında bu var. Ancak dijital dünyada yapılan bazı hataların faturası, eskisine göre çok daha ağır olabiliyor. Bazen bir oyun içi satın alma, bazen düşünmeden atılmış bir mesaj, bazen de birkaç saniyelik bir paylaşım... Kısacası çocuklar bugün yalnızca dijital bir dünyada büyümüyor; aynı zamanda hukuki sonuçları olan bir dünyada büyüyor. Belki de artık çocuklarımıza sadece telefon kullanmayı değil, dijital sorumluluğu da öğretmenin zamanı gelmiştir.