Allah’ını seven defansa gelsin…
Kocaelispor maçının kadrosuna bakıyorum sanki bir üçüncü lig takımına karşı averaj maçı oynuyormuşuz gibi hisse kapıldım.
Sorescu, Lungoyi, Maxim, Bayo, Kozlovski ve Draguş vatan millet Sakarya gibi hücum takımı sahaya sürülmüş.
Orta sahada Ogün yalnızları oynuyor.. Elini kolunu sallayan yol geçen hanına uğruyor.
Defansta ise tüm taşlar yer değiştirmiş.. Dolayısıyla bu akortsuz yapıda sağlıklı bir türkü dinlemek mümkün değildi.
Buna bir de elindeki yavan bir düdükle koro şefi hakem eklenince facia kaçınılmaz oldu.
Aslında en sonda söylemek istediğimi şimdi söylemek istiyorum.
Artık bu Burak Yılmaz’la dikiş tutmaz… Bunun sebebi istifa edip geri dönmesi değil. Tekrar takımın başına geldiği gün sayın Özekşi ile bir görüşme yapmıştık ve ifadem şu olmuştu; “gömlek yanlış yerden iliklendi artık düzen tutmaz” demiştim.
Tüm bu kaotik yapının asıl nedenine geliyorum.
Mesele Burak Yılmaz’ın gidip dönmesi gelmesi falan değil.
Mesele kupa maçında Burak Yılmaz’ın hakeme saldırması.. Güçlükle durdurulması ve hıncını kendi ekip arkadaşından alırken ortaya çıkan görüntülerdi.
Bu görüntüleri diğer hakemler asla affetmedi.
Ve o maçtan sonra neredeyse sahada 11 kişi kalamıyoruz.
Penaltılarımız verilmiyor, nizami gollerimiz iptal ediliyor.
Bir Kocaelispor maçıyla başlayan hikaye sanırım bir Kocaelispor maçı ile bitecek gibi görünüyor.
Hakemlerin Burak Yılmaz’a karşı kini geçmiş değil. Artık bir önyargıyla karşı karşıyayız.
Yılan ile çoban hikayesi gibi; “Sen de bir evlat acısı bende de bir kuyruk acısı olduğu sürece biz bir araya gelemeyiz” diyor yılan.
Kokusu yakında ortaya çıkar.
Ama bizim canımız yanıyor. Gaziantep FK saldırı öncesi SÖ, saldırı sonrası SS diye iki çağ yaşıyor.
Aslında Burak Yılmaz’ı severim ve beğenirim ayrıca başarılı da buluyorum.
Ancak o da bizi seviyorsa gitmeli.
Çünkü zarar veriyor.
Son sözüm hakem Tokail’e;
Çakar çakmaz, çakan çakmak. Nasıl reklam ama…