Uzm. Dr. SEDA ÜNSAL

Uzm. Dr. SEDA ÜNSAL

Dahiliye Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

SON TEKNOLOJİ

A+A-

Ne şanslıyız ki neredeyse her alanda ve her konuda işlerimizi kolaylaştıran teknolojik imkânlarımız var.

Adres sorarız; tıklarız…

Yemek isteriz; tıklarız…

Bir şarkı sözü anımsarız; tıklarız…

Anında aradığımızı buluruz, ne büyük kolaylık, ne büyük rahatlama.

Her şey hazır ve kolayca ulaşılabilir.

Hal böyle olunca ağrıyan bir yerimizi, kafamıza takılan bir sağlık sorununu neden sormayalım? Öyle ya her şeye hemen cevap veriyor bu bilgisayar teknolojisi, akıllı makineler…

Şikâyetlerimizi de dinlesin, muayene etsin, tetkik yapsın, hastalığımızı bulsun, üstelik zahmetsiz ve hızlı.

 

GERÇEK Mİ BU?

21 yaşındaki genç adam, günde 8 saat oturduğu bilgisayar masasında hissetmeye başladığı sırt ağrısının sebebini tabii ki yine o bilgisayara sorar, akciğer kanseri olduğunu öğrenir ve doktora gelir. (Ben şahidim, yaşandı.)

45 yaşındaki şeker hastası, kullandığı haplardan ve insülin iğnesinden sıkılır. Alternatif tedavi aradığını akıllı makinesine bildirir. Faydalı bitkileri öğrenir, hepsini kaynatıp içmeye başlar. Karaciğer hasarı ile doktora gelir. (Ben şahidim, yaşandı.)

26 yaşındaki hamile kadın, karnındaki çocuğunun özürlü olup olmadığını merak eder, bu merakını doktor gogıll(l) ile paylaşır ve bebeğinin down sendromlu olduğunu öğrendiği için korkuya kapılarak doktora gelir. (Ben şahidim, yaşandı.)

Peki, bu hastaların geldiği doktor ne yapar? İşe 3-0 geriden başlar. Çünkü öncelikle karşısındaki hastanın içinde boğulduğu bilgi kirliliğini temizlemek zorundadır. Gerçekten muayene edecek, tetkik yapacak, gerçek sorunu bulacak ve gerçek çözüm yolunu belirleyecektir, en zoru da bu gerçeğe hastayı inandıracaktır.

BEN OLSAM…

 

Ben hasta olsam bu teknolojik doktordan korkarım. Çünkü hep en kötü hastalığı çıkarır karşıma.

Ben hasta olsam sağlık sorunlarımı bu internet pazarına çıkarmam, önüne gelen kendi malını pazarlamaya çalışır çünkü orada, bana lazım olanı değil elinde olanı bana satmaya çalışır beni ikna eder.

Ben hasta olsam derdimi bir makineye sormam. Çünkü ben mekanik değilim, makine gibi çalışamam, duygularım var, ruhum var, başkasına benzemem, güçlüyüm, zayıfım, yeryüzündeki en karmaşık yaratık benim.. İnsan bedeninin inceliğini ve hassasiyetini bilirim, bir makineyle değil, yine bir insanla konuşarak anlatırım derdimi.. Size de naçizane tavsiyem benim gibi yapmanızdır.

 

***

 

 

ALİ YILMAZ

 

Yeni bir yıla girerken...

Koskoca 2020 yılını acısı ile tatlısı ile geride bıraktık. Yeni yıla henüz girdik. İnsanı, ayakta tutan umuttur, yeni yılın eskilerinden farklı olacağına olan inançtır.

Dünyanın değişebileceğini düşünmek… Bütün kötülüklerin, kötü geçen günlerin bir önceki yılda kalabileceğini hayal etmek… İşte bu yeni yıl coşkusunun nedenidir.

Başka türlü, bir yıl daha yaşlanmanın neyin kutlayacağız? 

Zira gelecek; içinde belirsizlikler ve gizemler barındırır. Önceki yıla göre her şeyin daha güzel olacağına dair alametler, var mıdır? Var diyenler umutlu… Yok diyenler ise karamsar olacaktır. 

Hayal kırıklığı yaşamamak için beklenen gelişmeler neler olmalıdır ki; Biraz daha adil, biraz daha insaflı bir toplumda yaşayalım!

Refah düzeyinin artması… Demokrasinin güçlenmesi… İnsan haklarına saygıyı içselleştiren bir hukuk sisteminin, yapılacak reformlarla tesis edilmesi… Saygın, itibarlı ve yalnızlığımızı önleyecek bir dış politika… 

Türk milletinin 2021 beklentileridir. Lakin umutlarımız bunlarla da sınırlı değildir. Korona illetinden; aşılanmak sayesinde kurtulmayı, normal hayatımıza dönmeyi, eş dost akraba ile kucaklaşmayı, bir kafede oturarak çay yudumlamayı, deniz kenarında bir restoranda yemek yemeyi de istiyoruz.

Normal hayatı özledik. 

“Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız,

Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”

 

Yahya Kemal'in, “Deniz Türküsü” şiirinin sonu; "insan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar" ile biter. 2020’de çok çektik. İstikrar ve huzur içinde bir 2021yılı umut etmek istiyoruz.

Nasıl mı?

En iyisi şifrelerini vereyim! Demokrasi, hukuk, ekonomi, siyasi istikrar, hak ve özgürlükler ve korona… 

Ve herkesin görüşlerini özgürce açıklayabildiği bir Türkiye! İnsanların hoşgörü ve barış içerisinde kucaklaştığı, öfke dilinin kullanılmadığı bir yıl…

Birileri hemen itiraz edecektir! “Bunlar olmaz!” Ne yani… Hukuk ve demokrasi umutlarına veda mı ediyoruz? Reform başka bahara mı kaldı?

