Bir zamanlar İstanbul toplu taşımasında kullanılan “atlı tramvaylar” döneminden kalmaymış meğer “Dingo’nun ahırı…”
Günümüzde bizimde “hafif raylı trenimiz var” ama atlar çekmiyor, elektrik gücü ile çalışıyor ve bilmem kaç “beygir gücünde” elektrik motoru var…
İstanbul’da atlı tramvayların olduğu dönemde Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azap kapı’dan takviye at alan tramvay, takviyeli hali ile Taksim’e gelince, takviye atlar sular idaresi maskeni ile Fransız konsolosluğu arasındaki bir ahırda bir süre “dinlendirilip yemlendikten” sonra geri götürülürmüş…
Rivayete göre bu ahırı Dingo adlı bir Rum vatandaş yönetirmiş… Gün boyu birçok atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki “burası Dingo’nun ahırımı, giren çıkan belli değil” sözünün buradan kaynaklandığı var sayılıyormuş…
Bitmedi…
Bu atlı tramvaylarda üç önemli görevli varmış… Vatman, biletçi ve “vardacı…”
Vatman bildiğiniz gibi sürücü, vardacı genellikle iyi koşan nefesli kişilerden seçilen ellerinde “nefir” denilen borazanı ile tramvayın önünden koşarak “varda-varda” diye bağırıp atlı tramvaya yol açmağa çalışan “yaya halkı uyaran” görevli…
Vardacılar kabadayılar ve tulumbacılardan (itfaiyeci) seçilirmiş, varda İtalyanca “guarda” kelimesinden bozularak türemiş “çekilin, yol verin, savulun” anlamında kullanılmış…
Vardacı kaynağı tükenince, atların boynuna zil ve çıngırak takma akıl edilmiş ve günümüzde gürültü kirliliğinin daniskası “havalı korna” olarak ulaşmış…
Vardacı kaynağı o denem tükenmiş…

Günümüzde ise “vardacı ve baş vardacı bulabilirsiniz…