Bu yazımda iki farklı konuya değineceğim… Birincisi çocuklarımızı seviyoruz ama ne kadar tanıyoruz? Diğeri ise Gaziantep’te sığınak gerçeği… Önce çocuklarımız… Kahramanmaraş’taki korkunç olay ile Şanlıurfa’daki saldırı olayı sonrası her kafadan bir ses çıkması işin boyutlarını değiştiriyor. Bana göre bu bakış açısıyla sonuçta hiçbir şeyin değişmeyecek olması gerçeği ortada iken ne yazılsa ne söylenilse, hiçbirinin yüreği yanan ana ve babaları etkilemeyecek oluşu… Şimdi bu konuda dünyanın tedbiri alınacak hatta okullar polislerle çevrilecek ama bunlar temel sorunun çözümünde asla etkili olmayacak. Şahsen öyle düşünüyorum. Zaten 3-5 güne kalmaz hepsi unutulup gidecek, tıpkı öncekilerin unutulduğu gibi. Esasında acı olan nedir biliyor musunuz? Türkiye unutanların ülkesi oldu artık… Benim bu konuda söyleyecek tek şeyim, anne ve babaların çocuklarını iyi anlamaları…

İşte maalesef orada yokuz. Şimdi şöyle bir soru sorsam ve “Çocuğunuzu gerçekten seviyor musunuz? Daha ötesi onları ne kadar tanıyorsunuz? Desem inanın ilk etapta herkes “EVET” yanıtını verecektir… Ama kazın ayağı hiçte öyle değil… Öncelikli olarak söylemem gerekirse, işin sevme kısmındaki soruya verilen cevabın yüzde yüz olacağını belirtmeliyim… Çünkü hangi anne baba çocuğunu sevmez ki? Ama iş onları gerçek anlamla tanıma kısmına gelince işte orada dururum…Bir kere bu işlerin öyle okuyanı, eğitmeni ve uzmanı filan değilim. Ben gördüklerim ve yaşadıklarımla pratik bilgiye sahip birisi olarak, tanıma kısmında bu rakamın yüzde 10, hatta biraz daha iyimser rakamla 20’leri ancak bulacağına inananlardanım…

ÇOCUKLARI EN İYİ TANIYAN ARKADAŞLARIDIR

Yani işin gerçeği kimse kimseyi kandırmasın, çünkü günümüz Türkiye’sinde artık anne ve babalar çocuklarını yeterince tanımaktan uzaklaştı, üstelik tanıyabilmek için de çaba gösterenlerin sayısı çok az... Onlarda çocuğunu bastırarak, zorlayarak, güya disipline etmeye çalışarak öğrenmeye çalışıyor. Oysa bu baskılama çocuğu anne ve babasından uzaklaştırıyor. Bu tespitten yola çıkarak onları asıl tanıyanın ve ne yaptığını hatta ne yapacağını bilenlerin yakın arkadaşları olduğunu rahatça söyleyebilirim… İşte o arkadaşları eğer düzgün ise, yani uyuşturucu başta olmak üzere her türlü illegaliteye meyilli değilse çok şanslısınız. Çocuğunuz tam tersi durumdakilerin etkisinde kalmış ve o gruba girmiş ise, alkole, sigaraya hatta uyuşturucuya alıştırılacak kadar zafiyeti oluşmaya başlamışsa geçmiş olsun… Bu işi yine uzmanlara bırakıyorum ama pratikte yaşayan birisi olarak şu son önerimi yapıp konuyu kapatıyorum:

“Sevgili anne babalar, inanın çoğunuz çocuklarınızın gerçek dünyasından uzaklaşmış durumdasınız. Öyle ki, o çocuklar sizlere öyle kolay kolay bir şey demezler. Tek yolu var, o da belki sizin en yakınlarınız bu görevi üstlenebilir. Yeter ki onların çocuklarınızla güvene dayalı ilişkileri olsun, iyi yaklaşım gösterilirse çocuklarınız onlara açılabilirler, dertlerini anlatır sizlerle ilgili sorunlarını söyleyebilirler. Psikologlar elbette önemli ama çocukların büyük bölümü onlara gitmek istemiyor. İşte o yakın kişileriniz iyi bir yakınlaşma ile güvene dayalı olarak hem sizi yönlendirir, hemde çocuklarınızın yanlış yola sapmasını engelleyebilir. Ben tüm dostlarıma bu yöntemi tavsiye eden ve sonuç alınmasına katkıda bulunan kişiyim. Ne olur çocuklarınızı tanımaya çalışın ve onların ellerinden kayıp gitmesine izin vermeyin…”

SIĞINAKLARIMIZ VAR MI?

