1. YAZARLAR

  2. ALİ YILMAZ

  3. Sosyal Medyanın Karanlık Yüzleri
ALİ YILMAZ

ALİ YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Sosyal Medyanın Karanlık Yüzleri

A+A-

Türkiye, 2002 öncesinde çok ciddi sorunlarla uğraşıyordu.

Üç partinin koalisyonu ile oluşan iktidarın dertlere deva olacağına ise kimse inanmıyordu.

İşte böyle bir ortamda AK Parti kuruldu.

Yeni bir umut, yeni bir heyecan yarattı.

AK Parti başlangıçta yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele vaadiyle iktidara gelmişti.

Buna “3 Y ile mücadele” diyorlardı. 

Özgür düşünce, adalet ve kalkınma üzerine etkili söylemleri geniş halk kesimlerinde yankı buldu.

Kuruluş yıllarındaki icraatları halktan tasvip görünce Türk siyasi tarihinin en uzun süreli iktidarı oldular.

Son 5 yılda ise işler beklendiği gibi iyi gitmedi.

Eleştiriler dozu giderek artıyor. 

Daha özgür bir Türkiye vaat eden iktidar ise koyduğu yasaklarla tepki çekmeye devam ediyor.

Bunlardan birisi de, meclis tatile girmeden bir gece yarısı çıkarılan kanunla sosyal medyaya getirilen yeni yasaklar oldu.

Tartışılmadan alelacele kabul edilmesi, iktidarın hukuku ve adaleti önemsemeyip yasaklara bel bağlaması olarak değerlendirildi.

Çoklu baro yasasının ne olduğunu ve gerekçesini ise kimse anlayamadı.

Hâlbuki kanunların Meclis’te iyice müzakere edilmesi gerekir.

“Kanun matik…” bir meclis saygınlığını kaybeder.

Yeni düzenleme ile twitter, facebook, instagram ve youTube gibi sosyal ağlara özel hayat ayarı geldi.

Gerekçesine göre, sosyal medyada küfür, hakaret ile şantaja izin verilmeyecek.

Erişimin engellenmesi cezası yerine içeriğin çıkarılması kararı verilebilecek.

Yasa çıkar çıkmaz, bazıları ile ilgili hoşa gitmeyen, geçmişteki duygusal haberler ve görüntüler internet sayfasında hemen kayboldu!

Bu kadar hızlı…

Sade vatandaşlarla ilgili haberler ise yerli yerinde duruyor.

Bu çifte standart değil mi?

Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in belirttiği gibi “düzenleyici içeriğin” yani arşivin silinmesi son derece vahimdir; belge imhası demektir. 

Sosyal medyada sahte hesaplarla şeref ve haysiyet cellatlığına soyunanlarla ilgili mutlaka bir düzenleme gerekliydi.

Sosyal ağ sağlayıcılarının temsilcilik açma zorunluluğu getirilmesine, suç unsuru taşıyan konularda içerik çıkarma ve erişimin engellenmesi kararlarına uymayanlara getirilen cezalar…

Sansür olarak nitelendirilemez.

Hatta isabetlidir.

Bu konuda muhalefet ile aynı görüşte değilim.

Zira yazdıklarınıza küfürlü cevap veren, provoke etmeye çalışan, ukalalık yapan, hakaret eden troll gurupları oluştu.

Kimlikleri ve resimleri sahte…

Bazıları gerçek kişi olsa bile troll eğilimi gösteren ve hakkında sosyolojik ve psikolojik analizler yapılması gereken hastalıklı kişilikler.

Öfkeli, sinirli ve yıkıcı bir yaklaşım izliyorlar. 

Çoğu zaman da kötü söz hakarete varan sözler insanı çığırından çıkarıyor.

 “Edep yahu…” 

Birilerinin kontrolünde sürü halinde hareket ettiklerinden ne paylaştıkları konusunda bilgi sahibi değiller. 

