Büyük Atatürk, "Milli Kurtuluş Savaşı" öncesi tarihsel süreci analiz ederken konuşmasına şöyle başlamıştı.
Tarih 9 Mayıs 1935, Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4. Kurultayı.
İnsanın genzini sızlatacak kadar acı bir o kadar gerçekçi, “Uçurumun kıyısında yıkık bir ülke” bu tanım aradan geçen 91 yıllık zamana karşın güncelliğini hâlâ koruyor.
Bir anlamda Türkiye'yi kuşatan objektif ve subjektif şartlar 1920 öncesi koşulları hasıl eden şartlardır.
Zira 1923 yılında kurulan Devrimci Cumhuriyet Devleti, gerici ve bölücü dâhili unsurlara ve işbirlikçi siyasal erk’e, bununla birlikte Anadolu'yu fiilen bölüşmüş olan emperyalist işgalin harici gücüne karşı kurulmuştu.
Bu manada renk ve şekil değiştiren emperyalizmin "Türk Devrimi" ve Kemalist ideolojiyle bir hazım sorunu olduğu ortada.
Ki, anti-emperyalist Kemalist devrim, emperyalizmin Anadolu'da hayat bulmasını zorlaştırıyor; onu ortadan kaldırıyor. Görünüş o ki, emperyal ülkelerin Anadolu'daki planlarını 100 yıl sekteye uğratan Kemalist Devlet'le olan mücadele kıyamete kadar sürecek.
1950 seçimlerinden sonra gemi azıya alan siyasal iktidar Kemalist Devrimci, Cumhuriyet Devleti'ni dönüştürmekle kalmadı; siyasal perspektifini devrimlere karşı, karşı-devrimi, bilime karşı gericiliği ve feodaliteyi, ulusçu kodlara karşı bölgesel dinamikleri ve aşiretçiliği esas alan bir anlayışla Türkiye'yi hızla aşağıya çekti.
Bugün geldiğimiz son nokta, rahminde o gayri milli nizamı büyütenlerin eseridir. Düşman unsurlar Türkiye üzerindeki planlarından ve emellerinden vazgeçmiş değildir. Gericilik ve bölücülük vazifesinin başındadır.
İçerden ve dışarıdan kuşatılmış Türkiye gerçeği, günümüz koşullarının manzara-ı umumiyesinin ta kendisidir.
Bu namüsait durumu tersine çevirecek ve Türkiye koşullarını en az zararla fabrika ayarlarına dönüştürebilme kabiliyeti CHP’inde zuhur etmiş görünüyor.
Batı emperyalizmi elbette göstere göstere gelen bu milli uyanışın farkında olacak, işbirlikçileri vasıtasıyla gerekli önlemleri alacaktı.
Masa başında düzenlenen bir tertiple, Türkiye'nin son umut kalesi ve kurtuluş reçetesi olan CHP'nin iktidar yürüyüşü yargı darbesiyle yırtılıp atılmak üzere tarihe "Butlan ihaneti" olarak geçecek olan bir hukuk garabeti senaryolaştırılıp çok uluslu oyuna dâhil edildi.
Kılıçdaroğlu ve Butlan oyununu parti içi bir köşe kapmaca olayı ya da parti içi iktidar mücadelesi gibi göstermek isteyenler, mücadelenin derinliğini göremeyen ya da süreci kamufle etmek isteyenlerdir.
Bu bakar - körlük meselenin derinliğinden bihaber olmakla, CHP'ye yapılan gayri meşru operasyonun yargı ve hukuk marifetiyle meşru sınırlara çekilme manevrasıdır.
Kılıçdaroğlu'nun siyasal kişiliğini ve bu siyasal kişiliğin Türkiye koşullarına nasıl eklemlendiğini Kılıçdaroğlu ile bizzat yaşadığım olaylar çerçevesindeki bu kişilik erozyonunu patolojik bir vaka olarak tanımlamış, bunları daha önce kaleme almıştım.
Yeniden meseleyi geriye sararak, bir genel tekrar edebiyatına dönüşmemek adına Kılıçdaroğlu analizine burada son noktayı koyalım.
Neticede herkes kendine verilmiş rolü oynuyor. Hasılı kelam CHP'de siyaset yapma olanağı kalmayan Özgür Özel ve kadrosu, parti içi bütün yolları ısrarla denemesine rağmen zamanın ruhu ve koşulların emri gereği CHP'deki fiilî varlıklarını sonlandırmak zorunda kaldılar.
Yüreklerini CHP'de bırakanlar, altı ok’u ‘Yeni Parti'ye” taşıdılar.
Aslında bu bir son değil bir başlangıcı işaret ediyor. Yeni Parti, hepimizin bildiği gibi 24 Temmuz 1923 ruhuna atfen kuruluşunu ilan etmişti. Bu yönüyle parti Cumhuriyet değerlerine güçlü bir vurgu ve milli kurtuluş savaşı sürecine bağlılığın göstergesi olarak ortaya çıktı.
Tarihsel kırılmaların yaşandığı bu günler, Atatürk'ün oğulları ve kızlarının kendilerine yakışanı yaptığı bir süreci işaret ediyor.
Aşiretten imparatorluğa dönüşen devletleşmenin manevi mimarı olan Hacı Bayram Veli'yi ziyaret ve bir cuma namazını izleyen süreç, kökleri Atatürk’ün adımlarıyla pekişen o şanlı geçmişi, bugüne ve Özgür Özel ile arkadaşlarına bağlıyor.
Bu manada; "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" gerçeğinden bahisle, Yeni Parti'yi kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" diyorum.