Gelelim aylardır kafamı kurcalayan olaya… ABD’nin İran’a, İran’ın da İsrail başta olmak üzere bazı Arap ülkelerine saldırıları gözünüzün önüne getirin lütfen… Özellikle İsrail’e yapılan füze saldırılarını canlı olarak izlerken füze daha havada iken alarmlar çalınıyor ve vatandaşlar hemen sığınaklara koşuyor. Böylece ciddi manada can kaybının önüne geçiliyor… Sığınak derken oraya yaşam alanları oluşturulmuş sığınaklar…

Haftalardır içimi kemiren bir soruyu dile getirmek istiyorum şimdi… Son günlerde başımızı ne zaman gökyüzüne çevirsek içimizde o malum soru işareti: “Ya bir şey olursa?" İşte kilit soru bu… Bölgedeki hareketlilik, sınırın ötesinden gelen haberler ve gökyüzünde süzülen füzeler...Ki bir tane füze düştü günlerce konuşuldu… Gaziantep gibi stratejik bir kalede yaşayan bizler için bu konu sadece akşam haberlerinin bir parçası değil, bizzat kapımızın önündeki hayati bir gerçekliktir. Allah göstermesin olur veya olmaz velev ki, oldu diyelim… Gaziantep olarak bizlerin can güvenliğimiz için gidebileceğimiz sığınaklarımız var mıdır? Benim bildiğim yok, sığınak dediğimiz binalarımızın altındaki depolar veya garajlar belki işe yarayabilir, ama onların sığınak olarak kullanılması imkanı var mıdır? İşte kafama takılan soru bu… Bunu bir arkadaşıma anlattığımda içimi karartan sözler söyleyince doğrusu Gaziantep olarak hadi depremi parklarla boş arsalarla atlattık ama bu füze bomba işinin hiçte öyle bir şey olmadığını belirtmek zorundayım. Şimdi aklıma gelenleri ve bildiğimiz kadarıyla mevcut durumumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

BU GERÇEKLİĞE NE KADAR HAZIRIZ?

Örnek, oturduğumuz binaların altında, projede "sığınak" olarak görünen o alanlara en son ne zaman inip baktınız? İnip bakanlar büyük ihtimalle muhtemelen ya bir komşunun eski kanepelerini veya atılmak üzere eşyalar görürüz. Veya daha vahimi bu sığınaklar bir esnafa depo olarak kiralanmış durumda. Güya kağıt üzerinde can kurtaracak olan o alanlar, bugün maalesef ticari birer metaya veya tozlu birer ardiyeye dönüşmüş vaziyette.

Peki bu durumu Belediyeler ve Mülki Amirler hiç merak edip araştırmış mıdır? Sığınak yönetmeliğinde bu alanların ortak alan olduğu ve satılamayacağı gibi, amacı dışında kullanılmasının yasak olduğu yazılıdır. Ancak denetim noktasında maalesef boş vermişlik olduğunu görürüz. Tıpkı garaj tapulu daireler ucubesi gibi… İşte asıl sıkıntı burada. Bakın daha apartman dışında büyük sığınaklar yapılmasına gelmedim bile. Oysa bu şehir için mutlaka büyük sığınakların olması şarttır.

ŞU 7 MADDENİN HANGİSİ VARDIR?

Hadi biz yine apartmanlara dönelim ve sormaya devam edelim: Şu anda Gaziantep’te hangi binada sığınaklar faal durumda. Hangisi usulsüz şekilde depo olmuş? Olası bir kriz anında vatandaşın sığınacağı "Genel Sığınak Alanları" neresi? Gelelim yaptığım araştırmadan çıkardıklarıma… Bir Sığınakta "Lüks" Değil, ama "Zaruri" olanlara bakalım isterseniz… Teknik olarak bir sığınakta olması gerekenleri kim biliyor kim uyguluyor hepsi muamma? Örneğin;

1. “Hava Filtreleme” KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer) tozlarını süzecek aktif karbon filtreli sistemleri.

2. Su ve Gıda; Kişi başı günlük en az 3 litre su ve pişirme gerektirmeyen, yüksek enerjili stoklar.

3. Haberleşme; Elektrik ve internet kesilirse dış dünyadan haber almayı sağlayacak pilli veya dinamolu radyolar.

4. Aydınlatma, uzun ömürlü LED fenerler ve yedek piller.

5.Hijyen; Kanalizasyonun çalışmama ihtimaline karşı kimyasal tuvaletler ve sızdırmaz atık sistemleri.

6. İlk Yardım; Düzenli kullanılan ilaçların yedeği ve kapsamlı bir ilk yardım çantası.

7. İmdat Çıkışı; Ana girişin çökme riskine karşı mutlaka binadan uzağa açılan ikinci bir tahliye kapağı.

SAKIN BİZE BİR ŞEY OLMAZ DEMEYİN

Öncelikle şimdi bunları okurken çok fazla abarttığımı düşünenleriniz olabilir ve "Bize bir şey olmaz" diyebilir. Ama biz bir sınır şehri isek, olabilecek ilk saldırılarda hedef olma ihtimalimiz yüksek ise, o zaman bunları savsaklamak, geçiştirmek son derece tehlikeli bir düşüncedir… Unutmayın; sığınak sizi füzelerden koruyan bir zırh değil, o zırhın içindeki yaşamı sürdüren bir organizasyondur. Sığınağınızı depo olarak kullanmak, geleceğinizden ödün vermektir. Gelin, bu konuyu "tozlu raflardan" indirelim ve can güvenliğimizi ciddiye alalım. Çünkü tedbir, korkunun değil, aklın gereğidir. Gaziantep’teki belediyelerin şimdilerde yapmaları gereken en önemli görevlerden birisi, acilen bir "Sığınak Envanteri Seferberliği" başlatması olmalıdır… Ayrıca biz vatandaşların e-Devlet üzerinden en yakın sığınağın nerede olduğunu görebilmesi şarttır…

HEPİNİZE İYİ HAFTALAR