Ben bu ülkenin vatanını, milletini ve bayrağını seven; güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti hayaliyle yaşayan güçlü olduğunda bununla gurur duyan bir vatandaşım.
Çok şükür benim gibi düşünen insan sayısı ülkenin yarısından çok ama çok fazla !
Askerlik yaptığımda da, iş hayatına atıldığımda da, evlendiğimde de, sendikacılık yaptığımda da, birlikte hareket ettiğim insanların gerçek yüzlerini görüp yollarımızı ayırdığımızda da aynı yerdeydim.
Bugün de aynı yerdeyim. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri.
Benim düşüncelerim değişmedi. Ama değişmediğini söyleyip değişenler oldu.
Türkiye Cumhuriyeti yalnızca benim veya benim gibi düşünenlerin değildir. Bu ülke, Anayasa ve kanunların verdiği haklar çerçevesinde yaşayan 86 milyon insanın ortak vatanıdır.
Bu nedenle benim gibi düşünmeyen herkesi hain ilan etmem. Siyasi görüşü farklı diye kimseyi düşman görmem. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’ne, milletimizin birliğine, Cumhuriyet’e, Anayasa’ya ve devletin bütünlüğüne açık veya gizli biçimde düşmanlık eden kim olursa olsun, karşısında durmak da vatandaşlık sorumluluğumdur.
Özgürlük başıboşluk değildir
Benim itirazım özgürlüğe, farklı düşünceye, örgütlenmeye veya insanların bir araya gelmesine değildir.
İtirazım, hiçbir kişi veya yapının devletin üzerinde ya da devlete alternatif bir güç haline gelmemesinedir.
Türkiye geçmişte devlet içinde devlet olmaya çalışan yapıların nelere mal olduğunu yaşayarak gördü. 15 Temmuz bunun en ağır örneklerinden biridir.
Buradan çıkarılması gereken ders açıktır:
Devlet hiçbir yapıya, hiçbir siyasi veya sosyal güce kendisinden daha büyük bir sadakat alanı oluşturma imkânı vermemelidir.
Devletin ölçüsü “bizden olanlar” veya “bize karşı olanlar” değil, hukuka uyanlar ve uymayanlar olmalıdır.
Çerçeve yasa konusunda kaygım devam ediyor
Bu nedenle daha önce kamuoyunda tartışılan ve Meclis’ten geçen çerçeve yasa konusunda kaygılarım sona ermiş değildir.
Bizim itirazımız barışa, huzura veya vatandaşlarımızın bir arada yaşamasına değildir.
Bizim kaygımız; yıllarca terörle mücadele etmiş, evladını şehit vermiş, gazi olmuş, devletinin yanında durmuş insanların güvenliğinin, hukukunun ve geleceğinin yeterince hesaba katılıp katılmadığıdır.
Silahların susmasını herkes ister.
Fakat silahların susması, devletin hafızasının silinmesi demek değildir.
Devlet geçmişi unutmaz; kin de tutmaz.
Devlet adaletle hareket eder.
Bedel ödeyenleri unutamayız
Yıllarca Doğu ve Güneydoğu’da devletin yanında duran askerlerimizi, polislerimizi, güvenlik korucularımızı ve vatandaşlarımızı unutamayız.
Şehitleri, gazileri, terör örgütünün tehdidine rağmen devletinden vazgeçmeyen insanları unutamayız.
Özellikle devletin yanında durduğu için hedef haline gelen vatandaşlarımızın geleceği konusunda kaygı duymak zorundayız.
Ankara’da masa başında alınan bir kararın bedelini, yıllar önce terörün hedefi olmuş bir vatandaşın çocuğu ödeyebilir.
Bu nedenle devlet adına karar verenlerin yalnızca bugünü değil, yarının muhtemel mağduriyetlerini de hesaplaması gerekir.
Kürt vatandaşlarımız ile terör örgütlerini ayırmak zorundayız
Bir başka önemli noktayı da açıkça söylemek gerekir:
Türkiye’nin Kürt vatandaşları ile terör örgütleri aynı kefeye konulamaz.
Devletinin yanında duran, teröre karşı mücadele eden, evladını şehit veren Kürt vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit ve asli vatandaşlarıdır.
Bizim meselemiz bir etnik kimlikle değil, terörle ve hukuk dışı yapılanmalarla ilgilidir.
Türkiye’nin geleceği, farklı kimliklere sahip bütün vatandaşların ortak hukukunda ve ortak vatan anlayışında yatmaktadır.
Devletin hafızası vardır
“Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz.”
Devlet de millet de yaşadıklarını unutmamalıdır.
Ama unutmamak intikam almak değildir.
Unutmamak, aynı hataları yeniden yapmamaktır. Devlet içinde oluşan yapılardan ders çıkarmaktır. Terör mağdurlarını yeni bir mağduriyetin içine sokmamaktır.
Ve geleceği adalet üzerine kurmaktır.
Biz korkmuyoruz, susmayacağız
Bütün bunları söylerken kimseye hakaret etmiyoruz.
Kimseyi peşinen suçlamıyoruz.
Ama susmuyoruz.
Yıllardır yanlış gördüğümüzde söyledik, doğru gördüğümüzde destekledik. Birlikte yürüdüğümüz insanların yollarından ayrıldığımızda da nedenlerini söyledik.
Bugün de aynı şeyi yapacağız:
Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyeceğiz.
Kim yaparsa yapsın. Hangi siyasi makamdan gelirse gelsin. Hangi çevre desteklerse desteklesin. Çünkü bizim sadakatimiz kişilere değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun anayasal düzeninedir.
Benim durduğum yer belli.
Vatanımın, milletimin ve bayrağımın yanındayım.
Güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti istiyorum.
Ama bu gücün kişilerin iradesinde değil, hukukun üstünlüğünde olmasını istiyorum.Kimseyi benim gibi düşünmediği için hain ilan etmeyeceğim.Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, milletimizin birliğine, devletimizin bütünlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine karşı açık veya gizli her girişimin karşısında duracağım. Hakaret etmeyeceğim. Kin tutmayacağım. İntikam istemeyeceğim.
Ama susmayacağım.
Çünkü bizim şehitlerimize, gazilerimize, yıllarca terörle mücadele etmiş insanlarımıza ve gelecek nesillerimize karşı sorumluluğumuz var.
Kim ne derse desin, kim tehdit eder veya korkutmaya çalışırsa çalışsın; Geri adım atmayacağız.
Çünkü bizim meselemiz siyasi hesap değil.
Bizim meselemiz Türkiye’dir. Ve Türkiye söz konusu olduğunda susmanın da bir bedeli vardır.