Ökkeş Özekşi - Haftaya Bakış

Ökkeş Özekşi - Haftaya Bakış

Yazarın Tüm Yazıları >

HAFTAYA BAKIŞ

A+A-

*Emniyet Müdürleri olayında bütün suç bende

Eğer ben Gaziantep'e bir düğün için gelen ve bu arada gazetemize sadece dost ziyaretinde bulunan Manisa Emniyet Müdürü Adem Aydemir'i haber yapmasaydım, bunların hiçbiri olmayacaktı...
Evet bütün mesele bu... Ne o gazeteci arkadaşımız öyle bir yazı yazacaktı, ne de iki ilin emniyet müdürlüğünü yapan iki değerli insan zor durumda kalacaktı... Ne yapalım insanlar hata yapabilirmiş demekki...
Bunları niye yazıyorum biliyormusunuz... Aslında bahsetmek istediğim konu çok farklı... Ben meslek hayatım boyunca gazeteme dostça ziyaret amaçlı gelen hiç kimseyi haber yapmadım. Eğer isterlerse bir çok yönde mesaj veririm. Ama haber amaçlı gelenleri, haliyle sayfalara taşıdım... Çünkü öyle isteniyordur...
Bu bir Özekşi tarzıdır ve öyle de devam edecektir... Nihayetinde bir güven meselesidir... Yıllardır o güveni verdiğim içindir ki, gazetemizde elit insanlar kahvemizi içmeye, hatta özel yemeklerimizi yemeğe davetli olurlar. Aslında bu herkes için geçerlidir...Çünkü sosyal ilişkidir... Ama dediğim gibi, bu ilişkiler gazeteci ile oluyorsa, farklı anlam taşır... Burada bir hayat dersi vermeye gerek yok, ancak böyle şeyleri de yazmak gerektiğine inanıyorum. Nihayetinde mesleki ve dostane ilişkilerde insanların size saygı ve güven duymaları için mesleğinizin özelliklerini bazen unutmanız gerekir... Bunun örneği şu ortamda bizi ilgilendiriyorsa, o zaman adını gazeteci koyalım... Ve böylece asıl konumuza geçelim...

*SÜRPRİZ ZİYARET NELERE MAL OLDU !

Belki bilmeyenleriniz olabilir... İsterseniz oradan başlayalım... Kırşehir'den Manisa Emniyet Müdürlüğüne atanan Sayın Adem Aydemir, uzun yıllar görev yaptığı şehrimize yakın bir dostunun düğünü için gelir. Haliyle nezaket gereği emniyet müdürünü ziyaret eder. Sohbet sırasında benim adım geçer. Gaziantep Emniyet Müdürü Ali Yılmaz hemen telefona sarılır ve bana gazetede olup olmadığımı sorar, "müsaitsen çay içmeye geliyorum" der ve gelir... Ben Ali Yılmaz'ı beklerken, birden bire karşımda Adem Aydemir'i görmenin şaşkınlığını yaşarım. Sarılırız, çocuklarım Leyla ve Serdar da hasret giderir ve hatıra kalsın diye fotoğraf çekilir.
Günlerden cumartesidir. Ben pazartesi günü kendi kendime "acaba Adem Beyi bir haber yapsam nasıl olur, O'na bir jest yapalım" diye düşünürken, belki sıkıntı olur diye Ali Yılmaz müdüre mesaj geçerim... Mesajda "müdürüm, Adem müdüre bir şey yapamadık bir haber yapsak nasıl olur. Fotoğrafta siz de varsınız, yayınlarsak mahzuru olur mu?" derim. Gelen yanıt "sen bilirsin" olur. Tekrar cevap yazarak "bunu evet olarak algılayabilir miyim?" dediğimde, karşılığı "iyi algılamışsın" şeklinde döner. Ve böylece fotoğraf altı bir haber şeklinde gazetemize ve internet sitemize koyarız. Ertesi gün Adem Müdüre mesaj geçip "haberini yaptım, internet sitesinde görebilirsin" derim...

*HÜRRİYET'İN MANŞETİNE GİRECEK KADAR CİDDİ MİYDİ?

