-Sessiz çoğunluk seyirci kalınca zorbalığı besliyor

-Akran şiddeti kesinlikle masaya yatırılmalı

- Çocuklar kontrolden çıkıyor herkes seyrediyor

Aynı zamanda Sosyal, Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Derneği (SESADER) Başkanı da olan Yıldız, çocuk şiddetinin toplumsal alanda sıradanlaştığını belirterek, “Sorun kritik bir boyuta ulaştı. Ne yazık bu konuda çok ihmalimiz var ve çok geç kalıyoruz” dedi.

GEÇİCİ ÇÖZÜMLERLE VAKİT KAYBEDEMEYİZ

Prof. Dr. Özkan Yıldız, Gaziantep’te karne günü bir çocuğun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan acı olayın arkasındaki gerçekleri şöyle özetledi: " Trajedi bize, akran şiddetinin anlık bir öfke patlaması değil, belirli aşamalardan geçerek tırmanan kolektif bir süreç olduğunu gösteriyor. Bu ölümcül sarmalın arkasında yalnızca fail ve mağdur yoktur; şiddeti provoke eden tahrik ediciler, körükleyen pekiştiriciler ve yaralanma anında dahi ilk yardımı/müdahaleyi geciktiren, sessiz kalan seyirciler de en az failler kadar sorumludur.

ZORBALIĞI BESLEYEN SESSİZ ÇOĞUNLUKTUR

Önleyici politikaların ve müdahale programlarının, sahada değişen toplumsal koşullara göre sürekli güncellenmesi gerektiğini söyleyen Yıldız, ”zorbalığı besleyen sessiz çoğunluktur. Akran şiddeti/zorbalığıyla mücadelede öne çıkan temel yaklaşım akran şiddetini ‘zorba’ ve ‘kurban’ arasındaki ikili bir çatışma olmaktan çıkararak, sınıf ortamındaki tüm aktörlerin dahil olduğu dinamik bir grup süreci olarak ele almaktadır. Bu modele göre süreç; şiddeti başlatan ve uygulayan zorbalar, onlara doğrudan destek veren ‘asistanlar’ olaya gülerek veya tezahüratla eşlik edip zorbaya sosyal statü kazandıran ‘pekiştiriciler’ , sessiz kalarak zorbayı dolaylıca onaylayan seyirciler ve kurbanın yanında durup onu korumaya çalışan ‘savunucular’ üzerinden yürümektedir.” Dedi.

TEHLİKE BÜYÜMEYE DEVAM EDECEK

Yani bu vaka; akran zorbalığının bireysel bir sorunu olmadığını, grup baskısı ve sosyal onay mekanizmalarıyla nasıl ölümcül bir yapısal cinayete dönüşebileceğini gözler önüne seren somut bir kanıttır. Karşımızda anlık bir kavga değil; izleyicisi, alkışlayanı ve kışkırtıcısıyla adım adım tırmandırılan tehlikeli bir grup baskısı var. Şiddet okuldan sokağa hayatın her alanında sıradanlaşırken, geçici çözümlerle vakit kaybedemeyiz. Okul, aile ve toplum el ele verip acil adımlar atmazsa bu tehlike büyümeye devam edecek."

SORU KRİTİK BOYUTA ULAŞTI

Gençlerin okul, ev, sokak, spor müsabakaları ve eğlence mekânları gibi gündelik hayatın pek çok farklı alanında artan oranda şiddet içerikli davranışlar sergilemesinin, şiddetin toplumsal alanda sıradanlaştığını gösterdiğini belirten Özkan, “Okullarımızda yaşanan son şiddet olayları, gençlerin suça yönelim eşiğinin tehlikeli biçimde düştüğünü ve sorunun kritik bir boyuta ulaştığını ortaya koymaktadır. Çevresel etkenlerle normalize edilen şiddet eğiliminin suça dönüşmesini engellemek için, okul ikliminden aile dinamiklerine kadar tüm sosyalleşme alanlarında koruyucu ve önleyici müdahale programlarının ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

ÇOK İHMALİMİZ VAR

‘Bu konuda çok ihmalimiz var ve çok geç kalıyoruz’ diyen Özkan şunları söyledi:”Akran şiddetini çocukların bireysel öfkelerine bağlayıp ‘münferit olaylar’ olarak geçiştirmek, sorunun özünü görmeyi engellemektedir. Bu olguyu, tek tek bireyler üzerinden değil; sınıfın ve okulun sosyal dokusu, akran grupları içindeki kabul görme arayışı, statü kazanma, sosyal ödül alma ve dışlanma mekanizmaları üzerinden okumak zorundayız. Akranlar arası şiddet; toplum, aile ve okul ekseninde, kurumsal ve sistemsel boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.”

