Bir düşünün.

Ailenize anlatmadığınız bir ilişkiniz var. Kimseye zararınız yok, kimseyi kandırmıyorsunuz; sadece hayatınızın bir kısmı size ait. Bir gün biri sizi o kişiyle birlikte fotoğraflıyor. Bununla da yetinmeyip fotoğrafı alıp ailenize gösteriyor.

“Ne var canım, fotoğraf bu” deniliyor.

Bu durum basit değildir.

Bu, özel hayatın gizliliğinin ihlalidir.

Hukuk bu noktada son derece nettir. Bir bilginin doğru olması, onun paylaşılmasını meşru hâle getirmez. Kişi anlatmıyorsa, bir başkasının bunu ifşa etme hakkı yoktur. Fotoğrafın sokakta çekilmiş olması da sonucu değiştirmez. Çünkü sıradan bir vatandaş için kamusal alanda bulunmak, fotoğraflanmayı otomatik olarak kabul etmek anlamına gelmez.

Uygulamada en sık karşılaşılan savunma aynıdır:

“Ama sokaktaydı.”

Hukuk bu cümleyle yetinmez. Değerlendirme şu soruyla yapılır: Kamera kime çevrilmiştir? Sokağı çekerken kadraja girmek başka, doğrudan bir kişiyi hedef alarak fotoğrafını çekmek başkadır. İlki çoğu zaman sorun yaratmazken, ikincisi özel hayatın gizliliği ihlali tartışmasını başlatır.

Durumu bu kez tersinden ele alalım.

Fotoğrafı çeken kişi sizsiniz.

Bir kafede oturuyorsunuz. Karşı masadaki iki kişinin fotoğrafını çekiyorsunuz. “Herkesin içinde oturuyorlar” düşüncesi aklınıza geliyor. Ancak bu fotoğraf, o kişilerin hayatına dair bir bilgiyi açığa çıkarıyorsa ve bu görüntü birilerine gösteriliyor ya da paylaşılıyorsa, “sadece çektim” savunması yeterli olmaz. Hukuk, niyetten çok ortaya çıkan sonuca bakar.

Aynı değerlendirme ünlüler için her zaman geçerli değildir.

Kamuya mal olmuş kişilerin kamusal alandaki görüntülerinin yayımlanması çoğu zaman hukuka aykırı sayılmaz. Bunun temel nedeni, bu kişilerin toplumsal görünürlüğe sahip olması ve kamusal alanda görüntülenmelerinin öngörülebilir kabul edilmesidir. Bir oyuncunun mekândan çıkarken, bir etkinliğe giderken ya da sokakta yürürken görüntülenmesi genellikle özel hayatın ihlali olarak değerlendirilmez. Magazin haberlerinin büyük bölümünün hukuki sorun yaşamamasının sebebi de budur.

Magazin bu noktada suç işlemediği için ayakta kalır. Kamusal alanda çekilmiş, kamusal ilgiye konu bir görüntü söz konusudur. Haber, kişiyi aşağılamıyor, ifşa etmiyor ve özel alanı zorlamıyorsa, basın özgürlüğü devreye girer.

Bu alanın sınırsız olduğu düşünülmemelidir. Ünlünün peşine düşülerek yapılan çekimler, uzun süreli izleme, kişinin rahatsızlığını açıkça belli etmesine rağmen görüntü almaya devam edilmesi hâlinde hukuki tablo değişir. Geçmişte bazı magazin muhabirlerinin ceza dosyalarıyla karşı karşıya kalmasının nedeni, fotoğraf çekmek değil; takip ve özel hayatın ihlalidir.

Uygulamada çoğu zaman gözden kaçan ve asıl hukuki tartışmayı doğuran bir başka alan daha vardır: Ünlünün yanındaki kişi.

Ünlüyle birlikte görüntülenen kişi kamuoyunda tanınmıyorsa ve kendi isteğiyle görünür olmayı seçmemişse, bu kişi hukuk açısından sıradan vatandaştır. Yüzün mozaiklenmiş olması her durumda yeterli bir koruma sağlamaz. “Yanındaki kim?”, “sevgilisi mi?” gibi ifadelerle merak yaratılması ve ardından yüzün açılması, bu kişinin fiilen ifşa edilmesi anlamına gelir. Bu durumda hukuki tartışma ünlü üzerinden değil, yanındaki özel kişi üzerinden yürütülür.

Sonuç olarak belirleyici olan, fotoğrafın nerede çekildiği değildir. Asıl belirleyici unsur, kimin görünür kılındığı ve görüntünün hangi amaçla kullanıldığıdır. Sıradan bir vatandaş için özel hayatın gizliliği geniştir ve güçlüdür. Ünlüler bu alanı kısmen daraltmış olsa da, bu durum kimseye sınırsız bir çekim ve paylaşım hakkı tanımaz.

Deklanşöre basmadan önce sorulması gereken soru nettir:

Bu kare bir manzara mıdır, yoksa bir hayat mıdır?

Hukuk, bu ayrımı sanıldığından çok daha iyi görür.