1. YAZARLAR

  2. Tamer Abuşoğlu

  3. TÜRK ŞİİRİNİN EVLİYA ÇELEBİ’Sİ: FEYYAZ SAĞLAM
Tamer Abuşoğlu

Tamer Abuşoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK ŞİİRİNİN EVLİYA ÇELEBİ’Sİ: FEYYAZ SAĞLAM

A+A-

Feyyaz Sağlam denilince aklıma iki şey gelir.

Birincisi beyefendi (Çelebi) kişiliği, bir diğeri (Evliya) gezginliği.

Onun içindir ki bu analitik çözümlemenin adı Evliya Çelebi ile birebir örtüşmüş ve birbirini tamamlamıştır.

“Divan 2019” Feyyaz Sağlam’ı ve onun şiir sanatı içindeki yerini öğrenmek isteyenler için eksiksiz bir başvuru kaynakçasıdır diyebiliriz.

1976-2019 aralığındaki şiir serüveni ile tam tekmil Turan coğrafyasındaki çaba ve gayretleriyle, enternasyonal bir şair kisvesine bürünen Feyyaz Sağlam yeterince ve hak ettiği kadarıyla tanınıyor mu burası tam bir muamma.

Bu konuda alabildiğince alçak gönüllü ve mütevazi davranış modelleri üreten Feyyaz Sağlam’ın kendi sesine kulak verelim.

“Hayata zaman zaman şiir gözüyle bakmaya çalışsamda ömrüm boyunca şiir alemine girip girememe tereddüdü içinde yaşadım. Bu tereddüt 14 yaşımdan beri kafamı, gönlümü kurcaladı ve daima gündemimde, ruhumda var ola geldi. Aldığım edebiyat eğitimi ve mesleki bilgilerim çerçevesinde, benim şiir denemelerimle gerçek, estetik (kalıcı) şiir arasında daima bir mesafe (uçurum) olduğunun elbette ki farkındayım. Bu eziklikle şiire uzak durdum çokça. Kendim dışımda hiçbir amaç (beklenti) için şiir yazmadım” (Mukaddime / sayfa 9)

 

Baba bugün

Niye tersine aktı nehir?

Yediğim içtiğim zehir

Boşa gitti gençliğim

Ah o şehir, o şehir…

 

Babası Bayram Sağlam’a ithaf ettiği şiiri yazdığında babasının öldüğü yaştadır Feyyaz Sağlam yani ellisinde. Konya ili Ilgın İlçesi Argıthanı Kasabası’nın Köy Enstitüsü Kökenli Belediye Başkanı’dır Bayram Sağlam.

Kültür’ün, sanatın, siyasetin ve tam tekmil bütün pozitif bilimlerin üzerine bina edildiği bir damarın varlığına, bu yolla genetik aidiyetin müthiş bir şekilde belirleyici olduğuna inancım hiç sarsılmadı.

Başaran insanların genetikleri her zaman ilgimi çekmiştir. Bugün var olanın kodlarını yakın ve uzak geçmişte arama dürtüsü ile kişilik haritasında hafiyeliğe soyunmak çabası beni mutlak doğruya götürmüştür.

Babaya, ağabey'e, yeğen'e, oğul'a ve elbette gönül şehrinin prensesi'ne, eş'e yazılan şiirler (sayfa 50-55)

 

Gözlerin ufkumda isli ışık, bir gizli ses miydi?

Hasretin içimde dev, buğulu bir nefes miydi?

Bir ömrü tükettim peşinde yinede bilemedim

Bu sevda ruhuma bir umman, bir demir kafes miydi?

 

Feyyaz Sağlam yaşanmışlıkların, birikimlerin sağladığı manevi birikimle soran, soruşturan, hicveden, bu manada iğneyi değil, çuvaldızı kendine batıran konumunda soruyor.

 

Bir masal misali hayat; bir yokmuş, bir de varmış

Daha dün doğmuşken oluverdi şimdi yaş atmış

Nice devran gelip de geçiyor artık anladım

Bazan ilkbahar ömrümüz, bazen de kapkara kış.. (sayfa 60)

 

Yunus’tan, Karacaoğlan’a, Pir Sultan’dan Köroğlu’na, Dadaloğlu’na varıncaya kadar göndermeler var dizelerde.

 

Yanar yanar gönlüm, her semahta nar olur

Türkmen bozkırında ilim obam var olur

Bir kutlu nefes ulaşır, Türkistan’dan Yesi’den

Ulu Türkçem Diyar-Rum’a hünkar olur (sayfa 79)

 

Aynı zamanda çağının tanığı Feyyaz Sağlam, sanatını geçmişle gelecek arasında kurarken, içinde yaşadığımız süreci yadsımıyor. Küçük dokunuşlarla çatıyor şiirini.

 

Her ezgi güneş, her ezgi gökte ay

Bozkırın bozladığı gönlümde saray

Türkülerle girdi birden kanıma

Ah o hüzün, ah o ses, ah o Gülay (sayfa 91)

Türk dünyasında derin ve kalıcı izler bırakarak ilerleyen Feyyaz Sağlam’la bu kez yollarımız ortak dostlarımızla kesişiyor.

Gümülcineli Mazlum Hüseyin adıyla bilinen, Osmanlı bakiyesi eski vatan toprağının bu ezeli ve ebedi bekçilerine öykündüğü dizeleriyle Batı Trakya’ya uzanalım.

Cümle alem bilir ki, “Aşıkların Şahı”dır O,

Mazlum gönüllerin isyanı, eyvahıdır O,

Ne bul Leyla’sını; ne de bulacak gibi

Ama yorgun Rumali’mde Türkçemin sabahıdır O (sayfa 314)

Bu kez Balkanlar’dan, Kafkaslar’a uzanan Feyyaz Sağlam Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine kapı olan Azerbaycan’dan Gencevi’yle nefes veriyor.

Nizami’ki batmayan güneş, Nizami en yüce divan

Nasılda ahıyor, şiirin üreğinden fışkıran kan

Dolaşıyor, gördüm Gence’de el ele Hüsrev-i Şirin

Mübarek Makberesinde sanki donup da kalmış zaman (syf. 353)

İtalyan Edebiyatı’nda “Dante” dersinin olduğunu biliyorum. Her zaman zihnime takılan, neden bizde de Nizamettin Gencevi başlı başına bir ders olarak okutulmasın.

Şair güzel olan herşeyin aşığıdır. Her mevsim med ve cezirler allak bullak eder o gencecik yüreği. Ha yirmisinde ha otuzunda ha kırkında ha atmışında.

En derin sevdaya düştüğüm gün, aylardan Mayıs ayı

Sevdim Sturova’da gönlüme konan o nazlı sunayı

Geçtim de adım adım aşk köprisinden Slovakya’ya

Nasip oldu görmek bir de karşıdan Nazlı Tuna’yı (sayfa 375)

Beden yorulsada, gönül kocamaz derler eskiler. Yaş ne olursa olsun, kim kendini alıkoyabilir bir çift hareli bakışın gizeminden.

Öyle güzel ki bu şehir, bilmem güneş mi, ay mı?

Vuruldum o hilal kaşlara bilmem ok mu, yay mı?

Yüreğimde bir kuzey dilberi sanki Odessa

Diyar-ı Kapçak’ta aşık olmamak kolay mı? (sayfa 389)

Ne kadar anlatsamda eksik kalacağıma inandığım komplike bir kültür adamı olan Feyyaz Sağlam’la şiire baş koymak güzeldi. Şiir yolculuğunda nice yıllara ve nice yeni serüvenlere.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.