Araştırmadan, sorgulamadan, saldırdıkları kişiyi bile tanımadan, sadece hedefe saldırarak korkutma ve yıldırma taktiği izliyorlar.

İtibar cellatları…

İnsanları amaçları doğrultusunda kötü yönde etkilemeye çalışmak ve kargaşa yaratmak…

Hassas konularda yalan yanlış bilgiler paylaşarak insanları karşı karşıya getirmek ve hararetli tartışmalara sebebiyet vermek…

Trollerin işidir.

Bu troller ile ilgili bazı ülkelerde yasal düzenlemeler de var.

Kimsenin kimseyi haksız yere suçlamaya hakkı yoktur.

Evrensel hukukta “lekelenmeme bir haktır.”

Bu satırların yazarı da kısa bir süre önce aradan 10 yıl geçmiş bir intihar olayının yanlış yönlere çekilmesi neticesi trollerin saldırısına uğradı.

Şikâyet üzerine açılan bir dava ile ilgili kişiliğine yapılan haksız ithamlar ise hukuk tarihine geçecek cinstendi.

2013 yılında gerçekleşen bir işlemle ilgili yargılandı.

Hâlbuki 2012 yılında emekli olmuştu.

Devleti için ömrünü vermiş bir bürokratın, sırtlanların ve çakalların önüne böylesine atılması devlet geleneği ile bağdaşmaz.

 “Güneş balçıkla sıvanmaz.”

Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır.

Önemli olan vicdanın sesidir.

Başlangıçta iktidarı destekleyen ve muhalefete saldıran troller ordusu karşı trolleri doğurdu.

Şimdi her kesimin bir trolü var.

Sosyal medyanın karanlık yüzleri bunlar.

Geç bile kalındı. 

Lakin yapılan çirkin paylaşımlar fırsata çevrilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasından endişe duyuluyor.

Özgür düşünceye pranga takılması ve korku imparatorluğu yaratılması kimsenin istediği bir şey değildir.

Toplumun nefes alamaması toplumsal tepkiyi beraberinde getirir.

İçten içe…

İstenildiği kadar kanun çıksın, sonuçta kaba kuvvetini kullananlar değil, beynini çalıştıranlar kazanır.

Sosyal medya ağlarının denetlenmesi Batı ülkelerinde de var.

Olmalıdır.

Bunu kim karar verecek?

“Coğrafi teminattan ve yargı bağımsızlığından mahrum” yargıçlar karar verecek!

İstenmeyen kararlar veren yargıçlara oraya buraya sürme kararı verilebildiğine göre…

Bu çark, toplumsal muhalefetin önünü kesme çalışmalarına dönüşebilir.

Yargı kararları ile muhaliflere ceza üstüne ceza verilirken, iktidara yakın olanlara hoşgörü gösterilmesi ihtimal dâhilindedir.

Hoşa giden şeyleri yazıp çizenler prim kazanırken, eleştiri yapanların mahkeme ve cezaevlerinde olması…

Demokrasimize zarar verir.

Ekonomiye de… 

Ve bu adalete gölge düşürür.

Yoksullukla, yolsuzluklarla ve yasaklarla mücadele için ön şart hukuktur.

Bu görülmelidir.

“Dünya ekonomisindeki payımız 2013’te yüzde 1.24 iken, 2019’de yüzde 0.86’ya düştü?”

Demokrasisi arızalı, ekonomik göstergeleri aşağı doğru giden bir ülkede, en büyük zararı da devlet görür.

Zira “Adalet mülkün temelidir.”

***

Fatih Sultan Mehmet’in bir öğüdü var. Fatih’in bedduasını hatırlayanlar onun bu öğüdünü asla unutmamalıdır.

“Aklı öldürürsen, AHLÂK da ölür.
Akıl ve ahlâk ölürse MİLLET bölünür.
Kadı'yı satın aldığın gün, ADALET ölür.
Adaleti öldürdüğün gün, DEVLET de ölür.”

Önceki ve Sonraki Yazılar