Bu konuyu ikinci bölümde ele alacağım. Önce İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşa değinmek istiyorum… Aslında buna teknolojik savaş desek daha doğru olur. Çünkü ne silah, ne top var. Herşey havada olup bitiyor. Sanki bilgisayar oyunu gibi... Tüm Dünya olup biteni flim izler gibi izliyor. Cumartesi sabah başlayan saldırı ve sonrasında İran lideri Hamaney başta olmak üzere çok sayıda üst düzey komutan ve yetkililinin öldürülmesi, dahası ve bence en acı olanı 100’den fazla kız öğrencinin bulunduğu binaya bomba atılıp ölümlerine sebep olunması…Yani anlayacağınız ortalık toz duman, bu gidişin sonu nereye varır bilmeyiz, ama liderlerini saldırı sonrasında kaybeden İran’ın artık belinin doğrulacağını sanmıyorum. Konuya iki açıdan bakmak lazım, dikkat edin Irak ve Libya’dan başlayan, Suriye ile devam ettirilen ABD ve İsrail ortaklığı, buna bağlı destek veren bazı ülkelerin işbirliğinde yıllara dayalı bir senaryo uygulanıyor. Hepsinde amaca ulaşıldı. En çok da Suriye perişan edildi. İnsanlar canlarından, yurtlarından yuvalarından oldu. Bunun en büyük sıkıntısını elbette Türkiye olarak bizler gördük.

İRAN İÇİN BU SALDIRIYI BEKLENİYORDU

Şimdi sıra İran’a geldi. Aslında İran acımasız ve insan haklarından yoksun rejimiyle kendi halkını yıllardır demokrasiden uzak bir sistemle, baskıyla baskı altında altına almıştı. Elbette bundan rejim yanlıları hiç rahatsız değildi. Ama özgürce yaşamak isteyenler için hayat gerçekten zordu. Hele kadınlar için durum daha da kötüydü. Sokaklarda kadın -erkek eli sopalı ahlak polislerinin en çok da kadınlara yönelik sert katı tutumu, ölümlere neden olan olaylar. Vinçlere asılan binlerce muhalifler, dünyanın tepkisine yol açmıştı. Ülke son zamanlarda ekonomik sıkıntıya girmiş, İran halkı ciddi manada sıkıntı yaşar olmuştu. Son olarak protesto eden binlerce insanın öldürüldüğü iddiası zaten bardağı taşıran son damla olmuştu. Seçimler yapılıyor ama muhalefete nefes aldırılmıyordu. Onun için de İranlıların büyük çoğunluğu oy kullanmaya bile gitmiyordu. Sonuçta bu ülkeden gelen feryatlar Amerika’nın duruma el koymasına kadar gitti. Şunu peşinen söylemeliyim; Amerika’nın yaptığını asla tasvip etmiyorum. Ne olursa olsun saldırılarla bu işler çözüme ulaştırılmaz. Aynı durum aslında Venezuella için de geçerli. Ama diğer yandan güzelim ülkeyi yaşanmaz hale getiren İran yönetimine de dur diyecek birileri lazımdı.

SIRADA HANGİ ÜLKE VAR?

Birde şu var elbette, o kadar petrole sahip bir ülke kendi vatandaşlarını fakir bırakır, baskı altına alır, en yüksek enflasyon noktasına gelirse, hele birde baskı uygulanırsa, o zaman dünyada en büyük güç ABD duruma müdahale edebilir. Nitekim öyle de oldu. İnsanları acımasızca katleden, çoluk çocuk demeden öldüren, onları topraklarından uzaklaştıran İsrail ile işbirliği yaptı ve sonunda sıra İran’a geldi. Böylece Ortadoğu’yu ele geçirmek için yıllara dayanan hesapların birisi daha gerçekleştirildi. Peki sırada hangi ülke var? İşte en tehlikeli soru burada… Bu bölgede kalan tek ülke elbette Türkiye…Ki ABD’nin uzun yıllara dayanan siyasi politikaları, hangi ülke olursa olsun böl parçala ve yönet. Onun için diyorum ki, ülkemizin bu tür oyunların dışında kalması gerekiyor. Yoksa sıranın bize gelmeyeceğinin garantisi yoktur…

