İnsanlık tarihinin en hareketli, en sancılı coğrafyalarından birinde yaşıyoruz. Kanın, gözyaşının ve savaşın hiç eksik olmadığı Orta Doğu; her dönem kaosa gebe, her dönem hesaplaşmaların merkezi olmuştur. Bu topraklar üzerinde yaşamak hiçbir zaman kolay olmadı, bugün de değil.

Türkler olarak binlerce yıldır bu coğrafyada var olma mücadelesi veriyoruz. Bedeller ödedik, devletler kurduk, devletler yıktık. İnancımız, değerlerimiz ve savaşçı ruhumuzla ayakta kaldık. Vatanı ve bayrağı her şeyin üstünde tuttuk. “At, avrat, silah” dedik; bayrağı ise en kutsal emanet bildik.

Yüz yıllık Cumhuriyetimiz ve binlerce yıllık devlet geleneğimiz, vatanın ve bayrağın ne anlama geldiğini bu milletin en küçük ferdinin dahi zihnine kazımıştır.

Bugün Orta Doğu’da değişen haritaların, bitmeyen savaşların ve körüklenen çatışmaların arkasında yine aynı zihniyet var: Emperyal güçlerin çıkarları ve Siyonist hesaplar. Dini, mezhebi, etnik kimliği, her şeyi araçsallaştıran bu anlayış; koltuklarını korumak uğruna onlara uşaklık etmeyi marifet sayan sözde devlet adamlarıyla birlikte bu coğrafyanın kan ve gözyaşından kurtulmasını engelliyor.

Dün Irak’ta, Libya’da, Mısır’da, Suriye’de; bugün Filistin’de on binlerce bebeğin katledilmesine göz yumanlar, şimdi aynı senaryoyu İran gibi bölgesel güçlere taşımaya çalışıyor.

Amaç belli: böl, parçala, yönet, hükmet!

Asırlardır etle tırnak gibi iç içe yaşamış Türk’ü ve Kürt’ü birbirine düşürmek için her yol deneniyor. Ayyıldız ve Albayrak gölgesinde birlik içinde yaşamış bu iki kadim toplumu, sanki aralarında derin bir düşmanlık varmış gibi sunanlar; “barış”, “kardeşlik” gibi kavramları istismar ederek yeni projelere alan açıyor.

Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle; Alevisiyle, Sünnisiyle bu millet bir bütündür. PKK gibi İsrail’in uydusu, Amerika’nın uşağı olan bölücü terör örgütleri yıllardır bu kardeşliği bozamamıştır, bundan sonra da bozamayacaktır.

Bu millet bayrağı gördüğü yerde saygı duruşuna geçer. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünden ırkçılık değil, ortak bir aidiyet çıkarır. Türk devletini zayıflatmaya, parçalamaya, başkalarının oyuncağı hâline getirmeye çalışanlar bu emellerinde asla başarılı olamayacaktır.

Türk milleti için en hassas üç değer vardır: Namus, vatan ve bayrak. Her şeye sabreder ama bu değerlere uzanan ele asla tahammül etmez. Türk bayrağına el uzatmayı, onu ayaklar altına alma cüretini gösterenler, bunu bin kere düşünmek zorunda kalacakları yaptırımlarla karşılaşmalıdır.

Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu, bayrağı ve Cumhuriyet değerlerini küçümsemeye çalışanlar; yaşananları gördükçe bu değerlerin ne kadar hayati olduğunu daha iyi anlamalıdır. Türklükle, Atatürk’le, Cumhuriyet’le ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile uğraşmanın kimseye bir kazanç sağlamayacağı dosta da düşmana da açıkça gösterilmelidir.

Bu millet, ortak dualarla, ortak acılarla ve ortak değerlerle yoluna devam edecektir.

Ne mutlu Türk’üm diyebilene.

Hayırlı Cumalar