Karanlık bir çağın kapı aralığından bakar gibi insanlık...

Gök gürlüyor, kötülüğe sağır insanların sessizliğine inat!
Yer yarılıyor, haksızlığa kör insanların eylemsizliğine inat!
Alev alev yanıyor insanlık ve de can çekişiyor tüm iyi niyetler.
Bembeyaz bir örtünün altında akan kıpkızıl bir ırmak, yutuyor insanlığı, dillerde yine ve yeniden sadece keşke'ler.
Kalıyor yine geriye ıssız bir ah!
Sahipsiz.
Kızarmıyor suratlar, öyle çıkmış ki yoldan bu sayısız basiretsiz.

Doğa kızgın!
Masumiyet kilitli kapılar ardında lâyık olmadığı yerlerde, hakkını arıyor.
Evren başka dönüyor, memleketim başka, şehrim ise bambaşka.

Kızılca kıyamet kopuyor ama hâlen kimileri kızarmayan sureti ve çukur gibi sıfatıyla yutuyor tüm gerçekleri.
Yerine kapkara yalanlar sunuyorlar millete!
Ölen öldüğüyle, giden gittiğiyle, söven sövdüğüyle kalıyor, bir dünya haksızlık ve adaletsizlik ve de misliyle kötülük sığıyor kimi insanların karnına da doğa bile kusuyor dayanamıyor artık tüm bu olanlara.

Birileri yazıyor, "Allah belâmızı mı verdi acaba" diye?
E nihayetinde, haram haram yemenin vebal vebal çıktısı olur.
Aaa ama ben hiç yemedim ki dememeli kimileri, yerken birileri az anlatmadı onlar da bana dokunmayan yılan hikâyelerini.

Birileri çiziyor uçağın yönünü ama birileri inatla iniyor piste, sonra ses veriyor millet suçlu biz değiliz aslında bu da kaderimiz diye!
Birileri yardıma giderken uyarı levhası bile olmayan hendeğe uçuyor, yardım beklemekte.
Birileri artık tarih sayfalarına karışan, pek kıymetli tarihi tren garında ateş söndürmekte, birileri karlar altında karanlıklar ülkesi one çekmekte, birilerinin cehaleti sınır tanımıyor felakete kürekle gitmekte.
Birileri o tarafta bile değil, kendi kendine yazıyor çiziyor, anlatıyor oynuyor.
Birileri bu anlatanlara can pazarında yayın açıyor.
Millete din iman dedikçe altın çıkacak diye 600 rekat namaz kılıyor, iman kimde bilmiyoruz ama para kimde millet artık biliyor.

Uğursuzluk geziyor diyorlar tepemizde, bakmayın öyle çok yükseklere!
Tüm uğursuzluk haklarına girdikleri sayısız kulların varlığına inat, makam aşığı yeme sevdalısı yanıbaşımızdaki ıslah olmaz tiplerde!

Biri bitiyor derken diyemiyoruz artık ve biri bitmeden diğeri başlıyorlar içinde kayboluyoruz, ne yazık!

Tepkiler bütünleşiyor ard arda her bir olayın arkasından savrulan eleştiriler ve ahlarla...
Birikiyor birikiyor ve her birimizi, "Ben deliyim sen de benim cinnetimsin." ya da
"Gerçekten deli olsaydım ne güzel olurdu… Bu bütün işlerimin yolunda olduğu anlamına gelirdi." diyen 12 Maymun filminin efsane replikliklerine götürüyor.

Sanki bir fragman günümüz, senaryo tanrılaşan ve tanrılaştırılan insancıkların elinde, yaz boz, yap yık, çiz sil misali garip bir sona sürüklenen insanları anlatan "Kıyamete üç buçuk kala" filminin çekimlerindeyiz...
En az, kanın ve vahşetin babası Tarantino yapımı filmler kadar aksiyon dolu yaşantılarımız ile hayatta kalma ve insan olma mücadelesi veriyor, Oscarlık performanslarla bir o yana bir bu yana dönen başlarımız ile bir nevi cehennemin dibindeyiz.

