Kalem kılıçtan keskindir, bilirdim de bu denli deneyimlemedim ne kadar keskin olabileceğini daha önce.

Zira kılıç bedeni, kalem düşünceyi öldürür. Hele ki bu düşünce, kirli çıkarlar uğruna kibir ve ihtirasla sarmalanmış, hakikatlere gözünü isteyerek kör etmiş ise çok ses getirir kalemin düştüğü kağıdın haykırdığı kelimeler.

Hele ki bu düşünce, insanların kanayan yarasına, uzun zamandır mücadele ettiği sorunlarına ve mağduriyet yaşadığı durumlarına ses olmuş ise daha çok ses getirir kalemin düştüğü kağıdın haykırdığı kelimeler.

Önemli olan hangi sese kulak vermek gerektiğidir.
Önemli olan aklın ve vicdanının rehberliğinde doğruyu yanlıştan ayırt etmeye niyetlenmektir.

Demek ki neymiş!
Hasret kalmışız gerçeklere.
Demek ki neymiş!
İnsanların içi şişmiş.
Demek ki neymiş!
Körelmiş algıların açılması gerekmiş. Demek ki neymiş!
Aynaya bakma vakti gelmiş çoktan!

Güzellik için bakılan yüzeysel aynaların pamuk prensesin üvey annesi misali ayna sahibine bir fayda etmediğini hep birlikte deneyimledik uzun yıllarca toplumumuzda.

Öyleyse gerçek açlığında kıvranıyoruz ve bozuk düzenin kaosundan zarar görüyoruz diye sitemler, şikayetler edip, gerçeği söyleyebilme cesaretini gösterenlere de hiçbir şey yapmıyorsak bile en azından saygı duyabilmeyi öğrenmemiz gerekiyormuş.
Bu gerçekler ki, söyleyenden çok söylediklerine fayda getirecekse özellikle.

Yoksa doğrunun fısıltısı yanlışın haykırışına gebedir her daim bunu biliriz elbet. Ancak;
Görmedim diyen gözlerin,
Duymadım diyen kulakların,

Bir tek kelam etmeyen dilin,

Kör, sağır, dilsiz şeytan misali durduğu zulmün, haksızlığın ve yanlışın karşısında, gün gelir devran döner kendisi için de hak hukuk diye bir çift gören göz, duyan kulak ve konuşan bir ses ararsa, etme bulma dünyası bu deyip hatırla yapmadıklarını ve gözünü kapadıklarını.

Ve ola ki isyan edersen düzen bu mudur,

bu mudur yanlışa karşı, haksızlığa karşı kardeşlik, merhamet, birlik, medeniyet, demokrasi ve insanlık diye!?

Kendinde unuttuğun insanlığı ve adalet muhakemeni sorgula!

Ektiğin hasat acı olur, niyetin bozuksa!

Ve ben her daim yazarım rızkı veren Allah'tır misali. Vesile olana kaptırmam kendimi.

En büyük dualarımdan biridir zira, rızkıma vesile edeceğin kulları kendinden razı olanlardan seç ki geçmesin bir lokma haram boğazımdan.

Çok şükür bu zamana kadar hiç böyle kaygılarım olmadı benim. Muhteşem insanlarla ve özel yüreklerle buluşturdu Allah beni. Yüreğine dokunarak her bir danışanımın, her bir öğrencimin ve yüreğimi ortaya koyarak dişimle tırnağımla, kendi değerlerimden ve prensiplerimden hiçkimse için ödün vermeden geldim bugünlerime.

Gölge gibi çalıştım, yoldaş oldum yandaş olmadım.
Omuzlarım, işimin manevî boyutunda ağırlaştı benim bu genç yaşımda.
Demem o ki; aynası iştir kişinin lafa bakılmaz hesabı beni bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir.

Ve ben yazarım her daim rızkı veren Allah'tır misali. Vesile olana kaptırmam kendimi.
Okumaya hazırsa ve yüzleşmeye varsa yüreği insanların. Bir değil bin kelam yazar yine parmaklarım.

İfade özgürlüğümü mü destekleyeceksin yoksa radyoda kendim ettim kendim buldum mu dinleyeceksin?

Monolog mu yapacaksın yoksa diyalog mu kuracaksın artık?

İstişare mi edeceksin yoksa itaat mi bekleyeceksin?

Soloda mı kalacaksın orkestraya mı geçeceksin?

Tarafsız bakıp, doğru anlayıp hak mı vereceksin yoksa önyargılarınla tepe taklak mı edeceksin?

Senden olmayan düşünceye doğru bile olsa yüz mü çevireceksin yoksa faydalanıp ileriye mi gideceksin?

Okuyacak mısın yoksa ezbercilik mi yapacaksın?
Bakacak mısın hakikat aynasına yoksa örtecek misin üstünü?

Bir düşünün bakalım, beni bekler yazılacak satırlarım.