20 yıldır Gaziantep'teyim ve 20 yıldan beridir de Şahinbey İlçesinde yaşıyorum. Yaptığım işler gereğince Gaziantep'i belki bir Antepliden daha iyi bilirim diye düşünüyorum.
Mevcut Belediye Başkanlarını da öncekileri de tanıyorum. Onlar da beni tanırlar SANIYORUM... Uzun uzun konuştuklarımız hatta dostluk kurduklarımız da olmuştu. Belediye Başkanı seçildikten sonra bütün bunlar kesildi ve muhabbet bitti. Maslahatgüzar seviyesinde bile iletişim kalmadı.
Bir yazar ve şair olarak bu zamana kadar herhangi bir etkinlik için Belediyelerimizden bir çağrı almadım. Hatta il dışına konferanslara, seminerlere, şiir dinletilerine, imza günlerine davet edildim ancak yaşadığım ilden böyle bir davet almadım. Şimdi Belediyelerimize gitsem HERHALDE beni de tanımazlar...
İl dışından ilimize davet edilenleri izlemekle geçti zamanlarımız. Hayıflandım, teessüf ettim... Belki bizi de hatırlarlar diye düşündüm, ancak olmadı. Hatta enteresandır 2 belediyenin kültür bölümünde çalışan iki öğretmen arkadaşı GENÇLİKLERİNDEN de tanırım. Hatta Büyükşehirde de tanıdıklarımız var. İletişimimiz gayet iyiydi. Bütün bunları beni bir yerlere davet etsinler, beni hatırlasınlar biz de nemalanalım diye değil bundan sonra anlatacaklarım için yazdım.
Bu şehrin son dönemlerde geçirdiği değişim açıkçası dillere destandır. Özellikle Turizm adına yapılanlar, tam bir resitaldir. Parklar ve bahçeler birçok ilin hayranlıkla baktığı ciddi hizmetlerdir. Kültür ve sosyal tesisler mahallelinin ayağına kadar gitmiş hizmetlerdir. Yapılan büyük projeler, TOKİ'nin dönüşüm için yaptığı çalışmalar, yapılan önemli tesisler, organizasyonlar, festivaller, şenlikler, yarışmalar, destekler bütün bunlar belediyecilik adına yapılan çok önemli hamlelerdir. Hele hele eskiyle kıyaslanmayacak kadar da çok ama çok önemli büyük işlerdir...
Birçok şeyde istikrar çok önemlidir. Belediyelerdeki istikrarın Gaziantep'e çok iyi yansıdığını; ilerleyen zamanda daha iyi hizmetlere imza atacaklarının en önemli göstergeleri olduğunu düşünüyorum.
Bunları sanırım benim söylemem çok önemli. Çünkü pastadan pay alanların yalaka sevdalıklarını istediğiniz müzik ritminde söyleyebilirsiniz, ancak biz konuşursak harbi söyleriz ve hissiyatımıza göre değil gerçekler eşliğinde yazarız. Elbette benim de zaman zaman şehir adına bu köşeden yazdıklarım oldu, fakat bütün bunlar bazı şeylerin çok daha iyi yapılması adınaydı.
"Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene'l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli'den seccade isteyerek iki rek'at namaz kılar. Ardından şöyle dua eder:
"Allah ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet."
Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur'a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der:
"Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıtır."
Biz, fırsatı ganimet bilip herkesin vurmak için sırada bekleyip sinsi hayaller kurduğu bir demde aklımızı peynir ekmekle yiyenlerden değiliz... Biz, bize her ne kötülük yapılırsa yapılsın doğruyu ve gerçeği söylemekten imtina edip köşesine kaçanlardan değiliz. Biz, sözde değil özde duygularımızla, iyi gün değil kötü gün dostu olanlardanız... Kısacası biz GÜL atanların neslindeniz kül dökmeye çalışanların değil...
Birilerinin düğmeye bastığı aşikar çünkü bu TÜRKLER çok olmaya başladı... Olmasa şaşardım...
Artık gerisini HALK bilir...
Yorumlar