1. YAZARLAR

  2. Fulya Mısırlıgil

  3. Yitik Şehir "Gaziantep"
Fulya Mısırlıgil

Fulya Mısırlıgil

Yazarın Tüm Yazıları >

Yitik Şehir "Gaziantep"

A+A-

Gaziantep, sanayisi ve ticareti belli ölçülerde gelişmiş ancak eğitim, sosyal hayat ve iletişim yönünden ciddi sorunlar yaşayan, kurumsallaşamayan hatta kurumsallaşmak istemeyen yüksek sayıda şirketleri barındıran vizyonu dar bir şehir maalesef.

Bunu özellikle eğitime olan ve kişisel gelişime olan yaklaşımlarından anlamak oldukça kolay. Eleştiriye kesinlikle açık değil. Değişimden korkan ve kalıplaşmış düşünce ve körelmiş sistemlerden kafasını kaldırmaktan uzak duran, zaman zaman anlamsız çoğunlukla yıkıcı bir yaklaşımı var.

Sabit bakış açısı farklı fikirleri konuşmayı ve tartışmayı mümkün kılmıyor. Açık hava hapishanesi gibi insanlar görünmeyen zincirlerle birbirlerine bağlı inanmadıkları hayatları yaşıyorlar. Bireysel gelişimlerinde geri kalmalarının en büyük nedenlerinden biri, kendi hayatlarından çok başkalarının hayatları üzerinde bir ilgiye sahip olmaları ve başkalarının kendi hayatları üzerindeki söylemlerine inanılmaz boyutta öncelik veriyor olmalarıdır. Kıyaslama oranı çok yüksek. Ama yeni bir adım atma cesareti kıyaslanan şeye burun kıvıranlar için neredeyse imkansız. Başkalarının yaptığını taklit etmenin yüksek eğilimi özgün olma cesaretini gösterememekten geliyor. Dedikodu ciddi bir sorun. 

Öyle ki yeni şeyler üretmek yerine kısır sohbetlerde başka insanların hayatları yatırılıyor masaya. Çalışma hayatında yer alan kadın sayısı çok az. Özellikle üst düzey yönetici olarak çalışan kadın neredeyse hiç yok. Çalışma hayatında yer almayan kadınların çocuk eğitimi, ev ekonomisi ve kişisel gelişimleri konusunda da ciddi eksiklikleri ve bu eksikliklerini tamamlamaları gerektiği konusunda da bir eksiklik olduğunu görmeyen tüketim odaklı bir bakış açıları var.. Başarılı ve özgün işler yapmak konusundaki en büyük sorunların başında, işi bilene değil referansı güçlü olana iş veriliyor olması geliyor. Referans gücünü ise iki taraf arasındaki arkadaşlık sohbeti belirliyor. 

Ya da kişinin nüfusu devreye giriyor. Yani kişinin yetenek ve kapasitesine göre bir iş hacmi oluşmuyor şehrimizde. Dolayısıyla kalifiye iş gücü barınamıyor. Barınsa bile kalıcı olmuyor. Çünkü bu kalifiye iş gücünü tatmin edecek kurumsallıkta sistemi olan bir çalışma düzeni yok. Sürekli belirli insanların çevresinde dönüyor ve bu döngüyü kişisel çıkarları için kırmayan körler sağırlar olayını yaşıyor şehir. 

Kral çıplak, patron hatalı, müdürüm yetersiz, başkan vasat, demeye kimsenin dili varmıyor. Ama yüze gelmeyen bu ifadeler sıklıkla kişinin olmadığı meclislerde beyan ediliyor. İnsanlar hayır demeyi bilmiyor ancak sonrasında da yaşadığı tüm baskıları hem iş hem özel hayatında ciddi bir sorun olarak yansıtıyor. Her şeyi ben bilirim havası öğrenime ve gelişime açık olma ihtimalini yok ediyor, yeni yaklaşımlara fırsat vermiyor. 

Öğrenilmiş çaresizlik modunda insanların düzenin değişebileceğine olan inançları neredeyse hiç yok. Aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılan. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışı Yengeç sepeti sendromu inanılmaz yaygın. Yani insanlar birbirlerinin mutluluğundan çok mutsuzluğuna neden oluyor. Cesareti yok ediyor, girişimciliği baltalıyor.

