Yaz geldi , geldi de geçiyor bile. Enerjim de dolup dolup boşalıyor.
Elden gidebilirim heran. Kuş gibiyim belki ama basende hafif bir yağlanma da yok değil.
Bilene söylüyorum, gülüyor. Tiye alıyor beni.
Diyet zamanımdayım! Acil toparlanmalıyım. Karaya vurdum, kaptırdım gittim.
Herşey Antep yüzünden , kebap beni tavladı. Her gece dürüm üzeri baklava yok abicim bunun sonu.
Nereye kadar dedim. Frene bastım.
Buranın standartlarında hala incecik bir kızım. Yuppi.
Lakin kısa bir süre sonra İzmir semalarında olacağım.
Buradaki incelik sökmez oralarda. Ruh gibi gezen kemik torbaları olduğu için oralarda!
Bıktırdılar bu yarıştan ama insanda gördükçe gaza geliyor.
Buraya gelmeden önce diyetisyene başlamıştım. Sıkı tuttum, sıkı sonuç aldım.
Yemekten çok zevk alan ben, hem yemek işi yapıp, hem de yemeğin kalbinde olarak sınırları zorlar hale geldim.
Her akşam yediğimi lokma lokma mail atıyordum sevgili diyetisyenime.
Artık caydım bu işten. Koy verdim gitti.
Geçen gün Holywood diyeti diye birşey okudum. Çer çöple besleniyorsun, su içiyorsun ve kendini yollara adıyorsun.
Denemeye değer buldum.
Böylede hayat geçermi diye söylenmeyin. İncelin incelebildiğiniz kadar. Dibini bulamayın. Çünkü elbet bir yerde başlıyorsunuz tekrardan yemeğe.
En azından dengeli gidersiniz patlama anında:)
Kilo alsanız bile fiziki görünümde patlama olmaz. Buda güzel neticede. Eğer hiç birşey yapamıyorsanız ve her gecenin sabahı ince biri olarak uyanma hayali kuruyorsanız!
Bir şiş batırsak size sönemeyeceğinize de göre o zaman kampa girin.
Boğazı kendi başınıza tutamıyorsanız , başınıza bir bekçi dikelim.
Bu tür kamplarda psikopatça davranılıyor baştan söyleyeyim. Topluca tüm toplu arkadaşlarla ormanda yürüyüşe çıkıyorsunuz mesela.
Sağda mangal yakanların önünden en son kemirdiğiniz sopaların üzerine bin küfür sallıyarak koşuyorsunuz.
Mesela kibrit kutusunun etrafında dönen dünyanızda en büyük lüksünüz gün içindeki meyveniz oluyor. O da abartılı değil tabiki de.
Suyunu çıkartmayın.
Bu kamplarda nirvanaya bile ulaşabilirsiniz. İlk hedef bedeni kötü ruhtan ayırmak.Çünkü kilonun kaynağının bu kötü ruhtan fışkırdığına
inanıyorlar kendilerince. Ve o sebepten dolayı.
Temiz bir suda kulaç attırıp , sonrasında yorgun bedeninizi şımartmak için haşlanmış sebzeler yedirtiyorlar.
Hadi git be işine patlıcan kebabı dururken kim ne yapsın brokoliyi lahanayı demeyin.
Obezite nedir biliyormusunuz?
Etrafımızı saran bu tehlikenin farkındamısınız?
Tutun şu boğazınızı. Ya gidin bir diyetisyene, ya kendi diyetisyeniniz olun.
Ya girin bir kampa , ya da dolaba ve mideye zinciri vurun anahatarı da yutun.
En basiti Kalbe giden damar yollarını tıkayarak en büyük kötülüğü yapıyor. Kalp krizinden tutunda, karaciğerde yağlanmaya kadar her hastalığa davetiye çıkartıyor.
Çocuklarınızdan da uzak tutun yağ oranı yüksek besinleri. Sucuk, kola ne bileyim bu tarz besinlerden uzak tutun.
Sucuğun yağını lavaboya döktüğünüzde lavaboyu tıkadığını, colayı döktüğünüzde boruları erittiğini unutmayın!
Lavobaya bu zararı veren besinlerin , size ve çocuklarınıza neler yapabileceğinizi düşünemiyorum bile.
Olduğunuz yaştan daha dinç, daha fit ve daha güzel görünmek...
Daha uzun ve daha hastalıklarla mücadeleci bir beden için biraz az ve sağlıklı besinler tüketin.
Hayatın değerini anlamak için zamanın geçip gerçeklerle yüzleşmeyi beklemeyin.
Kilonun da bu gerçeği sahici kıldığını lütfen unutmayın.
Sağlıklı ve incecik bir yaşam için kendinize bir şans verin.Ve istikrarlı olun.
Sizin için ıştahsız ve tok günler diliyorum. Şimdiden kolay gelsin.