Büyük Atatürk imparatorluğun son dönemini “uçurumun kıyısında yıkık bir ülke” diye tasvir ediyordu. Ancak bu yıkıntının içinden Cumhuriyet Türkiyesi’nin de filizleneceğini biliyor ve buna inanıyordu.Nitekim ahir ömrünü tamamlayan imparatorluğun Cumhuriyete gebe olduğu çok sonraları anlaşılacaktı. 20 yıllık AKP iktidarı sürecinde Cumhuriyeti dönüştürme ve toplumu ılımlı islamla tanıştırma ideolojisi adına müthiş bir dezenformasyona tanıklık ettik.Şimdi bir dip dalgası arefesinde tıpkı 100 yıl öncesinde cereyan eden bir silkinmeyle cumhuriyeti yeniden kazanmanın, onun daha kuvvetli bir şekilde inşa etmenin de zamanı.Parlamenter demokrasinin olmazsa olmazı sayılan bir seçime gün sayıyoruz. Bu seçim Türk Halkını hayat ile memat arasında mutlak bir tercihe zorlayan bir sınav olacak.Halk kendini sloganlar ve amblemler arasında sıkıştırmaya ve bu kargaşadan istifade ederek aradan sıyrılmaya çalışacak kurnaz siyasete karşı istikbalini oylayacak.Vatan adı verilen Anadolu coğrafyasını arazileştiren ve onu gayrimenkul mantığıyla paylaşan bir anlayışa karşı istiklalini oylayacak.Tarikatların, şeyhlerin, vakıfların, şıhların ve hocaefendilerin kıskacındaki yüce dinimizi akıl ve bilimle taçlandırarak, tebadan yurttaşlığa uzanan özgür bireylerin umut yolculuğu bu seçimle nihayetlenecek.Yeniden Cumhuriyeti kuran o kutlu felsefeye dönerek, siyasi, iktisadi ve kültürel alanda asri uygarlığın içinde ete kemiğe dönüşen devleti kurma akdini toplumsal mutabakatla muhafaza altına alacağız.Türkiye’yi bir dükkan gibi gören, üzerinde yaşayan bu necip milleti ise zincirli köleler gibi tasavvur eden anlayışa dur demenin zamanı geldi. Son dönemin popülaritesini giderek artıran “geliyor gelmekte olan” tespitine bende bir katkı sağlamak adına “şimdiden görünüyor, görünecek olan” diyorum. Haydi rastgele.