Son üç yılda şirketlerin borçları öz kaynaklarından daha hızlı büyüdü. Aynı dönemde ticari alacak ve borçlardaki artış da dikkat çekici boyutlara ulaştı. Son açıklanan sektör bilançoları, şirketlerin finansman yapısında önemli bir değişim yaşandığını gösteriyor.

Türkiye’de şirketlerin finansman sorunu konuşulduğunda ilk akla gelen banka kredileri ve faizler oluyor. Oysa geçtiğimiz günlerde TCMB tarafından açıklanan sektör bilançolarına baktığımızda, şirketlerin finansmanında başka bir kaynağın daha öne çıktığını görüyoruz.

Şirketlerin birbirlerine açtıkları vadeler.

2025 yılı sonunda 1 milyon 150 bin şirketin toplam aktif büyüklüğü yaklaşık 124 trilyon liraya ulaşmış durumda. Bunun 67,2 trilyon lirası yabancı kaynaklardan, 56,7 trilyon lirası ise öz kaynaklardan oluşuyor.

2023 yılında ise şirketlerin 32,5 trilyon liralık yabancı kaynağına karşılık 35,1 trilyon lira öz kaynağı vardı. Yani öz kaynaklar yabancı kaynakların üzerindeydi.

2025 sonunda bu denge tersine dönmüş görünüyor.

Şirketlerin Borçluluğu Neden Artıyor?

2023 yılında şirketlerin her 100 liralık öz kaynağına karşılık yaklaşık 93 lira yabancı kaynak vardı. Bu rakam 2024’te 98 liraya, 2025’te ise 118 liraya çıktı.

Son üç yılda toplam aktifler yüzde 83, öz kaynaklar yüzde 62 artarken yabancı kaynaklardaki artış yüzde 107 oldu.

Elbette yüksek enflasyonun yaşandığı ve enflasyon muhasebesinin uygulandığı bir dönemde nominal tutarlardaki artışları tek başına değerlendirmek doğru olmaz. Ancak yabancı kaynakların öz kaynaklardan çok daha hızlı artması, şirketlerin finansman yapısındaki değişimi açık biçimde ortaya koyuyor.

Şirketler yatırım yapmak, stoklarını veya işletme sermayesi ihtiyacını finanse etmek için borçlanabilir. Borçlanmak tek başına bir sorun değil. Burada borcun miktarı kadar, şirketlerin bu finansmanı nereden sağladığı da önemli.

Şirketleri Sadece Bankalar mı Finanse Ediyor?

2025 yılı sonunda şirketlerin mali borçları yaklaşık 20,7 trilyon lira. Ticari borçları ise 20,6 trilyon lira.

İki rakamın neredeyse aynı olması üzerinde durmaya değer.

Bir şirket bankadan dört ay vadeli kredi kullandığında bunun bir finansman kaynağı olduğunu biliyoruz. Aynı şirket satın aldığı malın bedelini dört ay sonra ödediğinde de bir finansman imkânı elde ediyor. Bu kez kaynağı banka değil, malı satan şirket sağlıyor.

2023 yılında 9,7 trilyon lira olan ticari borçlar, 2025 sonunda 20,6 trilyon liraya ulaştı. Aynı dönemde ticari alacaklar 8,9 trilyon liradan 19,9 trilyon liraya çıktı.

Üç yılda ticari borçlardaki artış yüzde 112, ticari alacaklardaki artış yüzde 123 oldu. Aynı dönemde mali borçlar yüzde 102 arttı.

Demek ki şirketlerin finansman ihtiyacını sadece bankalar karşılamıyor. Bankalara yakın büyüklükte bir kaynağı birbirlerinden sağlıyorlar.

Uzayan Vadeyi Gerçekte Kim Finanse Ediyor?

Ticari hayatın vadeli işlemler olmadan yürütülmesi mümkün değil. Önemli olan, vadeler uzadığında ortaya çıkan finansman ihtiyacını kimin karşıladığı.

Bir şirket tedarikçisinden aldığı malın bedelini 120 gün sonra ödediğinde dört ay boyunca bir finansman imkânı elde ediyor. Ancak aynı dört ay, malı satan şirket açısından tahsilatın beklenmesi gereken bir süre.

Tedarikçi satışını yapmış, faturasını kesmiş ve kâr etmiş olabilir. Fakat para henüz kasasına girmemiştir. Buna karşılık ücretleri, vergileri, SGK primlerini ve diğer giderlerini ödemeye devam eder.

