Nature Communications Earth & Environment dergisinde yayımlanan çalışma, Türkiye’nin en aktif fay hatlarından biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonunun doğu ucunda depremle birlikte işleyen “sıcak” bir jeolojik mekanizmaya işaret ediyor.
İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuna Eken’in katkı sunduğu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Özgür Karaoğlu öncülüğündeki uluslararası ekip, yüksek çözünürlüklü sismik tomografi yöntemiyle bölgenin yer altı görüntüsünü çıkardı.
Elde edilen veriler, Erzincan ve Karlıova arasındaki hattın yalnızca bir deprem koridoru olmadığını; aynı zamanda magmanın depolandığı ve taşındığı derin bir jeolojik altyapıya sahip olduğunu gösterdi.
Fay hareketi magmaya yol açabiliyor
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, magmanın yüzeye ulaşması için yalnızca yüksek basıncın yeterli olmadığı yönünde. Üç boyutlu zaman bağımlı mekanik modeller, sağ yanal doğrultu atımlı fay kaymasının, rezervuar çevresindeki gerilme alanlarını yeniden düzenleyerek magmanın ilerleyebileceği çatlak sistemlerini mekanik olarak mümkün hale getirebildiğini ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, deprem ve volkanizmayı birbirinden bağımsız iki tehlike olarak ele alan klasik bakışı sorguluyor. Araştırmaya göre fayın her kayması bir patlama anlamına gelmiyor; ancak uzun dönemli hareket, magmatik sistem çevresinde birikimli bir zayıflama ve gerilme odaklanması yaratabiliyor.
Basınç tek başına şart değil
Geleneksel görüş, volkanik patlamalar için magma odasında ciddi bir basınç birikimi gerektiğini savunuyor. Ancak bu çalışmada geliştirilen modeller, magma basıncı düşük olsa bile fayın sağ yanal kayma hareketinin yer altı sistemini bir “pompa” gibi çalıştırabileceğini gösteriyor.
Fay üzerindeki stres, magma rezervuarlarının çevresindeki kayaları zorlayarak çatlak sistemlerini açabiliyor. Böylece deprem ve volkanik risk, aynı mekanik koridorun parçaları olarak değerlendiriliyor.
İki rezervuar, iki farklı davranış
Sismik tomografi sonuçlarına göre, yerin 5 ila 15 kilometre derinliğinde yaklaşık 48 kilometre uzunluğunda iki ayrı magma kütlesi bulunuyor.
Erzincan Havzası’nın batısında sismik bir sessizlik gözleniyor. Araştırmacılar, bunun güvenli bir durumdan değil, magmanın çok sıcak ve akışkan olması nedeniyle deprem üretmeyen bir yapıdan kaynaklandığını belirtiyor.
Doğudaki Erzincan Havzası–Yedisu hattında ise yoğun bir deprem etkinliği dikkat çekiyor. Bu durum, magmanın daha soğuk ve kırılgan bir kabuk içinde sıkıştığını ve sistemin sismik olarak aktif şekilde çalıştığını gösteriyor.
Risk okuması yeniden tanımlanıyor
Araştırma, bir tarih vererek korku oluşturmayı değil; Türkiye’nin kritik tektonik kavşaklarından birinde riskin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlıyor. Çalışma, Doğu Anadolu’daki fay hatlarının yalnızca deprem perspektifiyle değil, magma yükselimleriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Birleşik Krallık, İsveç, İsviçre, Rusya ve Singapur’dan araştırmacıların da yer aldığı ekip tarafından hazırlanan “Fault-controlled magma pathways driving seismicity and eruption risk in Eastern Turkey” başlıklı çalışma, uluslararası bilim dünyasında da dikkat çekti.
Kuzey Anadolu Fayı’nın doğu ucunda deprem ve magmatik süreçlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyan bu bulgular, bölgedeki doğal afet risklerinin daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini gösteriyor.




