1. YAZARLAR

  2. Tamer Abuşoğlu

  3. KAFKASYA’DA KARANLIĞA GÖZ KIRPMAK
Tamer Abuşoğlu

Tamer Abuşoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

KAFKASYA’DA KARANLIĞA GÖZ KIRPMAK

A+A-

Azerbaycan - Ermenistan Savaşı 44. günün sonunda Azerbaycan’ın mutlak zaferiyle sonuçlanmıştı. Azerbaycan’a ait milli toprakların ancak bir kısmının özgürlüğe kavuştuğu savaş, ileride tarih yazıcıları tarafından “44 gün savaşları” olarak anılacaktır diye düşünüyorum.

Ancak Rusya’nın her koşulda müdahil olacağı Azeri - Ermeni itilafı soruna Avrupa’nın yanı sıra İran’ın da ağırlığını koymasıyla daha karmaşık bir hale gelecek. 

Türkiye ile Nahçıvan arasına suni olarak sokulan Ermeni toprağı aslında Azerbaycan’ın ezelden ebede uzanan sınırları içinde bulunmasına rağmen, bu toprak gaspıyla, Türkiye’den, Orta Asya’nın içlerine kadar uzanacak olan Turan coğrafyasının önünün kesilmesi amaçlanıyordu. 

Bu Stalinist - Sovyet planı “Büyük Türk Ülküsü Turan” mefkuresini bir dönem için akamete uğratsa da Anadolu - Türk coğrafyasının Asyalı - Türk kardeşleriyle buluşmasını ne kadar engelleyebilir. 

Emperyal Batı’nında büyük bir dikkatle ve ilgiyle izlediği Karabağ savaşını BBC bütün dünyaya “Türkiye siyasi haritayı tamamen değiştirdi” haberiyle duyuruyordu. 

Zira Türkiye ile Azerbaycan arasında açılacak olan koridor en başta Tahran’ı derin bir endişeye sevk edecekti. Stratejik olarak Turan’a açılacak olan kapı Anadolu ile Orta Asya’yı Türklük şümuluyla birleştirecek olan siyasal bütünleşmenin de önünü açacak. 

Bir taraftan Türklerin Küçük Asya’dan, Orta Asya içlerine kadar uzanacak olan bu tarihsel yolculuğu Rusya için, diğer taraftan kendi toprak bütünlüğü adına Güney Azerbaycan’ın Bakü merkezli siyasal çekimi nedeniyle İran açısından başlı başına bir sorun. 

Filmi biraz geriye sarıp,  hafızamızı tazelersek Kafkasya'daki gelişmeleri yakından takip eden ve siyasal hamlelere karşı kendi sürekli teyakkuzda tutan katı ve integrist mollalar rejiminin duyduğu rahatsızlığı tespit etmemiz mümkün. 

İran Cumhurbaşkanı stratejik müttefik olarak gördüğü Ermenistan'ı ziyaret etme hakkını kendinde görürken, “Azerbaycan’ın İsrail’le yakınlaşmasına tahammül edemeyiz” açıklamasıyla ikircikli politikasını açığa vuruyordu. 

2016 yılında İsrail Başbakanı tarafından Bakü’ye yapılan resmi ziyaret bir anlamda İran’ın yaptığı hamlelere karşı bir cevap mahiyetindeydi. 

İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehlen’in açıklamalarına Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Oktay Esedov, İran’ın hiçbir zaman Azerbaycan’ın içişlerine karışamayacağını söylerken, Milletvekili Hasan Kuliyev ise “İran’ın Azerbaycan’a saldırması durumunda, İran’ın haritadan silineceğini, İran topraklarında 5 ayrı yeni devletin kurulacağını” belirtmişti. 

Yüksek perdeden dile getirilen bu tehditkâr ifadeler aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi tezlerine paralel görüşler olarak hafızalara kazınıyor. 

Fars coğrafyasının toprak bütünlüğüne karşı geliştiğine inanılan “Türk tehlikesi” İran’ı bölgede tehlikeli bir labirente doğru sürüklerken, duygu sağanağının altındaki Anti - Türk politikalar İran’ın akıl yolundan uzaklaşmasına neden oluyor. 

Son tahlilde Şazand kenti milletvekili ve “Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi” üyesi Mahmud Ahmedi Biğeş’in açıklamaları bu politikaların bir dışa vurumu gibi. 

“Karabağ’da diplomatik terbiyeyi bir kenara bırakıp Ermenistan’ı desteklememiz gerekliydi. İran’ın ABD ve AB ülkeleri tarafından Türkiye’ye karşı uyguladığı yaptırımların kayıtsız şartsız desteklemesi gerekliydi. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti ile Güney Kafkasya’nın bazı bölgeleri gerçek tarihi belgelere göre  İran Anavatanı’nın bir parçası olup, gelecekte bu bölgeler anavatanı olan İran’a iade edilmelidir” 

İpe sapa gelmeyen ve en iyi savunma saldırıdır taktikselliği ile Azerbaycan’a yoklama çeken bu anlayış İran’ın bölge politikasını oluşturan Türk karşıtlığının da ta kendisi.

Ermenistan’a her koşulda askeri, siyasal ve lojistik yardımını açık eden İran’ın gereğinde ezelden ebede komşusu olan Türkiye’ye karşı Hristiyan Batı kozunu masaya sürmekte tereddüt etmeyeceğini görmemiz gerekiyor. 

Bu manada uluslararası ilişkilerde durumdan kendine vazife çıkartan, kraldan çok kralcılığın ve duygusallığın bir dur noktasının olması şart. 

İran’dan yükselen mezhep milliyetçiliğinin, Arap Yarımadası’ndan yükselen Türk düşmanlığının bu yükselen ikliminde, kırmızı çizgileri mevcut duruma ve çağa uygun hale getirerek, revize etmemiz gerektiği kanaatindeyim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.