Son yıllarda hızla artan kitap fuarlarından sonra açıkçası beklentim okumaya karşı ilgi ve alakanın, bu fuarları ziyaret edenlerle paralellik arz etmesiydi. İtiraf ediyorum yanıldım. Onlarca kalabalığın, hiç olmazsa kitap okuma oranlarını değiştirebileceğine dönük kanaatim son açıklanan rakamları görünce bir anda kül oldu gitti... Onlarca okuma kampanyaları, okuma saatleri, kitap fuarları, okumayla ilgili projeler bir anda gözümün önünde canlandı, söndü gitti...
Avrupa'da düzenli kitap okuma oranının %21 bizim ülkemizde ise %0.01olduğunu duyunca da tepemin tası attı... Okumaya karşı bu kadar duyarsız olma nedenlerimiz üzerine kafa yormaya başladım. Halbuki, "Oku!.." ilahi emri ile başlayan muazzez kitabımızın emrine göre yaşamak ve bu uğurda kafa yormak gerekirken, neden hala bunu gerçekleştirmediğimizi düşünmeye çalıştım... Dünyada büyüyen 17. Ekonomimiz olmasının yanında, neden kitap okuma liginde 86. sıralarda olduğumuzu anlamaya çalıştım.
Dünya kitap cirosunun 100 milyar dolar civarında olduğu düşünüldüğünde bu oranın bizim ülkemizde 30 milyon dolar civarında olmasını hazmedemezdim. Hele hele bir Norveçli yılda kitap için 137 dolar harcıyorken bizim 0.45 dolar harcamamızın sebeplerini bulmadım. Ancak bu oran bana ülkemizde kitabın 235. ihtiyaç maddesi nasıl olduğunu açıklaması açısından da çok isabetli oldu. En son şu sonuca vardım. Biz ülke olarak kitap okumayı sevmiyoruz... Evet sevmiyoruz... Bu bir sevgi eksikliği... Yoksa bu ülkedeki yılda, ortalama 2.190 saat televizyon izleyip, 1.095 saat internette gezinip, ama yalnızca 6 saat kitap okumayı nasıl izah edeceğiz! Bir başka deyişle, yılda 91 gün televizyon izleyip, 45 gün internette gezinen, ama yalnızca 6 saat kitap okuyan bir toplum olduğumuz gerçeğini nasıl açıklayacağız. İşte kafamı kurcalayan en önemli madde bu...
TV izlemeyi, internette gezmeyi seviyoruz ancak iş kitap okumaya gelince onlarca mazeret üretiyoruz. Bu oran, "Neden kitap okumuyorsunuz? İstatistiğindeki "Zamanım yok!.." seçeneğini de anında devre dışı bırakan bir oran olarak karşımızda durmaktadır... Hoş diğer seçeneklerin de elle tutulur bir yanı yok ama neyse... Kitabın sıkıcı olduğunun düşünenler, filmi çıksın izleriz mantığında olanlar, derslerinin yoğun olduğundan şikayetçi olanlar, kitabın çok pahalı olduğunu düşünenler ve belki de en önemlisi%50.2 ile "Alışkanlığım yok!.." maddesinin içinde kendisine yer bulanlar...
Peki, kitap okuma alışkanlığı nasıl kazanılacak. Okulda, evde, iş yerinde ve seyahat ederken neler yapacağız... Evde durum pek iç açıcı gözükmüyor en azından rakamlar öyle söylüyor. Yapılan araştırmalarda annelerin yüzde 49,7'sinin, babaların da yüzde 39,5'inin hiç kitap okumadığı tespit edilmiştir. Ya okulda; araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 71,7'si hiç kitap okumazken, sadece yüzde 6,8'nin okuma alışkanlığına sahip olduğu ortaya çıkmıştır... Seyahat halinde ve iş yerinde okuma alışkanlığımız % 0'lar düzeyinde...
Gençliğimizle öğündüğümüz ve artması için çabaladığımız ülkemizde gençler arasında yapılan bir araştırmaya göre; Gençlerin yüzde 45,6"sı en son ne zaman para ödeyerek kitap aldıkları sorusuna, bir yıldan uzun zaman oldu yanıtını veriyor. Gençlerin yüzde 81,3"ü kitap fiyatlarını pahalı bulurken, yüzde 86,7"si korsan kitap satın aldığını söylüyor ve yüzde 75.9"unun ise kitaplığı yok. "Günlük gazete alıyor musunuz?" sorunu 70,4 "Hayır almıyorum" diye yanıtlayan gençlerin yüzde 64,2"si "Hangi sıklıkta günlük gazete okuyorsunuz?" sorusuna "Ayda birkaç kez." yanıtını veriyor. Gençlerin gazetelerde en çok tercih ettiği haberler spor ve magazin haberleri...
Gençler içinde yapılan araştırmada bence en dikkat çeken oran, "Eğitim sistemi okuma alışkanlığı kazandırıyor mu?" sorusuna verilen%88,7'lik kazandırmıyor oranıdır... Yine burada dikkat çekilmesi gereken istatistiklerden birisi de "Hediye olarak size kitap getirilmesini ister misiniz?" soruna verilen %56,6 hayır cevabıdır. Hani kitap en iyi dosttu, hani kitap en güzel hediyeydi demek ki diğer birçok güzel şey gibi bu da sadece uydurduğumuz sahte masallardan birisi...
Ülkemizde kadınların okuma yazma bilmeme durumu %15, erkeklerin de %4, okuma yazma oranımız ise %92 civarında seyretmektedir. Ancak gerçekler böyle değildir. Gerçek rakamlarda ülkemizde %30'lara yakın okuma ve yazma bilmeyenlerin varlığını söyleyen araştırmalar vardır... Yine üniversiteden mezun olanların sayısı ise hala %11,7'ler seviyesindedir...
Evet, rakamlar can sıkabilir ancak bazı gerçeklerin gözümüze sokulmasında özellikle fayda vardır diye düşünüyorum... Yoksa aymak gibi bir niyetimiz hala ufukta gözükmüyor... Sistem olarak okumayı teşvik eden, bireysel olarak okumaya önem veren, toplum olarak okumanın bilincine varmış bir ülke, geleceği çok daha fazla muhabbetle kucaklayacaktır...
Ne mi yapmamız gerek? Herkes aslında ne yapması gerektiğini biliyor. Ülkemizde bulunan 600 bin kahvehaneyi dolduranların, 1.500 kütüphaneye sığması çok da zor olmayacaktır...
Siz ne dersiniz?
Haydi, kitap okumaya...
Yorumlar