Bazen insanın aklına tek bir soru geliyor:

Bizi gerçekten kandırıyorlar mı?

Aylar önce başlayan süreçte kamuoyuna sürekli aynı cümleler kuruldu.

“Terörsüz Türkiye.”

“Silahlar bırakılıyor.”

“Devletin bir bildiği vardır.”

“Kimse endişe etmesin.”

“Terör örgütüne taviz verilmeyecek.”

“Şehitlerimizin hatırası asla incitilmeyecek.”

Toplumun önemli bir kesimi, özellikle de şehit aileleri, gaziler ve yıllarca terörün acısını yaşamış vatandaşlarımız, bu sözlere güvenmeleri gerektiği yönünde telkin edildi. Endişelerini dile getirenler ise kimi zaman “bekleyin”, kimi zaman “devleti yıpratmayın”, kimi zaman da “olmayacak şeyleri konuşuyorsunuz” denilerek susturulmaya çalışıldı.

Oysa demokratik toplumlarda soru sormak, endişe dile getirmek ve iktidarın attığı adımları sorgulamak vatandaşın en doğal hakkıdır.

Dün Adalet Bakanlığından yapılan, “Genel af yoktur, PKK’lılara yöneliktir çalışmalar var” açıklamaları sonrasında ise kamuoyunda yeni tartışmalar başladı. Açıklamalar, bazı kesimlerde daha önce dile getirilen kaygıların yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Hükûmetin yaklaşımına ilişkin soru işaretleri artarken, kamuoyunun beklentisi açık ve net bir bilgilendirmedir.

Bu mesele herhangi bir siyasi tartışma değildir.

Bu mesele, kırk yılı aşkın süredir devam eden terörle mücadelede verilen on binlerce canın, dökülen gözyaşının ve ödenen ağır bedellerin meselesidir.

Türkiye Cumhuriyeti, terörle mücadelede büyük bedeller ödemiş bir devlettir. Binlerce şehit, binlerce gazi, milyonlarca vatandaşın yaşadığı acılar ve ekonomik olarak ödenen çok ağır faturalar hafızalardaki yerini korumaktadır. Böylesine hassas bir konuda kullanılacak her kelime, atılacak her adım ve hazırlanacak her düzenleme en yüksek şeffaflıkla milletle paylaşılmalıdır.

Milletin güvenini kazanmanın yolu, belirsizlik üretmek değil; açık konuşmaktır.

Bugün vatandaşın cevabını aradığı soru şudur:

Terörle mücadelede değişen nedir?

Devletin temel ilkelerinde bir değişiklik yoksa, bu süreç hangi hukuki çerçevede yürütülmektedir?

Şehit ailelerinin ve gazilerimizin hassasiyetleri nasıl korunacaktır?

Bu sorulara verilecek açık cevaplar, toplumdaki tartışmaların da önünü kesecektir.

Türk milleti kandırılmaktan yorulmuştur.

Siyasette farklı görüşler olabilir.

Dün söylenenle bugün yapılan arasında değişiklikler de yaşanabilir.

Ancak milletin en hassas olduğu konularda kullanılan dil, güven duygusunu zedelememelidir.

Terörle mücadele, günlük siyasetin konusu olamayacak kadar hayati bir meseledir.

Bu nedenle devlet yöneten herkesin, attığı her adımın sadece bugünü değil, gelecek nesillerin devlete olan güvenini de etkileyeceğini unutmaması gerekir.

Hiç kimse, şehitlerimizin fedakârlığını tartışmaya açacak, gazilerimizin mücadelesini değersizleştirecek veya terörden zarar gören vatandaşlarımızın acılarını hafife alacak bir görüntünün oluşmasına sebep olmamalıdır.

Türk milleti sağduyuludur; ama aynı zamanda güçlü bir hafızaya da sahiptir.

Gerektiğinde en büyük fedakârlığı yapan da bu millettir, gerektiğinde sandıkta en güçlü cevabı veren de…

Millet, doğruları söyleyen siyasetçiyi de unutmaz; kendisini eksik bilgilendirdiğini düşündüğü siyasetçiyi de.

Bu nedenle yapılması gereken şey çok basittir:

Kapalı kapılar ardında yürütüldüğü izlenimi veren süreçler yerine, hukuk içinde, Anayasa’ya bağlı, şeffaf ve milletin vicdanını rahatlatacak bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.

Çünkü bu mesele herhangi bir siyasi pazarlığın değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğünün, hukuk devletinin ve milletin ortak vicdanının meselesidir.

Türk milleti gerçeği duymayı hak ediyor.

En çok da, kendisi adına konuşanların, kendisine karşı her zaman dürüst olmasını…