Saat sabahın yedisiydi. Telefon bir kez titreşti. Ne siren vardı ne de kapıya dayanan polis… Sadece sıradan bir SMS:

“Geçici bir ödeme için hesabınızı kullanabilir miyiz?”

O mesajın gönderildiği an, binlerce insan için hayat ikiye bölündü: Öncesi ve sonrası.

Öncesinde üniversite harçlarını nasıl ödeyeceğini düşünen bir öğrenci vardı. Kirasını denkleştirmeye çalışan bir işsiz… Borç batağında ama hâlâ “dürüst kalmaya” direnen bir yurttaş… Sonrasında ise ağır ceza mahkemesi, sanık kürsüsü, “örgütlü dolandırıcılık” suçlaması ve Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesi.

Türkiye’de dijital dolandırıcılık artık münferit bir suç değil; endüstriyel ölçekte işleyen bir sistem hâline gelmiş durumda. Çağrı merkezleri, sahte linkler, kopyalanmış banka sayfaları, profesyonel yazılımlar… Her şey var. Bir tek eksik olan var: Gerçek failler.

Çünkü onlar dosyalarda yok.
Ya da daha doğrusu, dosyalara hiç girmiyorlar.

Dosyalarda kimler var, biliyor musunuz?
Banka hesabını “emanet” sanıp kullandıranlar…
Bir IBAN paylaşımının suç olacağını bilmeyenler…
“Yardım ediyorum” zannıyla suça sürüklenenler…

Hukuk burada tuhaf bir refleks gösteriyor. En organize, en görünmez, en ulaşılmaz yapıların yerine; en kolay ulaşılan halkayı cezalandırıyor. Yani zincirin en zayıf noktasını.

Adına da adalet diyor.

Oysa adalet otomatik çalışmaz. Adalet; niyeti tartar, bilgiyi sorgular, iradeyi ayıklar. Kandırılanla örgüt kuranı ayırmak zorundadır. Bunu yapmadığı anda hukuk olmaktan çıkar; seri hâlde mağduriyet üreten bir mekanizmaya dönüşür.

Bugün TCK 158 dosyalarına baktığınızda aynı cümlelerle karşılaşıyorsunuz:
“Bilerek ve isteyerek…”
“Suç örgütüne yardım…”
“Menfaat temini…”

Peki soralım:
Bir SMS’e kanan bir insan neyi bilerek yaptı?
Bir IBAN paylaşan öğrenci hangi örgütle bilinçli bir bağ kurdu?
Aynı yöntemle kandırılan binlerce insan nasıl oluyor da aynı anda “kastla” suçlu sayılıyor?

Cevap basit ama ürkütücü: Dosyalar tek tek incelenmiyor. İnsanlar birey olarak değil, birer istatistik gibi ele alınıyor. Hukuk; emek, dikkat ve vicdan isteyen bir alan olmaktan çıkarılıp otomatik pilota bağlanıyor.

Ve bedel yine tanıdık bir yere kesiliyor: Vatandaşa.

Bu bir “dikkatsizlik” hikâyesi değil. Bu, denetimsizliğin hikâyesidir. Dijital suçlara karşı önlem almayan bir sistemin, suçu en zayıfa yükleme hikâyesidir. “Zor olanı görmezden gel, kolay olanı cezalandır” anlayışının hikâyesidir.

Tarımda umutlar arttı
Tarımda umutlar arttı
İçeriği Görüntüle

Adalet terazisi, kandırılanla dolandıranı ayırt edemiyorsa; orada hukuk yoktur. Orada sadece soğuk ve vicdansız bir mekanizma vardır.

Ve bugün binlerce TCK 158 mağduru aynı cümleyi kuruyor:
“Biz suçlu değiliz; susturulmuş tanıklarız.”

Bu ses duyulmazsa, yarın o SMS başka bir telefona düşecek.
Ve bu hikâye yeniden başlayacak.