15 YIL ÖNCE GAZİANTEP’İN KİMYASIYLA OYNANDI

Şimdi gelelim Suriye, ama özellikle Gaziantep ile arasında 1 saatlik mesafesi olan, önceden kazası, sonradan şehir komşumuz olan Halep ilişkilerimize… Bu şehirden 2011 yılından beri inanılmaz göç alındı.Resmi ve gayri resmi rakamlara baktığımızda ortalama 500 bin Suriyeli bu şehre sığındı. Haliyle bu kadar nüfusta aklı başında olanları çıkacak, illegaliteye meyilli ahlaksızları da bulunacaktı. Maalesef Gaziantep’in kimyasıyla oynayacak derecede şehre yerleştiler, kendi gelenek göreneklerini bizlere dayattılar. Asayiş olayları alabildiğine arttı. Cinayetler, yaralamalar, gasplar, tehditler şantajlar zirveye tırmandı. Dahası Gaziantepli esnafa büyük darbe indirildi. Her bölgede işyerleri açıldı ve çok esnafımız dükkanlarını kapattı. Bu arada zanaatkar Suriyeli’ler Gaziantep için adeta can simidi oldu. Sanatı olmayanlar ise Türklerin aylık ücretlerini pahalı bulan iş dünyasının tercih ettiği elemanları haline geldi. Ayakkabı sektöründe, inşaat dünyasında Suriyeliler ciddi biçimde söz sahibi oldu. Bu arada önceleri ekonomisi iyi olan Suriyeliler, zamanla gelişmeleri görüp bu şehirde gelecek görmeyince kısa süre sonra Gaziantep’i terkettiler.

GAZİANTEPTEKİ SURİYELİLER NİYE GİTMEK İSTEMİYOR?

Bilahare Beşar Esat en sonunda ülkesini kendi haline bırakıp kaçmak zorunda bırakılınca, Suriye’nin yeni patronu değişti. Elbette bu gelişim diğer şehirlerde olduğu gibi Gaziantep’te de heyecan yarattı. Çünkü Suriyeliler artık ülkelerine dönecek algısı oluşturuldu. Ne var ki, Gaziantep’te düzenini kuran, çocuklarını okutan, iş yerleri açan Suriyeliler, özellikle gençleri gitme yanlısı olmadı. Hele Bazı Suriyeli’lerin ülkelerine gittiklerinde gördükleri tablo onlarında kafasını karıştırdı. Çünkü Halep’in büyük kesimi harabe haline gelmişti. Evi ve iş yeri olanlar burada normal yaşama dönmenin süreç alacağını gördüler. Zaten Gaziantep’te bulunanların büyük kısmı Halep’in harabe olan kesimlerindeydi. Haliyle kafalarında muhasebe yaptılar ve Gaziantep’teki kurulu düzenlerini bozmak istemediler. İşte en ciddi sorun da burada başladı. Halep’te yaşam vardı ama Gaziantep’teki Suriyelilerin bulunduğu bölgeler yerle bir olmuştu. Burası düzelmedikçe gitmeyi düşünmeyeceklerdi.

HALEP OLAYINA BİRDE BU GÖZLE BAKSAK NASIL OLUR?

İşte burada Fatma Şahin, tahminimce tüm eleştirilere göğüs gerecek hamle yaptı. Şam’da Emevi camisine yaptırılan halı dışında en büyük hedef Halep oldu. Bu hedef Halep’in Gaziantepteki Suriyelileri ilgilendiren bölgelerini yaşanabilir hale dönüştürmek bir yana, konut yapımları için inşaat sektörünü de ilgilendiren girişimlere yöneldi. Onun içindir ki aylar öncesi Halep’e iş ve sanayi dünyasının önde gelen isimleri gitmişti. Ardından ihracatçılar devreye girdi. Anlayacağınız Gaziantep olarak Suriye’den ziyade Halep kesiminin derlenip toparlanması için kollar sıvandı. Bunları benimle bilgi paylaşımı yapılmadığından, hep tahmini öngörülerimle değerlendiriyorum. Çünkü bunların hiçbirinin içinde yokum, gelişmeleri sadece yüzeysel yönden biliyorum. Son Halep çıkarmasına diğer basın mensuplarıyla birlikte davet edilmeme rağmen, teşekkür edip gitmediğimi de söylemeliyim elbette…

