Koridorda götürülüşünü izliyorum baba.Kafam,devrilmiş bir seyyar satıcı arabası gibi.Ortalığa dökülüp saçılıyorum.Derhal toplamak,kimse görmeden tamamlanmak istiyorum ama bir parçamı kucağıma almaya çalışırken bir diğerini mutlaka düşürüyorum.Bir türlü tam olarak bir araya gelemiyorum.
Bugün aradan tam 1 yıl geçti…
Birkaç gündür çalışayım diye şu koltuğa oturuyor ve öyle duruyorum.Dünya durmuyor.Onca şey oldu durmadı.Hakkında ileri geri konuşmak istemem ama ben bu kadar gamsız bir gezegen daha görmedim!Neyse..Koltuk diyordum.
Akşamüstü babam gelip koltuğa oturdu.
Baktı bana.
Öyle bir baktı ki içimdeki civcivler oynayıp zıplamaya başladı.Babamın bakışları öyledir,kaç yaşında olursanız olun içinizi civcive çevirir.Babam çay içmeyi çok severdi
”Baba çay içer misin” dedim,gülümsedi.Sonra kaybolup gitti.
Hayal görmenin en kötü tarafı dokunma isteğinizi karşılayamamaları.Ölülerin en kötü huyuysa konuşmamaları.Babaların sesi çok özleniyor.
Mevsimler değişiyor güneş açıyor,yağmur yağıyor ve sen bunları göremiyorsun baba.Ve ben her yağmur yağdığında ya da güneş açtığında daha çok ağlıyorum.
Artık olmadığının en gerçek ve en zor yanı, aklımla kabullenip kalbimle kendimi affedememek.
Nihayetinde ölümün kaçınılmazlığını aklımızla kavrıyoruz ya hani;bir kural olduğunu,kimseye danışmadığını biliyoruz.Ama kalp öğrenilmişlikleri reddediyor.Ezberleri kabul etmiyor.Bildiklerimiz oraya aynı biçimde ulaşmıyor.Aklınla kalbin çelişiyor.Aklın doğal/kaçınılmaz dediği şeyi,kalbin haksız bulup reddediyor.
Oysa nefes almak senin seçimin değil.Hayatın hâlâ akıyor olması sana sorulmadı ki.Senin gitmen sana,benim kalmam da bana sorulmadı.
Ama yas denilen şey,hiçbir şekilde kalbinin aklanmasına izin vermiyor.Kabullenemiyorsun. “Hayat devam ediyor,etmek zorunda,” cümlesini bir başkasının ağzından duyduğunda haklı bulsan bile,kendine yakıştıramıyorsun.Hayatın akışına karışabiliyorsun elbette;hayal kurabiliyorsun,plan yapabiliyorsun, gülebiliyorsun.Ama bütün bunları içten içe af dileyerek yapıyorsun.
Yas belki de bu yüzden sessiz,hatta biraz sinsi. Bağırmıyor,kendini açık etmiyor.Gündelik hayatının içine karışıyor,sıradanlığın arasına saklanıyor.Belki de o gidişten sonrasını sürdürebilme cesaretini tam da bu sessizlikten,bu sinsilikten alıyorsun.
Ve aslında seni kaybetmişken yaşayabiliyor olduğum için değil,yaşarken seni yanımda bulamadığım için affedemiyorum kendimi.
Ve biliyor musun baba,kâbuslarla uyumaktan,çoğu zaman aslında harap bîtap uyanmaktan,elimden bir şey gelmediği ve gelemediği için kendimi suçlamaktan yorulmuş olabilirim.Hiçbir yere boşaltamadığım öfkenin namlusunu her seferinde kendime doğrultmaktan da yorulmuş olabilirim.İçimdeki boşluktan,içi bomboş bakışlarla karşılaşmaktan da yorulmuş olabilirim.
Bir keresinde,ne zaman olursa olsun insan 7 yaşında da büyümüş olabiliyor 70 yaşında da demiştin.
Seni kaybedince anladım büyüdüğümü.
Bu yazıyı yazarken zihnimde dönen ezgilerin ve şarkı sözlerinin ruhumda oluşturduğu etkiyle,insanın arada bir kendisinin de tozunu alması gerekiyor diye düşündüm.Yaşadıklarına şöyle bir bakıp hatıralarını yeniden katlaması ve güzelce yerleştirmesi gerekiyor.Böyle anlar bir parça da sessizlik gerektiriyor tabii.Şimdi izninizle içimden bir dua söyleyeceğim.”İyi ki yaşadılar” dediğimiz tüm kaybettiklerimiz için.