Buraya kadar herşey çok normal... Ama bizlere göre normal... Bir meslektaşıma, hem de yıllarca birlikteliğim olan, acı- tatlı günleri, rahmetli Demir Kanalıcı ve kulakları çınlasın Atilla Karaduman ile birlikte paylaştığımız, o dönemde adeta kader birliği yaptığımız arkadaşımıza göre normal değil... Çünkü O, bu ziyareti gazetede görünce çılgına dönmüş... Adem Aydemir'in kendisine Ali Yılmaz aleyhinde bilgi verdiğini, dosya gönderdiğini, şimdi de yanına alarak bir gazete ziyaretine gittiğini, bunun ilkesizlik olduğunu ileri sürerek "İşte haber kaynağımı açıklıyorum, Ali Yılmaz için tüm bilgileri Adem Aydemir'den aldım" demiş... Ve haliyle çok ilginç bulunan bu ifadeler ve iddialar, Hürriyet gazetesinin temsilcisinin dikkatini çekmiş, birkaç gün sonra Hürriyet'in manşetine girmiş... Böylece sıradan bir ziyaret, Türkiye'nin gündemine bir olay olarak girecek kadar büyütüldü...
Büyütüldü büyütülmesine de, bundan kimse karlı çıkmadı... İki emniyet müdürü kendi teşkilatına, ailesine arkadaşlarına ve meslektaşlarına karşı zor durumda kaldı... Ancak asıl darbeyi gazeteciler yedi... Özellikle yerel basın... Çünkü güven duygusu adeta yok edildi...

*Peki nedir bu HABER KAYNAĞI MESELESİ ?

Aslında benim bildiğim kadarıyla böyle birşey yok... Öyle Adem Aydemir'in dosya filan gönderdiği de yok... İnanın bu olaydan sonra Adem Aydemir ile bir kez bile görüşmüşlüğüm yok... Sizlerin bilgisi olsun diye mecburen açıklamak durumundayım... Bir kente vali veya emniyet müdürü atandığında, o ilde faaliyet gösteren bazı gazete ve televizyonlar, gelecek vali ve müdür hakkında bilgi toplama telaşına düşerler. Bu bizim meslekte biraz da yarıştır... Haliyle ilk başvurulacak şey, eğer gelecek olan vali ise, daha önce ilimizde görev yapan ve samimiyetine inandığınız valilleri ararsınız. Emniyet müdüründe de öyle olur... Nitekim Sayın Ali Yılmaz için benim gibi, bu meslektaşımız da Adem Müdürü aramış... Demek ki ikimiz de Adem Müdüre güveniyormuşuz...
Buraya kadar herşey doğru...
Ben o tarihte Adem Müdürü arayıp Ali Yılmaz'ı tanıyıp tanımadığını sordum, "tanımıyorum ama İzmir'de bir ara gazetelerde okumuştum bazı olaylar yaşanmıştı. Çok merak edip ayrıntılı bilgi istiyorsan öğrenebilirsin. Ya Google, yada yeni asır gazetesinin internet sitesinden ara bulursun" dedi...

*BİR TIK'LA ÖĞRENİLECEK ŞEY NASIL GİZLİ OLUR ?

İşin gerçeği, Adem Aydemir yapmamız gerekeni bize hatırlatarak gazetecilik dersi veriyordu... Hepsi bu... Eğer haber kaynaklığı bu ise çok merak ediyorum, tüm dünyanın bir tıkla öğrenebileceği şey, nasıl gizli olur ve bunu hatırlatan bir insana nasıl "haber kaynağı" denilir... Burası da tartışmaya değer bir konu...
Merak bu ya, girdik siteye ve Ali Yılmaz hakkındaki bilgilere sahip olduk... Daha sonra başka bilgilere de girdik ve o tarihten sonra yeni müdürümüz hakkında bilgi sahibi olduk. O sırada Valimiz olan Sayın Lütfullah Bilgin ile de ayaküstü sohbette konuşmuş ve bu gelişmelerle ilgili değerlendirme yapmıştık... Hatta yanılmıyorsam Sayın Asım Güzelbey ile de konuşmuştuk... Daha sonra da bu yaşadıklarımı Ali Yılmaz'a anlatmış ve epeyi gülmüştük...
Ben o tarihlerde yeni emniyet müdürüyle ilgili edindiğim bilgiler doğrultusunda kendi yorumumu yapmış, ama gayet edepli şekilde eleştiri hakkımı kullanmış, Sayın Ali Yılmaz'ın bir anlık hatasına rağmen, farklı bir müdür görüntüsünde olduğunu belirtmiş, tüm Gaziantep halkının da kendisini daha iyi tanıyabilmesi için bu tavla olayına bir açıklık getirmesini dilemiştim...