Haliyle tüm önceki gelişmeler sonrası son Halep çıkarmasında bu ildeki yetkililerle buluşup hem Büyükşehir hemde Şahinbey olmak üzere devasa 2 büyük parkın yanısıra Halep’e 5 toplu taşıma otobüsü ve çeşitli destekler adına protokol düzenlendi imzalar atıldı. Başta Vali Kemal Çeber olmak üzere çok kalabalık bir heyet akşam Halep’te iftar yaptı ve şehrimize döndü.

SİZCE FATMA ŞAHİN BUNLARI NİÇİN YAPIYOR DERSİNİZ?

Gelelim son bölüme…Son Halep protokolü Gaziantep’te geniş halk kesimlerince tepkiyle karşılandı. Zaten büyükşehir meclisinde 5 otobüs bağışıyla başlayan tepkiler bu ziyaretle zirve yaptı. Konumum itibariyle halkın tepkisini ne görmezden, ne duymazdan gelirim. Kaldı ki,ilk bakışta bende bu eleştirilere katıldığımı söylemeliyim. Onun içindir ki, bu tepkilerin bu zamana kadar yapılmış en geniş kapsamlı tepki olduğunu söylemeliyim. Ama yine de her konuya ihtiyatlı yaklaştığım gibi bu konuya da öyle yaklaşmalıyım. Bir kere yapılan eleştirilerin ağırlık noktası Halep’e yapılacak park meselesinde yoğunlaşıyor. Fakat çok ilginçtir tepkiyi gösterenler Büyükşehir gibi Halep’e park yapacak olan Şahinbey’i görmezden geliyor.Yani burada odak noktası Büyükşehir, özellikle de Fatma Şahin oluyor. İşte burası çok dikkati değer. Bunun da yanıtı var aslında, çünkü insanların Gaziantep için beklentisindeki birinci adresi Fatma Şahin de ondan… Sadece bu konuda değil her konuda…

ACABA ESAS NEDEN BU MU?

Hadi kendi kendimize bir soru soralım... Mesela acaba Fatma Şahin tüm bunları, Halep’in yaşanabilir hale dönüşmesi ve bu sayede Suriyeli’lerin buraya gitmesini sağlamak üzerine mi kuruyor? Ve yine büyük ihtimalle bu park işini de, başka ülkelerden hibe veya destek yoluyla çözme hesabı mı yapıyor? Çünkü Fatma Şahin’in yabancı ülkelerden çevrecilikle ilgili temasları olduğunu, Gaziantep’in de zaten çevrecilik konusunda Avrupa’da önemli bir yere sahip olduğunu biliyorum. Belki bilmeyenleriniz olabilir, Gaziantep, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından verilen 2025 çevre kültür ağırlıklı Avrupa Ödülü’ne layık görülmüş ve bu ödül Fatma Şahin’e verilmişti. Bunu da belirtmeliyim mutlaka…İşte bu düşünce ışığında Halep’te özellikle çocuklar için en önemli ihtiyaçlardan birisi olan park konusunu iletişim yolula mı çözecek? . Eğer varsa böyle bir durum paylaşım yapılırsa sevinirim.

Tüm bunlara karşın yine de Sayın Fatma Şahin’in bu kadar çok tepkiyi iyi değerlendirmesi gerektiğini tavsiye ediyorum. Eğer şu yukarıda belirttiğim yöntem olmayacaksa o zaman bu algı, bu zamana kadar yaptığı o kadar güzel projeler ve hizmetlerin önüne geçebilir, söylemiş olayım… Çünkü bu şehir, Suriyeli konusunda çok yoruldu. Ne yapılırsa yapılsın, artık Gaziantepli’lerin, Suriyeli’lere yönelik en küçük bir desteğe bile tahammülü kalmadı.

HEPİNİZE İYİ HAFTALAR