Ben ticaretten gelen biriyim.
Üstelik ticarette çok acı tecrübeler yaşamış, dört yıllık bir işletmeyi batırmışlığım da var.
Şimdi düşünüyorum: Devlet köprüleri, otoyolları ve çevre yollarını özelleştirmeye hazırlanıyorsa ben de mahallemden birkaç arkadaşımı yanıma alıp bu işe talip olsam…
Önce Sivaslıları, sonra köylülerimi ortak etsem; olmadı tek başıma girsem…
Devlet bankalarının kapısını çalsam.
“Bana yeteri kadar kredi verin, elimde avucumda ne varsa koyacağım, kalanını da borçlanacağım. Şu köprülerden birini satın alacağım.”
Sonra da birkaç yıl işletip bakarım.
Zarar edersem satarım!
Nasıl olsa devlet de zarar ediyor olmalı ki satıyor!
İşte bu noktada benim ticari aklım duruyor.
Çünkü ticarette altın kural şudur:
Para kazandıran mal satılmaz, para kazandırmayan mal elden çıkarılır.
Peki devletin yıllardır işlettiği, vatandaşın ödediği vergilerle yaptığı, milyarlarca liralık yatırımlarla oluşturduğu ve bugün gelir üreten köprüleri, otoyolları neden satıyoruz?
Asıl sorulması gereken soru budur.
BU BİR YAP-İŞLET-DEVRET MESELESİ DEĞİL!
Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekiyor.
Ortada sıfırdan özel sektörün yapacağı bir yatırım yok.
Devletin kendi kaynaklarıyla, halkın vergileriyle, milletin parasıyla yapılmış devasa altyapı yatırımlarından söz ediyoruz.
Yollar yapılmış.
Köprüler yapılmış.
Milyarlarca lira harcanmış.
Yıllarca bakım ve onarımları yapılmış.
Şimdi ise bunlar gelir üreten varlıklara dönüştükten sonra satış gündeme geliyor.
Yani tavuğu satın almıyoruz.
Altın yumurtlamaya başlamış tavuğu satıyoruz!
Benim itirazım tam da buna.
Devletin kasasına bugün birkaç milyar, birkaç on milyar veya daha fazla para girebilir.
Peki yarın?
Her yıl gelir getirecek bir varlığı elinizden çıkardığınızda, bir defalık gelir karşılığında gelecekteki sürekli geliri de devretmiş olmuyor musunuz?
DEVLET NEDEN SÜREKLİ SATIYOR?
Bir zamanlar tekel fabrikaları satıldı.
Şeker fabrikaları satıldı.
Devlete ait fabrikalar, işletmeler, araziler ve çeşitli kamu varlıkları elden çıkarıldı.
Her satışın kendi gerekçesi vardı.
“Kamu küçülecek.”
“Verimlilik artacak.”
“Devlet ticaret yapmayacak.”
“Kaynak oluşturulacak.”
Belki bazı özelleştirmelerin ekonomik gerekçeleri vardı.
Ama insan bugün dönüp geriye baktığında ister istemez şu soruyu soruyor:
Devletin elinde satılacak ne kaldı?
Şimdi sıra para kazandıran köprü ve otoyollara mı geldi?
Eğer öyleyse artık mesele sadece bir özelleştirme değildir.
Bu, devletin gelecekteki gelir kaynaklarının nasıl değerlendirileceği meselesidir.
BİR TİCARETÇİ OLARAK BUNU ANLAMIYORUM
Ben kötü ticaret yapmış bir insanım.
Dört yıl bir işletme yürüttüm ve batırdım.
Ama şunu öğrendim:
Kazandıran varlığın kıymeti, yalnızca bugünkü satış fiyatı değildir.
O varlığın yarın ne kazandıracağı da hesaba katılır.
Bir dükkânınız var.
Her ay kira getiriyor.
Siz bugün paraya sıkıştınız diye dükkânı satarsanız elinize para geçer.
Ama ertesi ay kira geliriniz yoktur.
Sonraki ay da yoktur.
Sonraki yıl da yoktur.
İşte devlet açısından da mesele budur.
Bugün elde edilecek satış gelirinin karşısına, yarın kaybedilecek kamu gelirlerini koymadan yapılan hesap bana göre eksik hesaptır.
“DEVLETİN PARAYA İHTİYACI VAR” DENİLİYORSA…
Devletin paraya ihtiyacı olabilir.
Ekonomik sıkıntılar yaşanabilir.
Bütçe açığı olabilir.
Borç olabilir.
Faiz ödemeleri olabilir.
Ama devletin paraya ihtiyacı var diye gelecekte sürekli gelir üretecek milli varlıkları satmak, bana göre üzerinde çok daha fazla düşünülmesi gereken bir yöntemdir.
Çünkü bugün parayı alırsınız.
Yarın varlık başkasının olur.
Bugün bütçeyi rahatlatırsınız.
