Siyasette, yerel yönetimlerde, meslek odalarında, STK’larda eski isimler
yeniden ısıtılıyor, geçmişin siyasi figürleri tekrar sahaya sürülüyor, yeni bir
vizyon ortaya koyacak güçlü ve sahici isimler ise ortada görünmüyor.
Yarın bir genel seçim olsa milletvekili olacak ya da yerel seçimde il ve ilçe
belediyeleri için, bulunduğunuz şehre yeni bir hikâye yazacak kaç lider ismi
sayabilirsiniz!
Liderlik, yalnızca seçim kazanmak ya da makam sahibi olmak değildir. Gerçek
liderlik; “topluma yön vermek, vizyon ortaya koymak, insanları ortak hedefler
etrafında birleştirmek ve geleceği inşa etmektir.”
Liderlik tartışmasını sadece “yeni isimlerin ortaya çıkmaması” üzerine
indirgemek de doğru değildir. Nitekim, geçmişte adı o şehirle özdeşleşmiş çok
siyasetçi ve devlet adamı vardır. Bu durum sadece siyaset ile de sınırlanamaz.
Aynı durum iş dünyası, yerel yönetimler, turizm sektörü ve sivil toplum için de
söz konusudur. Lakin bu isimlerin önemli bir bölümü, arkalarında güçlü
kurumlar, yetişmiş kadrolar ve devam eden bir vizyon bırakmayı
başaramamıştır. Kurumsal hafıza olmadığında, sürdürülebilir bir etki de
olmamaktadır.
Daha da önemlisi, öne çıkan her yeni ismin üzerine bazı çevrelerce çizik
atılmakta ya da iftira ve dedikodu mekanizması harekete geçirilerek
itibarsızlaştırılmaktadır. Bu durumda insanlar sorumluluk üstlenme ve risk alma
konusunda çekimser kalmaktadır.
Türkiye’de şehirlerimizin sorunu yalnızca lidersizlik değildir. “Liderlik kapasitesi
olan kişileri koruyamamak, destekleyememek ve onları şehir adına kalıcı bir
değere dönüştürememektir. “
Büyükşehirlere kent nüfusunun önemli bir bölümü başka şehirlerden göç
ederek gelmiştir. Ortak bir “kent kimliği” ve güçlü bir aidiyet duygusu
üretilemediği için kente sonradan yerleşenler; kendilerini çoğu zaman
geldikleri şehirlerin kültürel kimlikleriyle tanımlamaktadır. Bu durum,
toplumsal bağları zayıflatmakta ve liderlik için gerekli olan “ortak sorun
etrafında birleşme” kültürünü zayıflatmaktadır.
İkinci önemli neden, sanayi ve turizm gibi sektörlerin şehir üzerindeki
etkisidir. Turizm ve sanayi sektörü, bireyleri ve kurumları daha çok ekonomik
faaliyetlere yönlendirmektedir. Toplumsal meseleler, kültürel projeler ve
siyasal vizyon üretimi çoğu zaman ikinci planda kalmaktadır. Şehir gündemi
uzun vadeli kalkınma hedeflerinden çok günlük ekonomik beklentiler
etrafında şekillenmektedir. Yani sanayide ve turizmde önemli bir yere sahip
kentlerde; liderlik yerine “işletmecilik refleksi” kendini geliştirmiştir.
Üçüncü neden ise sivil toplumun yeterince etkin olmamasıdır. Kentlerde çok
sayıda dernek, vakıf ve meslek kuruluşu bulunmasına rağmen bunların önemli
bir kısmı şehrin vizyonunu geliştirmekten çok kendi üyelerinin sorunlarıyla
ilgilenmektedir. Bu yapı, lider yetiştiren bir “kamusal okul” üretmek yerine,
temsil gücü düşük başkanların ve yönetimlerin elinde işlevsiz ve etkisiz
kalmaktadır.
Siyaset cephesine bakıldığında durum daha da vahimdir. Partiler, yerel
kadroları yetiştirilmesi konusunda isteksiz davranmaktadır. Çoğu zaman
kendisine biat eden ve sadakat gösteren, Ankara’yı yol edinen vasıfsız ve
yeteneksiz isimlere yönelmektedir. Bu durum; yerelden sevilen ve yükselen
siyasetçilerin önünü kesmekte, genç ve dinamik kadroların kendilerini
göstermelerinin önüne set çekilmektedir.
Liyakate değer verilmeyen, siyasal beklenti ve çıkar ilişkilerinin döndüğü bir
yerde yerel liderlik yetişir mi?
Üniversiteler, meslek kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları
ortak platformlarda buluşmak yerine, her biri kendini parlatmak ve ikbaline
giden yollara çakıl taşı döşemekle meşguldür. Statüko kendisini korumak için
yeni kuşakların yönetime katılması fikrine pek sıcak bakmamaktadır. Özellikle
Gaziantep ve Antalya gibi şehirlerde üniversite-şehir bütünleşmesinin ne
ölçüde sağlanabildiği sorgulamak gerekir.
Lider yetişmemesinin bir diğer nedeni, şehrin sahipsiz olmasıdır. İstisnalar
hariç olmak üzere, ekonomik olarak güçlü kesimler, çoğu zaman siyasal ve
toplumsal risk almaktan kaçınmaktadır. Bu durum, “yeni aktörlerin önünü
açacak “destekleyici elit” yapısının oluşmasını engellemektedir.” Çünkü
kentin anlı şanlı isimleri değişimden çok mevcut düzenlerini korumayı tercih
etmektedir. Nepotizm, hemşericilik, yandaşlık ve dar çevre ilişkileri gibi
unsurlar lider yetiştirme alanını giderek daraltmaktadır.
Sonuç olarak; Türkiye’de göç hareketliliği nedeni ile şehirler büyümüş, sanayi ve
turizmin gelişmesi ile de kentler zenginleşmiştir. Ancak bu büyüklüğü
yönetecek, ortak hedefler etrafında toplumu birleştirecek yeni liderlere ihtiyaç
vardır. Çünkü "Şehirleri büyük yapan binalar değil, vizyon sahibi insanlardır."
Liderlik; fedakârlık, sorumluluk, vizyon ve uzun yıllar süren birikimin
sonucunda ortaya çıkar. “
"Türkiye’de kentler gerçekten lider çıkaramıyor mu, yoksa çıkan liderler ulusal
ölçekte görünür olamıyor mu?" Bunun tartışılması gerekir. Yerel yönetimlerde,
iş dünyasında, turizm sektöründe, akademide ve sivil toplumda etkili isimler
bulunmaktadır. Sorun belki de lider eksikliği değil, liderlerin şehir markasına
dönüşememesidir
Bu nedenle çözüm, “birey arayışında değil; kurum, kültür ve şehir vizyonunun
yeniden inşasında aranmalıdır.”