Televizyon dizilerinde boşanma sahneleri neredeyse hep aynıdır: Taraflar mahkemeye girer, birkaç sitem dolu söz söylenir, hâkim kararını açıklar ve hikâye orada biter. İzleyici için perde kapanmıştır. Oysa biz avukatların adliyede her gün gördüğü tablo, o kırk beş dakikalık dizi bölümüne sığmayacak kadar karmaşıktır. Müvekkillerimden sık sık duyduğum “Neden bu kadar uzun sürüyor?” sorusu da çoğu zaman bu hızlı sahnelerin yarattığı beklentiden kaynaklanır. Çünkü hukuk, senaryolardan çok daha somut ve kurallara bağlı bir zeminde ilerler.
En büyük yanılgı genellikle “hemen anlaşmalı boşanalım” düşüncesidir. Dizilerde birkaç aylık evliliklerin tek celsede sona erdiğini görürüz. Oysa Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik en az bir yıl sürmemişse mahkeme boşanmayı anlaşmalı olarak kabul edemez. Taraflar tüm konularda anlaşmış olsa bile bu bir yıllık süre dolmadan “tek celse” beklentisi gerçek hayatta karşılık bulmaz. Uygulamada birçok kişi, karşılıklı olarak anlaşmış olmanın davayı hemen sonuçlandıracağını düşünür. Ancak hukuk, tarafların iradesinin yanında kanunun koyduğu süre ve şartları da dikkate almak zorundadır.
Bir diğer yanlış algı da boşanma kararının verildiği anla ilgilidir. Duruşma salonundan çıktığınız anda evliliğin hukuken sona erdiğini düşünmek oldukça yaygındır. Oysa mahkemenin boşanmaya karar vermesi bile tek başına yeterli değildir. Kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve kanun yollarına başvuru süresinin geçmesi gerekir. Üstelik dosya istinafa taşınırsa süreç daha da uzayabilir. Kısacası boşanma ancak karar kesinleştiğinde hukuken sonuç doğurur. Bu nedenle karar kesinleşinceye kadar eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü de devam eder. “Nasıl olsa boşanma davası açtık” ya da “mahkeme boşanmaya karar verdi” düşüncesiyle atılan bazı adımlar, devam eden dosyada ağır kusur olarak karşınıza çıkabilir.
Boşanma davalarının süresi konusunda da diziler izleyiciyi ciddi şekilde yanıltır. Televizyonda birkaç sahnede tamamlanan davalar, gerçek hayatta çoğu zaman uzun bir sürece yayılır. Tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması, sosyal inceleme raporlarının hazırlanması ve velayet değerlendirmeleri derken süreç bazen yıllar sürebilir. Özellikle çocukların bulunduğu dosyalarda mahkeme yalnızca eşlerin taleplerine değil, çocuğun üstün yararına da odaklanır. Bu da davaların daha dikkatli ve ayrıntılı yürütülmesini gerektirir.
Adliye koridorlarında tablo çoğu zaman televizyon ekranlarından çok farklıdır. Duruşmalar arasına aylar girer, taraflar her celsede “Bu kez bitecek mi?” diye bekler. Duruşma salonundan çıkarken sıkça duyulan cümle ise şudur: “Yine mi bitmedi?” Süre uzadıkça yorgunluk da artar. Çünkü boşanma davaları yalnızca hukuki bir dosya değil, çoğu zaman tarafların hayatlarının en zor dönemlerinden biridir. Bu nedenle süreç ilerledikçe davanın yükü sadece hukuki değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik ağırlığa da dönüşebilir.
Sonuç olarak boşanma, dizilerdeki gibi birkaç diyalogla çözülen bir kurgu değildir; emek, zaman ve sabır isteyen ciddi bir hukuki süreçtir. Televizyonda gördüğümüz hızlı finaller çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. Hukuku dizilerden öğrenmek yerine, gerçek hayatın kurallarıyla değerlendirmek her zaman daha sağlıklı olacaktır.
Unutmayın; dizilerde bir bölümde biten boşanma davaları, gerçek hayatta çoğu zaman aylar hatta yıllar süren bir sürecin sonunda sonuçlanır.