1. YAZARLAR

  2. Fulya Mısırlıgil

  3. El iyisi ev delisi
Fulya Mısırlıgil

Fulya Mısırlıgil

Yazarın Tüm Yazıları >

El iyisi ev delisi

A+A-

Şems'in kırk aşk kuralının on dokuzuncusu der ki; Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.

Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.

Yakında gül yollayacak demektir.

Biz kendimizi sevemedik bir türlü! Kendimizi sayamadık, saydıramadık. Özdeğer sorunu yaşadık, yaşıyoruz.

Biz, mütevazı ve iyi niyetli insanlar olarak öyle fazla harcadık ki iyi niyetimizi, sevgimizi, saygımızı, emeğimizi başkalarına, kendi varlıklarımızın hakkını veremedik.

Kendi hakkımıza girdik!

Elin acısına ağladık kendi acımızı unuttuk!Elin derdine yandık, kendi derdimizden soğuduk.Elin yokluğuna çabaladık, kendi karnımızı doyuramadık. Elin kavgasına düştük, kendi canlarımızdan olduk.Elin derdi bizi gerdi...Gerim gerim gerildik!Gerildikçe kaybettik sabrımızı... sonuna geldik.

Paylaşmanın bereketi, kardeşliğin paydası, hakkaniyetli tavrın huzuru, vicdanlı duruşun faydası diye diye kendimize zulüm ettik.

Varlık gösteremedik. Varlık gösteremiyoruz...

Kendi topraklarımızda söz hakkımızı yitirdik.Yitirmeye devam ediyoruz.Aynı konuşmuyorsan, konuşamıyorsun.Kendi memleketimizde sessizleşiyor, ses verince anlaşılmadan ötekileşiyoruz. Amaç anlamak olmasa gerek... diyoruz.

Doğusundan batısına kuzeyinden güneyine mutsuzuz.Öyle ki; mutsuzluğumuzun bile farkına varamayacak kadar ruhsuzuz.

Uyku hali gibi bir uyuşukluk var üzerimizde. Hep kızgın birileri birilerine.

Hangi davanın adamı olduğunu anlayamadığımız çoklu karakter misali takılan bir sürü adamın ortasında dönen ifadelerle artıyor kızgınlığımız.

Ve de şaşkınlığımız.Öznesini bilmesek nesnesine inanacağız bir ihtimal.

Yüklemsizliği belki de içimizi daraltan.Söylemlerde kalan düşüncelerin eylemsizliği kısır döngülerin nedeni olan.

Birlik beraberlik sadece dilde kalıyor sonuç olarak. Bu el aşkı bizi bizden ediyor.

Başkalaşıyoruz kendi memleketimizde.

Kalmıyor sabrımız birbirimize, henüz kendimizi tam olarak sevememişken ve sayamamışken, uzaklaşıyoruz birbirimizden.

Daha çok yabancılaşıyoruz. İsteyerek ıssızlaşıyoruz!

Ağır geliyor kendi sorunlarımızın üzerine plansız programsız dayatılan başka toplumların sorunu.

Ve kaldıramıyoruz daha fazla.Kaosun içinde bunalıyor, isyan ediyoruz.

Kendi toplumumuzun eğitimsizlik odaklı sorunlarını henüz çözememişken, daha da eğitimsiz başka toplumların harmanlanmasıyla ortalamayı iyiden iyiye çekiyoruz diplere.

Şok yaşıyoruz.

İyilik etmek adı altında kendimize kötülük ediyoruz.

Yine dalıyoruz bodoslama.Amatörce yönetiyoruz potansiyeli. Dengeleri bozuyor, ihtiyaçları doğru analiz edemiyoruz.

Trene bakar gibi izliyoruz.Geçip gidiyor yanımızdan.Güya kızıyoruz bu algıya ama tutunca aynayı, Demek ki haklı bu algı diyoruz içimizden.

Biz her geçen gün kaybediyoruz her yeni bir fırsatı. Zararından neresinden dönülse kârdır hesabı.

Ama!Tren geçiyor, gözden kayboluyor vagonlar bir bir.

Sadece izliyoruz.

Biz kendimizi sevemediğimiz, sayamadığımız için arka arkaya diken yolluyor dünya bize. Güllere hasret kalıyoruz.Dikenler saplanıyor ruhumuza.Yaralanıyoruz.

Ama yaranamıyoruz bir türlü.

Yaranamayacağız da bu gidişle.Eve deli ele iyi hesabı kendi varlığımıza delleniyor, başkalarının varlığına hayran yaşıyoruz. Yeterince özgün olamamanın verdiği bu yetersizlik hissiyatı belki de, bizi bizden ediyor.

Bir türlü gelemiyoruz kendimize. Hep bir gidiş hali.Hep bir kaçış.Hep bir bekleyiş.

Sonu gelmiyor.Gelmeyecek böyle giderse...

Önceki ve Sonraki Yazılar