ŞİDDETİ TEK ARAÇ OLARAK GÖRÜYORLAR

Faillerin bireysel ve psikolojik özelliklerinin de şiddet eğilimini doğrudan tetiklediğini söyleyen Yıldız, “Hiperaktivite, dürtüsellik, depresyon, kaygı bozuklukları ve düşük benlik algısı, gençleri şiddet içeren davranışlara yönlendirebilmektedir. Okul başarısızlığı ve kronik devamsızlık yaşayan gençlerin, hem şiddete maruz kalma hem de şiddet uygulama riski artmaktadır. Şiddete tanıklık etmek veya geçmişte şiddet mağduru olmak, saldırgan davranışları kalıcı hale getirmektedir. Şiddet içeren ortamlarda büyüyen gençler, kriz anlarında sağlıklı baş etme mekanizmaları geliştirememekte ve sorunlarını çözmek için şiddeti tek araç olarak öğrenmektedir.” Dedi.

NELER YAPILMALI?

Şiddetin önüne geçebilmek için yapılması gerekenlerle ilgili önerilerde bulunan Yıldız şöyle devam etti: ”Okullardaki şiddet sarmalı; toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla çok yönlü olarak analiz edilmeli ve vakit kaybetmeden makro düzeyde önleyici politikalar hayata geçirilmelidir. Bu süreçte öncelikle geçici ve yüzeysel ("aspirin") çözümlerden uzak durulmalıdır. Akran şiddetini tüm boyutlarıyla masaya yatırmak amacıyla düzenlenecek sempozyum ve çalıştaylarda, ilgili tüm paydaşların bir araya gelerek veriye dayalı somut öneriler sunması, bilimsel önleme politikalarının geliştirilmesi için kritik önem taşımaktadır; belirlenen bu stratejiler ise zaman kaybetmeden ivedilikle uygulamaya ve eylem planlarına dönüştürülmelidir.

Enerjisa’dan şebeke hamlesi
Enerjisa’dan şebeke hamlesi
İçeriği Görüntüle

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BİRİMLERİ GÜÇLENDİRİLİM

Okul rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin mevcut işlevleri ivedilikle güçlendirilmeli; geleneksel yaklaşımların ötesine geçilerek okul sisteminde yapısal bir reform gerçekleştirilmelidir. Bu doğrultuda; dijitalleşen ve karmaşıklaşan yeni nesil çocukluk sorunlarını doğru analiz edebilen, "anlama, dinleme, izleme, önleme, koruma ve müdahale" süreçlerini eş zamanlı yürüten, çok işlevli ve dinamik bir kurumsal yapı ortaya konmalıdır. Erken uyarı sistemlerini barındıran bu bütüncül modelin hayata geçirilmesi, akran şiddetinin krize ve suça dönüşmeden engellenmesi açısından hayati bir zorunluluktur.

ŞİDDET VE RİSK HARİTALARI GÜNCELLENMELİ

Okul güvenlik politikaları kapsamında, mevcut okul şiddet ve risk haritaları sahanın değişen dinamiklerine göre hızla güncellenmeli ve bu verilere dayalı somut eylem planları oluşturulmalıdır. Bu süreçte en kritik nokta, yaşanan olayların kurumsal kaygılarla örtbas edilmemesi veya zamana bırakılarak geçiştirilmemesidir; aksine, meydana gelen her vaka tüm yönleriyle, şeffaf bir biçimde rapor edilerek kayıt altına alınmalıdır. Risklerin doğru tespiti ve erken müdahale mekanizmalarının işletilebilmesi, ancak bu kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinin titizlikle uygulanmasıyla mümkündür.

CEZALARIN AĞIRLAŞTIRILMASI ÇÖZÜM DEĞİL

Çocuk suçluluğuyla mücadelede tek başına cezaların ağırlaştırılması kalıcı bir çözüm değildir. Sosyolojik açıdan çocuk adalet sisteminin temel amacı, toplumsal öfkeyi cezayla tatmin etmek değil; çocuğu yeniden topluma kazandırmaktır. Onarıcı adalet yaklaşımı; mağdurun zararının giderilmesini, fail çocuğun sorumluluk üstlenmesini ve bozulan toplumsal ilişkilerin onarılmasını esas alır. Bu nedenle çocuk suçluluğuyla mücadele çözüm, yalnızca cezaları artırmakta değil; aileyi, okulu ve sosyal çevreyi güçlendiren koruyucu ve önleyici sosyal politikaları hayata geçirmektedir.” Meral KINACILAR ERBEKTE