Bankaya, bir işletmeye ya da bir şahsa borcunuz olabilir. Hayatın içinde karşılaşılan durumlardan biridir. Borçlanmak her zaman kötü niyetin sonucu değildir; bazen yanlış bir hesap, bazen beklenmedik bir masraf, bazen de sadece hayatın cilvesidir. Ancak borçlanmış olmak, borcun aile içinde ilan edileceği ya da aile bireylerinin tahsilat sürecine dâhil edileceği anlamına gelmez. Hukuk borcu kişisel kabul eder. Akrabalık, borcun doğal uzantısı değildir.

Uygulamada ise tablo çoğu zaman bambaşkadır. Borç vardır, aile bu borcu bilmez. Derken bir sabah telefon çalar. Aranan kişi borçlu değildir. Baba aranır, eş aranır, kardeş aranır. Telefonda genellikle nazik cümleler kurulmaz. “Ödeyin”, “Söyleyin ödesin”, “Bize ulaşsın” denir. Arayan taraf bazen bankadır, bazen hukuk birimidir, bazen bir avukat ya da tahsilat şirketidir.

Bu noktada kullanılan kelimelerin tonu değil, yarattığı sonuç önemlidir. “Bize ulaşsın” denildiği anda borç, borçlunun cebinden çıkar ve evin ortasına bırakılır. Telefonu kapatan baba, doğal olarak sorar: “Seni neden hukuk birimi arıyor?”, “Ne borcu bu?”, “Ne yaptın da bu noktaya geldi?” Aile içi kriz, çoğu zaman tek bir telefonla başlar. Borçlu, borcunu ödemeden önce ailesine açıklama yapmak zorunda kalır.

Bu tablo, borcun kişisel sorumluluk olduğu yönündeki hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Borç, hukuken yalnızca borçluyu bağlar. Anne, baba, eş ya da kardeş olmak borca taraf olmak anlamına gelmez. Akrabalık, kefalet değildir. Kefalet; açık irade, imza ve rıza ister. “Yakınıdır” gerekçesi, hukuk düzeninde tek başına sorumluluk yaratmaz. Soyadı aynı diye borç da ortak olmaz.

Buna rağmen borçlu olmayan kişilerin aranmasının nedeni bellidir. Bu uygulama, borcun tahsilinden çok borçlu üzerinde hızlı bir baskı oluşturulması sonucunu doğurur. Borçluya ulaşılamadığında aile devreye sokulur. Çünkü aile baskısı, icra takibinden daha hızlı sonuç verir. Ancak hız, hukuka uygunluk anlamına gelmez. Hızlı olan her şey doğru değildir; hukuk bu konuda özellikle mesafelidir.

Bu noktada işin içine kişisel veriler girer. Bir kişinin borç bilgisi, o kişiye ait bir kişisel veridir. Bu bilginin, borçlunun izni olmadan üçüncü kişilerle paylaşılması hukuka aykırıdır. Borcun açıkça söylenmemesi durumu değiştirmez. İma yoluyla aktarılması, “hukuk birimi” ya da “avukat” vurgusuyla hissettirilmesi de veri işlemektir. Hukuk, kelimelerin süsüne değil, ortaya çıkan sonuca bakar.

Bu tabloda iki ayrı mağdur ortaya çıkar. İlki aranan aile üyesidir. Telefon numarası kendisine ait bir kişisel veridir ve bu verinin borç tahsilatı amacıyla kullanılmasına rıza vermemiştir. Borcun tarafı olmadığı hâlde borçla ilişkilendirilmiştir. Bu kişi, “Benim borcum değil ama beni aradılar” diyerek susmak zorunda değildir. Kişisel verileri izinsiz kullanıldığı için doğrudan hak arama yoluna gidebilir.

İkinci mağdur borçludur. Borçlu olmak, borcunun ailesine ifşa edilmesini kabullenmek anlamına gelmez. Borçlu, borcunu ödemekle yükümlüdür; ailesini bu sürecin parçası hâline getirmekle değil. Borcunun üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi, borçlunun özel hayatını ve mahremiyetini zedeler. Bu nedenle borçlu da hak arayabilir.

Bu noktada sık yapılan bir yanlışı düzeltmek gerekir. Önce uyarmak, önce ihtar çekmek ya da önce bankayla konuşmak zorunlu değildir. Kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlendiği bir durumda, aranan aile üyesi de borçlu da doğrudan Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na başvurabilir. Bu başvurular sonucunda idari para cezası verilebilir, veri işleme faaliyetinin durdurulmasına karar verilebilir ve ihlal resmî olarak tespit edilir. Bu kararlar, ileride açılabilecek tazminat davaları için de güçlü bir dayanak oluşturur.

Aramayı yapan bir banka ya da finans kuruluşuysa, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na başvuru da mümkündür. Bankalar açısından üçüncü kişilerin aranması, hafife alınan bir ihlal değildir ve yaptırımı vardır. Aramayı yapan bir avukatsa ve kullanılan yöntem baskı, tehdit ya da meslek kurallarını aşan bir nitelik taşıyorsa, baroya şikâyet yolu açıktır. Israrlı aramalar, “ödeyin” baskısı ve aile huzurunu bozan söylemler söz konusuysa, iş cezai boyuta da taşınabilir.

Aranan aile üyesinin bilmesi gereken bir husus daha vardır. Borçla ilgili açıklama yapmak zorunda değildir. Aracı olmak zorunda değildir. “Ben bu borcun tarafı değilim ve bu numaranın bu amaçla kullanılmasına rızam yok” demesi hukuken yeterlidir. Buna rağmen aramalar devam ediyorsa, ihlal ağırlaşır.

Sonuç olarak borç tahsil edilebilir,
ama aile huzuru kredi kartına taksit yapılacak bir şey değildir.