Her gün aynı ve benzer sahnelerle duyarsızlaşıyor kimileri.
Ancak unutmamak gerekir ki; Duyarsızlaşan insan tehlikelidir.
Kaybeder vicdanını, bunu iyi bilmeli.
Duyarsızlaştıran ise lanetlidir.
Şeytan ile hareket eder, sinsidir, dikkat etmeli.
Bu iki tarafın dışında var olanlar ise belirleyecek insanlığın kaderini.
Çünkü onların eylemidir bizi geleceğe götüren, hâlâ kaldıysa ufacık bir şüphen, tarafını seç ve eyleme geç her şey yitip gitmeden!

Vicdanı olan yazıyor, çiziyor, anlatıyor, haykırıyor.
Vicdanı olmayan karalıyor, karartıyor, siliyor, saklıyor.

Memleketin karakteri değişiyor, bozuluyor, yozlaşıyor.
Kimliğimizi unuttukça tüm trajedi, halkın kaçınılmaz akıbeti oluyor.
Kişinin karakterindeki kusurun kişiye getirdiği sondur trajediye trajedi dedirten.
Karakter yazgıdır ve yazgı da karakter hepten.
Memleketin ayarlarıyla oynayanların kişiliğindeki kusurdur esasında, bize bu çektiklerimizi hak görüp, çektiren.

Sanal tepkilerin gölgesinde kayboluyor gerçeklik.
Bize artık gerçek eylemlerin keskin neticesi lazım, temizlenmiyor yoksa bu günahlar ve kirlilik.

Adamına göre iş uydurur, unvan yaratırsanız işin ne kalitesi kalır ne tanımı, millet rezil olur her bir olayda.
İşe göre adam alır, yetki ile donatırsanız işin kalitesi artar, tanım gelişir, memleket değişir, rezillik çıkmaz her bir durumda.

Vasıfsızlaşan toplumların en temel sorunudur, en basit işlerde bile kör düğüm olmak, nitelikli iş gücü olmadan mümkün değildir doğru ve ileri adım atmak.
Açıklayın desek acaba kaç müdür, kaç başkan, kaç yetkili kaç mevki ve söz sahibi dayısız arkasız gelmiş konumuna işte bu en büyük merak!

Nitelikli insanları niteliğinin altındaki işler için bile torpil aramak zorunda bırakıp niteliksizlere uçuk kaçık maaş veren düzeniniz batsın.
Torpili bulsa bile fikirdaşımız değil, düşünen beyni yönlendiremeyiz istihdam etmeyin diyen yaklaşımınızın kökü kurusun.
İşe, aklı fikri bilgisi becerisi yetmeyenlere yeme yeri açan, hak gaspçısı tüm vicdansızların canı çıksın.
El alsın yel alsın ama kendi özüne ihanet edenlerin yatacak yeri kalmasın.

Öğretmene verirsen sıradan bir bekçiden daha az fırsat, memletekete getiremezsin ne nizam ne liyakat.
Körleşen vicdanlarıyla koltuklarına ve makamlarına yapışmış kalmış mumyalar ve liyakatsızlar yol verirse liyakat sahibi dinamik ve tutkulu genç beyinlere, düzen, huzur, refah ve de istikrar elde etmemek için yok bir bahane.

Ama gelin görün ki düştük sonuç olarak hepimiz bir çukura.
Ne dilde kaldı ne elde, gidiyoruz yokuş aşağıya.
Mr. Brooks ile aynı noktayım tam olarak şu anda.
Dilimde bir dua!
Koruyorum içimdeki insanlık aşkını ve mırıldanıyorum sürekli şu satırları.

Tanrım!
Değiştirebileceğimiz şeyler için değiştirme cesareti, değiştiremeyeceğimiz şeyler için ise kabullenme gücü ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için de bilgelik nasip et halkıma.