Ego fazlalığı insanların özellikle iş verenlerin ve şehirde söz hakkı olan dernek mensuplarının gözünü kör etmiş durumda. Kontrol tutkusu, güvensizlik ve dar bakış açısı çalışma ortamının kalitesini ve çalışan kitlenin performansını düşürüyor. Profesyonel bir çalışma kültürü geliştiremiyor. Kendilerini bir lütuf gibi gören bakış açılarıyla, hizmet satın aldıkları uzmanların ya da personellerin haklarına saygı göstermekte zorlanıyorlar.

Değer sorunu yaşıyor Gaziantep..

İnsanlar gittikçe ıssızlaşıyor.

Günü kurtarmaktan öteye gidilemiyor.

Bu samimiyetsizliğin ortasında can çekişen insanların çoğu bunalıma giriyor. Çünkü gerçekten ve samimiyetten uzak bu yaklaşım insanı boğuyor, ıssızlaştırıyor. Birbirlerine güven sorunu yaşıyor insanlar. İstanbul psikolojik danışma merkezleri Gaziantep'ten gelen insanlarla dolu.

Sahte gülüşlerin ve mutlu aile pozlarının ardında çoğunlukla bir tiyatro var. Elalem baskısı diye görünmeyen bir canavar var şehirde. Herkesin şikayet ettiği ancak çoğunun da yine bu düzene göre yaşadığı ve aykırı durmak bir yana içinde olmak için çabaladığı bir düzen.

Vitrin bir şehir gibi göstermelik Gaziantep.. Bireysel rekabet kurumsal rekabetin çok önünde. Kıskançlık ve üstün gelme arzusu çok fazla. Gösteriş merakı insanları gerçekten inanılmaz noktalara kadar götürebiliyor. Düğünlere, partilere, giyime, mücevhere, geziye faaliyete sınırsız harcama yapan kitle.. Personelinin bir günlük yemek ya da sigortası ile kâr etmeye çalışıyor, eğitimi yeterince önemsemiyor ve dikkat etmiyor. Sömürgeci bir kitle var şehirde.

Her hakkıyla şehri kendilerinin sanan garip tavırlı, "Biz yerlisiyiz ve bu ailesindeniz." diye ortada gezinen bir kitle.

Soyadı takıntısı var.
Eğitimli olmak, tarafsız iş yapmak ve profesyonellik bir değer taşımıyor.

Kontrol edemediklerini kabul edemiyor ve barındırmıyor bünyesinde..Mensubu olduğu topluluktaki kadına ya da adama gösterdiği nezaketi ve saygıyı çalışanına göstermiyor.

Eğitim hayatı ise notları balon misali şişirilmiş anne baba ilgisizliğinde kaybolan, bakıcı ile büyüyen, mutsuz, tatminsiz ve gayesi olmayan olsa bile istikrarlı duramayan çocuklarla gençlerle dolu.. İnanılmaz yüksek okul fiyatlarının olduğu ancak buna karşılık başarının düşük olduğu özel okullar ve bu okullardan ve eğitimcilerinden okulun sahiplerine kadar şikayet etse de, yine aynı okuldan kötünün iyisi ve şu ailenin çocuğu oraya gidiyor bizimki de oraya gitmeli düşüncesiyle hizmet alan aileler var...Türkiye sıralamasına bakıldığı zaman sonuç belli ama Gaziantep öyle demiyor! Diğer her şey gibi...
Sorun yok!

Ne demişti İbn-i Sina: "Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir..." Bir Gaziantepli ve uzun yıllardır bu şehirde danışmanlık ve koçluk gibi zor bir mesleği yapan birisi olarak bunları yazmaktan büyük üzüntü duyuyorum.

Ancak bu gerçekleri görmezden gelerek bir yere varamayacağımız kesin.

En azından bireysel olarak üzerimize düşen vazifeyi yerine getirip hatayı önce tespit etmek, sonra bunu dile getirecek cesareti göstermek ve sorunla birlikte çözüm yolları da geliştirmeyi öğrenmek zorundayız. Mesleğinde başarılı ancak bu bahsettiğim sorunlar nedeniyle şehirden ayrılmak zorunda kalan bir çok Gaziantepli duyuyoruz.

Ve duymaya da devam edeceğiz.

Bu kayıp hepimizin. Ve bu hata da. Elinizden hiçbir şey gelmiyorsa bile en azından önce kendinize sonra da mensubu olduğunuz topluluğa dürüstçe ifade edin düşüncelerinizi.

Bu bile büyük bir fark yaratacaktır zaten. Müsade etmemek ve mücadele etme gücünü kendinizde bulmanız dileğiyle.

Önceki ve Sonraki Yazılar