Maçın ilk yarısını acil bir durumdan ötürü izleyemedim, ikinci yarının da yarım saatlik bölümüne yetiştim. Maçın sonuna doğru ise gördüklerim karşısında “beraberlik iyidir” demeye başladım. Çünkü yenemiyorsan yenilme ve puanını en azından 30’a çıkart.
Nitekim öyle de oldu. Şu bir gerçek, Gaziantep FK’nın tadı tuzu yok, oyuncularda inanılmaz bir düşüş var. Tabii buna karşın Burak hoca’da bu durumdan etkilenmiş. Oyuncu tercihleri, değişimler kafa karıştırıyor. Örneğin orta sahada Ogün’e açıkça ihtiyaç var, böylesine etkili oyuncuyu kenarda tutuyor. Melih’i de çıkartıp orta sahayı adeta boşaltıyor. İşte bu anlayış beni inanılmaz bir şekilde şaşırtıyor.
Tüm bu görüntülere rağmen, eğer olumsuzluk tüm takıma yansımışsa, giderilmesi çok zorlaşıyor. Yoksa böyle durumlar her takımda olabilir, önemli olan sorunu çözebilmek. Yani teşhis ve tedavi yöntemi. Eğer bu süreci atlatabilirseniz, eski havanıza dönebilirsiniz.
İşte tam bu sırada tribünler en önemli etkileme alanıdır... Futbolcuyu da teknik adamı da motive etme yeri. Avrupa maçlarında görüyoruz takım peş peşe mağlup olsa da kötü oynasa da o tribünler futbolculara ve teknik adamlara fazla tepki göstermiyor.
İşte bazı taraftar grubunda maalesef bu muhasebe yapılamıyor. Maç oynanıyor Burak Hoca istifa diye bağırılıyor. Topçuya “oynasana lan” diye bağırılıyor. Buna da şaşırmıyorum çünkü futbolda bunlar var, geçmişte çok yaşadık böyle durumları. Bir takım puan kaybetmeye başlarsa, hele ki kötü oynuyorsa tepkiler olacaktır. Yeter ki ölçü kaçırılmasın. Bundan sonra çok sağlıklı düşünülmesi lazım, aksi takdirde toparlanma sağlanamazsa işimiz zor.
Son bir şey daha, Maxim’in gol atıldıktan sonra yedek kulübesine koşup teknik adamları ve futbolcularla sarmaş dolaş olması önemli bir mesajdır. Sorun var ama yine biz çözmeliyiz demiştir mesajında…