Öz kaynağı yeterliyse bu süreyi kendi kaynaklarıyla finanse edebilir. Yeterli değilse banka kredisine veya kendi tedarikçilerinden sağlayacağı vadeye ihtiyaç duyar.

Böylece bir şirketin kullandığı ticari vade, başka bir şirketin finansman ihtiyacına dönüşür.

Özellikle büyük şirketlerle daha küçük tedarikçiler arasındaki ilişkide bu konu daha önemli hale geliyor. Pazarlık gücü yüksek olan şirket ödeme vadesini uzatabilirken, daha küçük işletmenin aynı finansman imkânına ulaşması her zaman mümkün olmayabilir.

Dolayısıyla sorun şirketlerin birbirlerini finanse etmeleri değil, bu finansmanın yükünün hangi şirketlerin üzerinde kaldığıdır.

Bu Yapı Neden Önemli?

Şirketlerin birbirlerine ticari kredi sağlaması yeni bir durum değil. Ancak son üç yıldaki değişimin hızı dikkat çekici.

Şirketlerin aktifleri yüzde 83, özkaynakları yüzde 62 artarken ticari alacakları yüzde 123, ticari borçları yüzde 112 ve mali borçları yüzde 102 artmış.

Bu tablo, şirketlerin faaliyetlerini sürdürürken dış finansmana olan ihtiyaçlarının her geçen gün arttığını gösteriyor.

İşler yolunda giderken sistem çalışır. Şirket malını satar, alacağını zamanında tahsil eder, borcunu öder ve faaliyetlerine devam eder.

Ancak tahsilat süreleri uzamaya başladığında ise durum değişir. Çünkü bir şirketin ticari borcu başka bir şirketin ticari alacağıdır. Bir şirket ödemesini geciktirdiğinde karşı tarafın nakit akışı da etkilenir. O şirket kendi ödemelerini geciktirirse sorun tedarik zincirinin diğer halkalarına doğru ilerler.

Ticari alacak ve borçların hızlı büyümesi, bu nedenle şirketlerin birbirlerinin nakit akışına daha bağımlı hale geldiğini de gösteriyor.

Peki Bu Yapı Sürdürülebilir mi?

Borcun artması tek başına bir sorun değil. Şirket borçlanırken öz kaynağını, kârlılığını ve nakit yaratma gücünü de artırabiliyorsa borç yükünü taşıyabilir. Ancak son üç yıllık rakamlar bu açıdan dikkat çekici. Yabancı kaynaklar yüzde 107, ticari alacaklar yüzde 123 artarken öz kaynaklardaki artış yüzde 62’de kalmış. Bu eğilim devam ederse şirketlerin borç ve tahsilat yükünü taşımaları giderek zorlaşabilir.

Özellikle tahsilat sürelerinin uzadığı ve finansman maliyetlerinin yüksek kaldığı bir ortamda, borcun ne kadar olduğundan çok şirketin bu borcu çevirecek nakdi üretip üretemediği önem kazanıyor.

Kâr Etmek Yeterli mi?

Bir şirket satışlarını artırabilir, kâr da edebilir. Ancak sattığı malın parasını altı ay sonra tahsil ediyor, giderlerini ise çok daha kısa sürede ödüyorsa aradaki süreyi finanse etmek zorundadır.

Bu nedenle bugün şirket yöneticisinin yalnızca satışlara ve kâra bakması yeterli değil.

Alacaklar kaç günde tahsil ediliyor?

Borçlar kaç günde ödeniyor?

İki süre arasındaki fark hangi kaynakla finanse ediliyor ve bunun şirkete maliyeti ne kadar?

Bu sorular geçmişte de önemliydi. Ancak şirketlerin öz kaynaklarından daha hızlı borçlandığı ve ticari alacakların üç yılda yüzde 123 arttığı bir ortamda çok daha önemli hale geldi.

Türkiye’de şirketlerin borçlanması artarken, birbirlerine sağladıkları finansmanın payı da giderek büyüyor.

Şirketler birbirlerinin finansmanına daha fazla bağımlı hale geldikçe tahsilat sorunu da tek bir şirketin sorunu olmaktan çıkıyor. Bir yerde başlayan ödeme güçlüğü, ticari alacaklar üzerinden başka şirketlere taşınabiliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde şirketler açısından krediye ulaşmak ve kredi maliyetini yönetmek kadar önemli başka bir konu daha var:

Satışı yapmak değil, satıştan doğan parayı zamanında tahsil edebilmek.