Muhaliflere göre; “İktidar zaten gönülsüz, Cumhur ortakları istekli değiller. Mecbur kalmasalar, reformun lafını bile ağızlarına almazlar.”

Ben bu görüşte değilim! Ok yaydan fırladı bir kere. Hükümet, hukuk reformu yapmak zorundadır. Buna mecbur, hatta mahkûmdur. 

Aksi durumda, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün dediği gibi, “Yargı kararlarının meşruiyetini tartışmaya açan uygulamalar” yaygınlaşır! Yargının vereceği kararı önceden siyasetin açıklaması Türkiye’yi uluslararası arenada zor duruma bırakır. Bırakmaktadır! 

Zira siyasetin yargıya müdahalesi, hukuk devleti ilkesine terstir.

Doğrusu; siyasetin evrensel normlarla, içtihatlarla oluşmuş hukuk ve adalete saygı duyması ve gereğini yapmasıdır.

 

Dövizin düşmesi ve yüksek faiz uygulaması geçici bir çözümdür. Ekonomistler, iler ki aşamada; “yüksek faizin ekonomik büyümeye, yatırıma, istihdama darbe vuracağını” söylüyor.  

2021'e devreden en riskli dört sorun… Döviz sorunu, enflasyon, dönmeyen krediler ve işsizliktir. Bu üç sorun çözülürse ekonomi biraz olsun rahatlar. 

Korona nedeni ile birçok firma kapandı, esnaf para kazanamadı. Bu durum hem kredi dönüşlerini hem de işsizlik oranlarını artırdı. 2021’de işsizliğin 9,5 milyon olacağına dair veriler var. 

Bir ileri iki geri mehteran gelgitleri yaşanırsa, istikrar geri gelmez. Bu millet de rahat nefes alamaz. Kuyruğu dik tutmak uğruna, her yanı ateşe vermekten kaçınmak gerekir.

Köklü çözüm, tasarruf ve üretimden geçmektedir. “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek başkalarının parası ile hovardalık yapılmaya devam edilirse, 2021 yılı da hayal kırıklığı olacaktır.

Tencere de dert kaynıyor. İnşallah 2021’de et kaynar. Lakin uzmanlar; “Tren raydan bir dakikada çıkar ve fakat raylara dönüşü uzun sürer. Ekonomi bir defa raydan çıktı. Kısa sürede istikrar yoluna giremez” diyor.

Yeter ki, rayına girsin, bu millet kemer sıkmaya hazır! Tasarruf ve kemer sıkma uygulamasının devlette başlanması kaydı ile…

 

Dış politikada neler olacaktır? ABD Başkanlık seçimlerini Biden-Harris ekibi kazandı. Biden ekibinin, Türkiye’ye bakışı bellidir. Ümit ederiz ki; iyi bir diplomasi ile normale döner.

Çin ve Rusya ile olan ilişkilerimiz nedeni ile ABD ile gerilimin düşeceğini beklemek mucizeye eş değerdedir. Biden yönetimi daha çok demokrasi ve hukuk söylemlerini, ülkelerin önüne koyacak… Ülkesinin çıkarlarıyla beklentileri arasında denge kurmaya çalışacaktır.

Yeni yılda; 2020 yılında ortaya konan yaptırımlara ilave olarak, bazı yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliriz.

İran’la ilişkilerde zikzak çizilse de çıkarlarımız ilişkilerin gelişebileceği yönündedir. Bu durum; Suriye ve Libya gibi konularda daha gerçekçi adımlar atmamızı zorunlu kılmaktadır.

“Arap Baharı” gibi yeni oyunlar devreye girer mi? O konuyu şimdiden okumak oldukça zor görünüyor. ABD ve İsrail politikalarının birlikteliği bunda belirleyici rol oynayacaktır.

ABD, dünyayı nasıl şekillendirmeye çalışırsa çalışsın… Türkiye’nin bu değişimi çok iyi okuması ve buna göre önlemini alması gerekir. Başkaları zorlamadan… Kendi hür iradesi ile…

İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi konular evrenseldir. AİHM kararları ve Anayasa hükümleri önemli hukuk metinleridir. Uyulması gerekir. Türkiye’nin yenidünyaya uyum sağlaması için hukuk ve demokraside iyi bir sınav vermesi gerekir.

İnatlaşma ile bir sonuç alamayız.

 

Türkiye’nin askeri gücü tartışılamayacak kadar aşikârdır. Bu gücünü terörle mücadelede olduğu kadar… Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’da ispatlamıştır.   

Fransa, Yunanistan ve Ermenistan’ın çığırtkanlıklarına rağmen… 2021’de Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Suriye Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Bariz bir hata yapılmaz ise…

İnşallah 2021’de turizm de canlanacak… Okullar açılarak sokaklar şenlenecektir. Turizm, 2020 yılı gibi olur ise, Antalya için tehlike çanları çalacak… Bunda sadece oteller değil, tedarikçileri ile birlikte tüm Antalya sakinleri etkilenecektir.

Bunu düşünmek bile istemeyiz!

Hayal kırıklıklarını toprağa gömerek… Sevgi ve dostluk… Hoşgörü ve iyi niyet… Sabır ve şükür… Dostluk ve yardımlaşma… Mutluluk ve huzur… Sağlık, başarı ve barış dolu bir yıla hoş geldin diyelim.

Umut fakirin ekmeği…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.