Yarın o varlığın gelirinden mahrum kalırsınız.
Ve yıllar sonra çocuklarımız bize şunu sorarsa şaşırmayalım:
“Baba, bu köprüler, bu yollar eskiden devletin değil miydi?”
Biz de:
“Evet evladım, devletindi. Ama bir zamanlar sattık.”
demek zorunda kalmayalım.
SERVETİN KAYNAĞI DA DENETİMİ DE ÖNEMLİDİR
Elbette herkesin serveti kendisinindir.
Bir insanın kendi emeğiyle, ticaretiyle, yatırımıyla kazandığı servete hukuksuz biçimde el konulmasını savunmak mümkün değildir.
Ama başka bir gerçek de var:
Bir ülkede çok kısa sürede olağanüstü servetlere ulaşan insanların bulunduğu bir ortamda, devletin milyarlarca liralık varlıklarını kimin, hangi şartlarla ve hangi finansmanla satın alabileceği sorusu da sorulmalıdır.
Bu, kişilerin servetine düşmanlık değildir.
Kamunun hakkını koruma meselesidir.
Kim alırsa alsın;
hangi şartlarla alıyor?
Parayı nereden buluyor?
Satış bedeli nasıl hesaplandı?
Devletin gelecekteki gelir kaybı hesaplandı mı?
İhaleler gerçekten rekabetçi mi, adresler belli mi ?
Kamu yararı nerede?
Bunların hepsi millet adına sorulması gereken sorulardır.
Çünkü devlet malı, herhangi bir şirketin patronunun malı değildir.
Devlet malı milletin malıdır.
BENİM İÇİMİ ACITAN ASIL MESELE BU
Ben bu ülkenin ekmeğini yedim.
Suyunu içtim.
Bu devletin kurumlarında çalışıyorum.
Bu ülkenin büyümesiyle, devletim güçlü olduğunda bundan rahatsızlık değil, gurur duyanlardanım.
O nedenle bugün köprülerin, otoyolların ve benzeri stratejik kamu varlıklarının satılmasının konuşulması beni gerçekten üzüyor.
Çünkü ben burada sadece bir ihale görmüyorum.
Milletin ortak malının geleceği hakkında bir karar görüyorum.
Ve açık söyleyeyim:
Bu tür satışlar toplumun vicdanında çok ağır yaralar açıyor.
Tek tek satışların hukuki niteliğini tartışmıyorum.
Benim derdim daha büyük:
Devlet neden sürekli sahip olduğu varlıkları satmak zorunda kalıyor?
Ve daha önemlisi:
Bugün sattığımız varlıkların yerine yarın ne koyacağız?
SON SÖZ
Ben dört yıllık işletmesini batırmış bir ticaret erbabı olarak köprü satın almaya kalksam, herhalde önce bana gülerler.
“Sen kendi işletmeni batırdın, devletin milyarlık köprüsünü mü işleteceksin?” derler.
Haklılar da!
Ama o zaman benim aklıma daha büyük bir soru geliyor:
Devlet, para kazandıran kendi varlıklarını neden satıyor?
Ben ticarette bir şeyi öğrendim:
Borç ödemek için sürekli sermaye satılmaz.
Bir gün elinizde satacak hiçbir şey kalırsa, o zaman ne yapacaksınız?
Bugün köprüyü satarsınız.
Yarın otoyolu.
Öbür gün başka bir kamu varlığını…
Sonra?
İşte benim korkum burada.
Bu ülkenin geleceği, günü kurtarmak için paraya çevrilecek kadar ucuz değildir.
Köprüler yalnızca beton ve demir değildir.
Otoyollar yalnızca asfalt değildir.
Bunlar milletin vergileriyle, devletin gücüyle, bu ülkenin onlarca yıllık emeğiyle ortaya çıkmış milli servetlerdir.
Elbette devlet malını satabilir.
Ama her satılabilen şeyin satılması gerektiği anlamına gelmez.
Hele ki altın yumurtlayan tavuğu kesip yumurtanın parasını bugün harcamak, bana ticaret de devlet yönetimi de olarak akıllıca gelmiyor.
Ve bu nedenle vatandaş olarak soruyorum:
Devletin paraya ihtiyacı varsa başka yollar yok mu?
Neden önce gelir üreten milli varlıklar?
Neden milletin gelecekteki gelirini bugünün ihtiyacına feda ediyoruz?
Bunun adı hukuken ne olursa olsun, vatandaşın vicdanında oluşan duygu çok daha ağırdır:
Milli servetin günübirlik hesaplarla elden çıkarılması, bu ülkeye ve gelecek nesillere karşı çok ağır bir sorumluluktur.
Ben şahsen böyle bir tabloyu gördüğümde yalnızca üzülmüyorum.
İçim yanıyor.
Çünkü mesele bir köprü meselesi değil.
Mesele, bu ülkenin geleceğinin hangi bedelle ve kimin eline bırakılacağı meselesidir.