Yıllardır alt yapı ile iç içe olduğumu yakinen takip edenler bilir. Kulüplerin finansal kurtuluşunun alt yapıdan kadrosuna katacak isimlerle olacağını, hatta alt yapıdan çıkan potansiyel oyuncularla bir havuz yapılıp 10-15 kişilik genç bir oyuncu grubunu satmayıp, sürekli başka takımlara kiralama yöntemiyle elinde tutmanın önemini anlatırım. Bu alt yapı ile iç içe olma durumum elbette önemli gözlemler oluşturmamı da sağladı yıllar içerisinde. Veli-Antrenör-Kulüp üçgeninde ele alacağım yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayım. Şimdiden 'sürç-i lisan edersek affola' diyor, keyifli okumalar diliyorum.
Öncelikle 'Alt Yapıda Veli-Antrenör Savaşı' başlıklı bu yazı dizisiyle ne herhangi bir veliyi ne de herhangi bir antrenör ya da kulübü hedef almadığımı, Türkiye'de hatta dünyada da benzer durumların ve sorunların olduğunu belirtmeliyim. Öte yandan eleştiri ya da tavsiyelerin insanlar üzerindeki iyileştirici / düzeltici etkisini de göz ardı etmemek lazım. Eleştiriyi hemen tehdit olarak algılamamak, sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olmak gelişimin olmazsa olmazı.
Alt yapı ile bağlantılı olan herkes bilir ki; antrenör - veli ilişkisi bazen gerilim ve anlaşmazlıklara neden olur. Bazen bu gerilim, sporcunun kariyerine bile darbe vurabilir, gelişimine olumsuz etkisi olabilir. Burada 'taraflar' istemeden de olsa hayalleri olan, baskı altında olan, umutları bulunan bir çocuğun/gencin geleceğine zarar verir. (Malesef tarafların diyorum. Aynı hatta yer alması gereken veli ve antrenörler bazen taraf oluyor ) Bu çocuk ve gençler ise henüz 8-18 yaşları arasında birçok tehlikeyi süzemeyecek, birçok sonucu analiz edemeyecek yaşta olduğu için de anne-babası ile antrenörü arasında sıkışır kalır.
Bazı temel konuların kabul edilmesi ya da anlaşılması aslında bütün sorunları çözer. Veliler ve antrenörler, bu çocuk ve gençlerin geleceğini daha dikkatli düşünmeli, atacağı adımların sonuçlarını ve vebalini iyi hesap etmeli. Bu savaşı velilerin perspektifinden irdeleyeceğim bir sonraki yazıda buluşmak üzere, şimdilik hoşçakalın.