Esnafın derin bir ekonomik krizle boğuştuğunu belirten Meriç, “Şehirde kepenk kapatan küçük işletme sayısı her geçen gün artarken, yerel esnaf borç sarmalından bir türlü çıkamıyor” dedi.
DURUM KÖTÜYE GİDİYOR
Esnafın yüksek enflasyon ve artan girdi maliyetleri nedeniyle net kar marjının yüzde 15 gerilediğini vurgulayan Meriç, “Elektrik ve iş yeri kira giderleri geçen yıla göre yüzde 120 arttı. Esnaf odalarının verileri, her 10 dükkândan 3’ünün devren kiralık olduğunu ortaya koyuyor. Ağır vergi yükü ve yüksek faiz politikaları esnafın belini büküyor. Hükümetin açıkladığı yetersiz destek paketleri ise esnafa derman olmuyor. Yapılandırma ve acil nakit desteği sağlanmazsa, Antep esnafının yüzde 25’i önümüzdeki yıl ticaretten çekilme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Bir ülkenin ekonomisi borsa ekranlarında değil, çarşıdaki açık kepenk sayısında okunur. Kepenkler kapanıyorsa, sorun esnafta değil; o kepenkleri kapatan ekonomi yönetimindedir” diye konuştu.
NASIL KEPENG İNDİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR
Esnafın zor durumda olduğunun altını çizen Meriç, “Esnaf bugün yalnızca müşteriyle değil, yanlış ekonomi yönetimiyle de mücadele ediyor. Sabah dükkânını açan binlerce kişi, akşam kepengi nasıl indireceğini hesaplıyor. Artan kiralar, SGK primleri, enerji giderleri ve yüksek faiz; alın terini kazanca değil, borca dönüştürdü. Zincir marketler büyürken mahalle esnafı küçülüyor; yerli üretici ise ithalat politikalarının gölgesinde yalnız bırakılıyor. İktidar ekonomiyi rakamlarla süslerken, çarşıda gerçekler iflas ediyor. Oysa güçlü ekonomi; AVM vitrinlerinde değil, mahalle esnafının açık kalan kepenginde ölçülür. Esnafın ayakta kalamadığı bir ülkede üretim de istihdam da sosyal huzur da sürdürülemez.
DENETİM ZAFİYETİ VAR
Meriç, “Gaziantep, sahip olduğu tarihî ve gastronomik birikimle dünyanın sayılı turizm destinasyonlarından biri olabilecek potansiyele sahipken, plansızlık ve denetim zafiyeti bu değeri her geçen gün aşındırıyor. Fahiş fiyat uygulamaları, kayıt dışılık, hizmet standartlarındaki belirsizlik ve kurumsal koordinasyon eksikliği, kentin marka değerini doğrudan zedeliyor. Turizmi yalnızca rakamlardan ibaret gören iktidar anlayışı, sürdürülebilir bir kalkınma vizyonu ortaya koyamıyor. Oysa güven veren bir turizm iklimi ancak hukuk, etkin denetim ve öngörülebilir kamu politikalarıyla inşa edilebilir. Bir şehrin itibarı zedelendiğinde yalnızca turist değil; yatırım, istihdam ve gelecek de sessizce o şehirden uzaklaşır. Bunun siyasi sorumluluğunu ise günü kurtarmaya çalışanlar değil, geride bırakılan kayıp yıllar hatırlatacaktır” dedi.
ÇİFTÇİLER DE ZOR DURUMDA
Yanlış tarım potikiları yüzünden çiftçinin de zor durumda olduğunu anlatan Meriç, şunları anlattı “Bir traktörün deposunu doldurmak 12 bin 500 lirayı bulurken, çiftçinin yıllık mazot gideri 160 bin liraya dayanmış durumda. Gübre, ilaç ve elektrik maliyetleri üreticiyi toprağından koparıyor. Çiftçi ekmeye korkuyor, gençler köylerini terk ediyor, üretim her geçen gün biraz daha çöküyor. Buna rağmen iktidar, tarladaki feryadı duymamakta ısrar ediyor”
BARINMA SORUNU BÜYÜYOR
“Gaziantep’te barınma krizi artık sosyal bir sorun olmaktan çıkıp ekonomik bir kırılmaya dönüşmüştür. Deprem sonrası kiralar yaklaşık yüzde 450 artarken, ortalama kira bedeli 22 bin lirayı aşmıştır. Dar gelirli vatandaşlarımız kendi kentinde barınamaz hâle gelmiştir. Plansız kentleşme ve denetimsiz piyasa anlayışı, konutu temel bir haktan erişilemez bir ayrıcalığa dönüştürmüştür. Sosyal devlet, vatandaşını piyasanın insafına terk edemez. Gaziantep, Türkiye’de geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin en yoğun yaşadığı illerden biri olmaya devam ediyor. Resmî verilere göre kentte yaklaşık 315 bin Suriyeli bulunuyor ve her 8 kişiden 1’i geçici koruma kapsamında. Bu rakam artık yalnızca bir istatistik değil; konut piyasasından istihdama, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar her alanda hissedilen ciddi bir yönetim sorununun göstergesidir. İktidar, yıllardır günü kurtaran politikalarla süreci erteledi; kalıcı çözümleri ise sürekli öteledi. Bedelini yükselen kiralarla, azalan alım gücüyle ve artan toplumsal gerilimle Gaziantepliler ödüyor. Devlet, sorunları zamana bırakarak yönetemez. Çünkü ihmal edilen her kriz, büyüyerek yalnızca bugünü değil, yarının toplumsal huzurunu da ipotek altına alır