*İKİ MÜDÜRÜ DE ZOR DURUMDA BIRAKTI

Ama sonradan duyduğuma göre, meslektaşımız Sayın Ali Yılmaz daha göreve başlamadan, çok ağır ifadelerin yer aldığı, kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir yazı yazmış... Haliyle Sayın Ali Yılmaz göreve başladıktan sonra, bu kadar hakarete dayanamamış ve bu gazeteciyi mahkeme vermiş... Elbette işin burası bizi ilgilendirmiyor... Her gazetecinin bir tarzı vardır... Kaldı ki uzun yıllar birlikte olduğumuz bu gazeteci arkadaşımızın seviye konusunda çok hassas olduğunu biliyorum... Kolay kolay ucuz ve basit ifadeler kullanmaz... Sinirlenmez... Kalemi iyidir, görüşlerini yansıtmada ve bildiğini söylemede çok cesurdur... Hele hele meslektaşlarını hiç kıskanmaz, tam aksine iyi işler yapmışsa takdir ederdi... Çünkü kendine güveni vardı... Ama bu olayda ne olduysa oldu, galiba çok hissi davrandı... Belki Sayın Aydemir, bu meslektaşımla benim bilmediğim kadar samimi olmuş ve bazı şeyleri söylemiştir... Buna da ihtimal veriyorum... Ama böyle olsa bile, olayı kamuoyuna yansıtmak ne kadar doğru, yorumu sizlere bırakıyorum... Sonuçta bu yazıdan sonra iki değerli emniyet müdürü çok zor durumda kalmıştır... Gazetecilik mesleği güven kaybına uğramıştır...

*GAZETECİYE GÜVENMEYİN DEMEK DOĞRU MU ?

Maalesef bu son olay, kamuoyunda, özellikle kent yöneticilerinde gazeteciye olan güven konusunda büyük hasara yol açtı... Artık kimse, bu olaydan sonra kolay kolay gazetecilere güvenip birşey söylemeyecek... Haber kaynağı olmayacak... Bilgi vermeyecek... Elbette bu herkes için geçerli değil ama, artık yoğurt üflenerek yenilecektir... Zaten gazeteciler kamuoyunda güvenilirlik konusunda hassas bir noktadaydı... Şimdi bundan sonra şehrimizde herkes dikkatli olacak, konuşmamayı tercih edecek... Bana sorarsanız, dikkatli olun derim... Gazeteciye fazla güvenmeyin demek çok ağır olacak ama, siz yine de konuşmalarınızı kontrol edin, samimiyetlere güvenip açılıp saçılmayın demeyi bir görev sayarım... Bu olaydan sonra zaten benim söylememe gerek yok, siz mutlaka tedbirinizi alırsınız...
SON NOKTA.: Her zaman olduğu gibi, bana güvenip güvenmemekte serbestsiniz... Benim kaynağım, kişiliğimdir...

*DİP NOT: Herkes gibi bende çok merak ediyorum, acaba Adem Aydemir, benden sonra bu arkadaşımızın gazetesine çay içmeye gitmiş olsaydı, bunlar olabilir miydi ?

*Keşke Ömer Ca'da, Metin Özkarslı kadar duyarlı olabilseydi

Belediye başkanı duyarlı olmalı. Halkı ciddiye almalı, sorumluluklarını bilmeli, herhangi bir şikayet varsa dikkate alıp üzerine gitmeli... Örnekler çok ama işin özeti bu... Eğer bir belediye başkanı bunları yapabiliyorsa, o zaman bilin ki, fazla endişe edecek bir durum yoktur... İlçeleri baz tutacak olursak, sözü Şehitkamil İlçesi Belediye Başkanı Metin Özkarslı'ya getireceğim... Hakkında en küçük bir iddia veya belediyedeki uygulamalarla ilgili bir söylenti çıksa, hemen çıkıp basına bilgi veriyor. Açıklama getiriyor... Doğru yanlış, ama çıkıp konuşuyor... İsteyen inanır, isteyen inanmaz... Ama duyarsız kalmıyor... İşte son hamlesi, kendisi hakkında içişleri bakanlığından müfettiş istemesi... Bizim bildiğimiz belediyelere müfettişler genelde şikayetler üzerine gelir... Ama Metin Özkarslı kendisi istiyor...
Peki öbür taraf ne yapıyor, yani Şahinbey İlçesi Belediye Başkanı Sayın Ömer Can ?
Maalesef Şehitkamil'in tam tersi... Kimseyi umursamıyor... Şikayetleri dinlemiyor, iddialara açıklık getirmiyor... Hele son meclis üyeleri olayı var ki, tam ibretlik... Okumuşsunuzdur, son Antalya seyahati organizasyonunu... Öncesinde belediyenin daire müdürlerini siyasete alet ederek, meclis üyelerinin önüne yem olarak atma girişimini... 400 daireye bedel, yüzde 10 buçukluk ihale olayıyla birlikte ayyuka çıkan söylentileri... İhale verilen firmanın oğul işbirliği iddiaları... Meclisi boykot eden AK Partili meclis üyelerinin gerçek niyetlerinin ne olduğunu... Kilit taşı olayını... Voleybol takımı için toplandığı söylenilen trilyonları...
İnanın daha aklıma gelmiyor... O kadar iddia, o kadar söylenti dolaşıyor, ama Sayın Ömer Ca'dan ÇIT yok... Niye YOK, işte bunu kimse bilmiyor... Oysa fena işler de yapmıyor değil... Şahinbey'in el vurulmayan çöplük haline gelen bölgelerini adam ettiğini sürekli takdir ediyoruz... Ama buraya kadar... Ondan sonrası koskoca KARANLIK... Biz çok aydınlık da istemiyoruz Sayın Ömer Ca'dan... Vatandaş bir MUM ışığına bile razı... Ama onu bile göremiyorlar...

