188 tır dolusu bir paradan bahsediliyor. Tek kelimeyle korkunç bir “Bul karayı, al parayı” olayı. Kimilerinin bir bütünde cereyan eden lokal bir hadise olarak minimize ettiği. Kimilerinin gündemi meşgul etmeye değer bulmadığı, dağ deviren asrın yolsuzluğu, peşi sıra asrın yüzsüzlüğü.
Bok yeme miğdeye bağlı.Peki, biz onların yaptıklarını yapabilir miyiz? Hayır.
Zira, kanımız, dokumuz, kemiğimiz buna müsait değil. Bizi yetiştirenler, bizi modern bir derviş gibi yetiştirdiler. Haramdan ve günahtan uzak durmayı ve her yönüyle bir imtihan olan bu dünyadan yüz akıyla avdet eylemeyi bize telkin ettiler.
Dualarımız ve rüyalarımız bile onlardan ayrı. Yaşantımız ha keza. Onların yüzünde dana gönü, bizim yüzümüzde Yusuf’un tebessümü.
Bakın nereye bağlayacağım;
“Seksen yaşında bir adamın önüne bir mahkeme kararı geliyor. Kararda 140 yıl önceki bir isim var. Emin paşa. 1867’de Medine’ye Şeyhülharem olarak gönderilmiş. Peygamberin mescidinin hemen yanında, tapusu onun adına kayıtlı 110 dönüm toprak. Annesi Nazlı hanımın payı, artık oğluna düşüyor. Dava 1992’de açılmıştı. Tam 13 yıl sürdü. Toplamı 2 milyar dolar olarak konuşulan bir miras. Yetmiş kadar mirasçıya bölünse bile, bir kaç kuşağa yetecek bir pay. O Çankaya’ya gitti. Kendi payının Türk hacılarına kalmasını istedi. Kutsal topraklara giden yaşlı hacılar orada başını sokacak bir yer bulsun diye.”
İşte siyaseti bir zenginleşme aracı olarak görmeyen, tersine siyaseti halka hizmet için yetkili vasıta sayan, asaletin, temiz kanın tezahürü. Adını tarihe “Karaoğlan” olarak yazdıran bir devlet adamı. Bülent Ecevit
İşte bizi duygu, düşünce ve davranış anlamında muhafaza eden ve besleyen gelenek.
Ne mutlu bize onunla aynı yolu katettik. Aynı yolu birlikte yürüme bahtiyarlığını ve şerefini yaşadık.
Bizi düşünceleriyle besleyen o adam gibi adamla, aynı havayı soluduk, aynı mekanı paylaştık, aynı yolda yol arkadaşı olduk. Ne mutlu bize.
SON SÖZ: Kötü kader, kör talih. Ne yazık onlara. Devlet adamıyım diye ortada salınıp gezen muhteris siyasetçilerin doymak bilmeyen aç gözlülüğüne, ihtiraslarına...
İşte, bu iki siyasetçi tipinin arasındaki uçurum ve derin çelişki. Artık adını halk koysun bu gidişatın.