Türkiye’de farklı etnisitelere mensup irili ufaklı gruplar ikamet etmektedir. Bu durum tarihsel, kültürel ve sosyolojik bir realite.
Ancak, sayısal çokluk baz alınarak geliştirilecek stratejiler nedenli çözüm odaklı olacak burası ise tam bir muamma. Zira bu sosyolojik grupları kategorize ederken, kafa sayısını baz alırsanız, bu durum sizi “birilerini tutup, diğerlerini atma” gibi bir yanlışa sürükleyebilir.
Bütün sosyolojik grupları ve farklı etnisitelerin tamamını memnun etme gibi imkansız bir çabaya giriştiğinizde ise ulus devletin dayandığı payandaları yıkma ve milli devletin tümden çözülmesi ve dağılması gibi bir yıkım senaryosuna kapı aralanmış olacaktır.
Akla uygun olan, mantıklı ve günümüz gerçekleriyle bağdaşır vaziyette olan “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” gerçeğidir.
1924 Anayasası din ve ırk farkını ortadan kaldırarak, “Milli Egemenlik” esasına dayalı bütünlükçü bir anlayışla oluşturuldu. Sonraki Anayasal düzenlemelerdeki hükümler ise tam anlamıyla milli mutabakattır.
“Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesi alt kimliklerin inkarı anlamına gelmez.
Tersine, Türklük üst kimliği alt kimliklerinde teminatıdır.
Filmi yeniden geriye sararak, günümüz koşullarını mukayese etmeye çalışalım.
Emperyal bir çullanmaya karşı mutlak bir zaferin sonucunda kurulan Cumhuriyet Devleti’nin 2. Yüzyılına adım attığımız bugünlerde tehdit ve tehlike algısının ayırdındamıyız ?
21 yıllık tek parti iktidarı ile çok sesli demokrasi kültüründen hızla ulaştığımız gerçeği ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Yanlışı yanlışla yıkama, hatayı hatayla örtme, deneme yanılma yöntemleriyle devlet yönetmek gibi yetkinlik ve erginlikle bağdaşmayan yol ve yöntemler, faydanın ötesinde sosyolojik fay hatlarını tetiklemektedir.
Siz eğer hergün Türk olmanın yanında, doğru ve çalışkan olmanın sözünü vermek üzere and içen çocuklarımızın “öğrenci Andı’na yasak getirirseniz.
Birileri de çıkar bu boşluktan istifade etmeye çalışır, durumdan vazife çıkartarak, etki ajanlığının gereği olarak çocuklarımızın bilinç altına nokta atışlar yaparlar.
Egemen devletin bayrağı altında, Türk milletinin sağladığı imkanlarla kurulan okullarda kanunla düzenlenmiş şehir isimlerini değiştirmeye kalkar, küçücük beyinleri zehirleme cesaretini kendilerinde bulurlar.
Diyarbakır Amed, Urfa Rıha, Gaziantep Dilok olur, vergilerimizle maaşını ödediğimiz bu çatal dilli ajan - provokatör tiplerin sesinde.
Hele Gaziantep’e bir bakın 600.000 yıllık Dülük Antik Kentine beşiklik eden dünyanın en eski yerleşim birimi Dilok oluvermiş bir çırpıda. Sanırsınız Dülük Antik kentinin ahalisi Kürtçe konuşuyor, bu nasıl akıldışı bir bağdaştırmadır.
Dülük ismini Dilok ismine nasıl ve hangi hakla çevirebiliyorsunuz ? Bu uydurukçuluğun ne dil bilimle, ne tarihsel gerçeklikle ne de sosyolojik aidiyetle bir alakası yok.
Acı olan ise: Gaziantep’in yerel idarecileri, parti sözcüleri, sivil toplum örgütleri başta olmak üzere bu şehir ahalisinin oylarıyla yüce meclise gönderdiği sözüm ona milletvekilleri bu acıklı filmi aval aval izliyor.
Siz öğrenci andını yasaklar, Türk’ün milli kimliğini tahrip ederseniz, birileri de gelir, sizin bütün kutsallarınızın üzerinde tepinme cesaretini kendinde bulurlar.
Son sözü yine Büyük Halaskar Mustafa Kemal Atatürk’e bırakalım.
“Çocuklarımıza her şeyden önce Milli benliğimize düşman olan unsurlarla mücadele etmenin gereği öğretilmelidir”
NOKTA..