*NOT: CHP'nin Şehitkamil'deki muhalefet anlayışına saygı duyuyoruz. Haklı haksız, doğru yanlış, kasıtlı kasıtsız... Nihayetinde muhalefet olarak varlıklarını hissettiriyorlar... Ama CHP'nin niye Şahinbey'de olmadığını biz değil halk soruyor... Ortalıkta bir tek Yaşar Ağyüz var... Sevgili Nöfer bey, neredesiniz...

*CELAL DOĞAN PARKINDA KAPKAÇÇILAR NASIL BU KADAR RAHAT HAREKET EDİYOR

Bir okuyucum aradı, Celal Doğan parkında çocuğunun cep telefonunu bıçak zoruyla alıp kaçan kapkaçcı yüzünden yaşadıklarını anlattı ve "Cep telefonunda değilim Ökkeş bey, çocuğum çok kötü durumda, bir türlü kendine gelemiyor, ruh hali bozuldu, asıl derdim o" diye konuştu. Bir başka okurum ise yine Fatih Mahallesinde eşinin çantasının alınmak istendiğini, daha da ileri gidilip parmağındaki yüzüğün çıkarılmak istendiğini bildirdi. O da diğer okurum gibi, şimdi eşinin bozulan ruh halinin düzeltilmesine çalışıyormuş... Bir arkadaşım ise gündüz gözüne evine girmeye çalışan hırsızla boğuştuğunu, hırsızın kaçtığını ama bu olayın şokuyla hala kendine gelemediğini söylüyor... Bunların hepsi de Fatih Mahallesi ve Celal Doğan parkı çevresinde oluyor... Sayın Emniyet yetkililerine hatırlatıyorum...

*NOT: Bunlardan sadece birisi karakola müracaat ettiğini, diğerleri ise daha önce yaşadıkları olumsuz davranışlar yüzünden gitmek istemediklerini söylediler. Buraya DİKKAT !...

*TRAFİK SUÇU İŞLEDİM, CEZAYI HAKETTİM !

Aslında böyle şeyleri yazmak istemiyorum... Ama bazen yazmamız gerektiğine inanıyorum... Yazalım ki, bizim gibi insanların da bazen hata yaptığı bilinsin... Evet... Başlık tamamen doğru... 25 Mayıs 2006 tarihinde, gece saat 10.50'de misafirimi Tuğcan Oteline getirdim, içişleri bakanının vermiş olduğu, trafiğe engel olmayacak biçimde uygun yerlere park edebilme hakkına sahip olunan basın plakalı aracımı, Tuğca'ın araçlarını koyacak cep kısmı dolu olduğu için, yol kenarına koydum, resepsiyona girdim, misafirimle vedalaştım ve evime gittim...
Meğer o sırada M. Kabarık ve M. Yılmaz adındaki arkadaşların oluşturduğu Trafik ekipleri yoldan geçiyormuş ve aracımı yakalamış ! Vakit gece yarısı da olsa, madem trafik suçu işlemişim, o zaman yapacağımız tek şey, götürüp 49 ytl cezayı yatırmaktır... Biz de öyle yaptık... Ancak çok merak ediyorum, yanılmıyorsam o gece THY'nin önünden başlayarak Kırkayak kısmına kadar aynı sırada en az 30 araç vardı. Şimdi bir istirhamım var; bir zahmet Trafik müdürümüz o tarih ve saatte kaç araca park cezası kesildiğini araştırabilir mi ? Eğer sayı bu rakama yakın ise, o iki polis arkadaşımızı mutlaka ödüllendirmesini rica ederim... Bir de çok merak ediyorum, bu hepimiz için geçerli. Gece yarısı bile olsa trafik ekipleri, trafiği engellemeyen araçlara park cezası kesiyorlar mı, bunu da öğrenmek isteriz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.