Manevi tazminat davası açmayı düşünen pek çok kişi için asıl soru çoğu zaman şudur: “Haklıyım ama ya dava kısmen reddedilirse, karşı tarafın avukat ücretini ben mi öderim?” İşte tam da bu endişe, yıllardır vatandaşın mahkeme kapısından geri dönmesine neden olan görünmez bir bariyerdi. 8 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin manevi tazminat davalarına ilişkin 10. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırıldı ve bu bariyerin önemli bir ayağı ortadan kalktı. Peki bu ne anlama geliyor, artık ne değişti?
Önce eski durumu hatırlayalım. Manevi tazminat davalarında dava kısmen kabul, kısmen reddedildiğinde, karşı taraf lehine hükmedilecek avukatlık ücretinin bir sınırı vardı. Bu sınır, davacı vekili lehine hükmedilen vekâlet ücretini geçemiyordu. Kâğıt üzerinde dengeli gibi görünen bu düzenleme, uygulamada ciddi bir sorun yaratıyordu. Çünkü manevi tazminat davaları, doğası gereği “tam tutar” üzerinden kesin hesap yapılabilen davalar değildir. Hakaretin, kişilik hakkı ihlalinin, yaşanan manevi zararın parasal karşılığını hâkim takdir eder. Vatandaş da bu belirsizlik nedeniyle “ya mahkeme talep ettiğim miktarı fazla bulursa” korkusuyla çoğu zaman dava açmaktan vazgeçerdi.
Anayasa Mahkemesi işte tam bu noktaya dikkat çekti. Mahkeme, manevi tazminat davalarında karşı vekâlet ücretine ilişkin bu sınırlamanın, fiilen mahkemeye erişim hakkını zorlaştırdığına hükmetti. Çünkü kişi, ne kadar haklı olursa olsun, sırf olası bir masraf riski yüzünden dava açmaktan çekiniyorsa, ortada gerçek anlamda bir hak arama özgürlüğünden söz edilemezdi. Bu gerekçeyle yapılan iptal kararı doğrultusunda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde değişiklik yapıldı ve söz konusu fıkra tamamen yürürlükten kaldırıldı.
Peki “madde çıktı” denince akla gelen o kritik soru: Artık her şey serbest mi? Hayır. Bu değişiklik, “manevi tazminat davası açan artık hiç risk almaz” anlamına gelmiyor. Yürürlükten kaldırılan düzenleme sadece, kısmi ret hâlinde karşı vekâlet ücretine getirilen otomatik üst sınırı ortadan kaldırıyor. Yani hâkim, artık bu matematiksel sınıra bağlı kalmaksızın, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti konusunda genel kurallara göre değerlendirme yapacak. Bu da her dosyanın kendi somut koşullarına göre ele alınacağı anlamına geliyor.
Ancak şurası çok net: Bu değişiklik, vatandaş lehine önemli bir psikolojik eşiği aşağı çekiyor. “Dava açarsam başıma ne gelir?” korkusunun hukuki dayanaklarından biri ortadan kalkmış durumda. Manevi tazminat davaları artık daha açık biçimde hâkimin takdirine ve dosyanın gerçeklerine bırakılıyor. Bu da özellikle hakaret, mobbing, kişilik haklarının ihlali gibi davalarda insanların hak arama cesaretini artırabilecek bir gelişme.
Sonuç olarak, bu düzenleme “herkes davasını kazansın” diye yapılmadı; “haklı olan, korkmadan dava açabilsin” diye yapıldı. Manevi tazminat davası açmayı düşünenler için mesaj açık: Risk tamamen ortadan kalkmadı ama hukuk artık, dava açma cesaretini kıran otomatik bir engeli daha kaldırdı. Yine de her somut olayda, dava açmadan önce hukuki durumun doğru değerlendirilmesi şart. Çünkü mahkeme yolu hâlâ bir hak arama yolu; bir kumar masası değil.