Özellikle pandemi sonrası ekonomik daralma, kitlesel göç ve 6 Şubat depremlerinin yarattığı toplumsal yıkımın bu artışta etkili olduğunu söyleyen Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Derneği Başkanı Prof. Dr. Özkan Yıldız, “Çocuk yoksulluğu artarken, çocuklar giderek daha erken yaşlarda dışlanma, şiddet ve suç ilişkilerinin içine çekildi. Dijital sanal ortamlar ve sosyal medya çocukların suça yönelmesinde yeni bir cephe açtı. Dijital Çeteleşme hızla yayılıyor. Cezasızlık Algısı suç işlemeyi teşvik ediyor. Çocuğu cezalandırmak yerine topluma kazandırma sisteminin tam işletilememesi, suç döngüsünü kırmayı zorlaştırıyor” dedi.

EKONOMİK KRİZ GÜVENCESİZLİĞE SÜRÜKLÜYOR

Çocuk suçluluğu ve çocuklara yönelik şiddetin artışının bireysel sapmalarla değil; derinleşen sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle açıklanması gerektiğini belirten 9 Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Özkan Yıldız, “Türkiye’de ekonomik kriz, kent yoksulluğunun yaygınlaşması ve aile kurumunun maddi temellerinin zayıflaması, çocukları çok yönlü bir güvencesizlik ortamına sürüklemiştir. Güncel veriler, milyonlarca çocuğun yeterli beslenme, barınma ve temel sosyal hizmetlere erişemediğini göstermekte; çocukluk deneyimi giderek sınıfsal olarak farklılaşmaktadır” dedi.

ÇOCUKLAR SUÇ İLİŞKİLERİNİN İÇİNE ÇEKİLDİ

Devletin sosyal koruma işlevinin daralması, yoksul hanelerin yükünü artırırken çocukları erken yaşta emek, suç ve şiddetle karşı karşıya bıraktığını dile getiren Yıldız. “Pandemi sonrası ekonomik daralma, kitlesel göç ve 6 Şubat depremlerinin yarattığı toplumsal yıkım, mevcut eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Bu süreçte çocuk yoksulluğu yalnızca artmamış; çocuklar giderek daha erken yaşlarda dışlanma, şiddet ve suç ilişkilerinin içine çekilmiştir. Bu bağlamda çocuk suçluluğu, ahlaki bir sorun değil; toplumsal krizlerin bedelinin en kırılgan kesimlere yıkılmasının yapısal bir sonucudur” diye konuştu.

OKUL SİSTEMİNDE TUTMAK ŞART

Ekonomik nedenlerle okuldan uzaklaşan çocukların, denetimsiz ortamlarda suç gruplarının hedefi haline geldiğine dikkat çeken Yıldız şöyle konuştu:”Okul, çocuk için sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda en büyük "koruyucu kalkan"dır. Sosyalleşme ajanıdır. Çocuklar mutlaka okul sisteminde tutulmalıdır. Suç ve şiddet, genellikle "öğrenilmiş bir davranış" kodudur. Aile içinde şiddete tanık olan veya doğrudan maruz kalan çocuk, sorun çözme yöntemi olarak şiddeti benimsemektedir.”

ÇÖKÜNTÜ MAHALLELER ALARM VERİYOR

Türkiye’ye örnek oldu
Türkiye’ye örnek oldu
İçeriği Görüntüle

Yıldız, parçalanmış aileler veya ebeveynlerin ekonomik zorluklar nedeniyle çocukla yeterince ilgilenememesi, çocuğun aidiyet duygusunu dışarıdaki (genellikle suç odaklı) gruplarda aramasına neden olduğuna vurgu yaptı. Yıldız, “Göç alan büyük kentlerin çöküntü mahalleleri kriminojen yani suç üreten mekanlar olarak alarm vermektedir. Romanlar ve mülteciler gibi belirgin alt kültür gruplarında bu durum somut gözlenmektedir. Bu nedenle çöküntü mahalleleri, “suç üreten mekânlar” değil; sınıfsal tahakküm, mekânsal ayrışma ve cezalandırıcı devlet pratiklerinin kesişiminde üretilen kriminojen bağlamlar olarak değerlendirilmelidir” dedi.

DİJİTAL ÇETELEŞME HIZLA YAYILIYOR

Dijitalleşmenin radikalleşmeyi suçu normalize ettiğini, çocuklar ve ergenlerin dijital gettolarda zaman geçirmekte sosyalleştiğini anlatan Yıldız, “Dijital sanal ortamlar ve sosyal medya çocukların suça yönelmesinde yeni bir cephe açmaktadır. Şiddet içeren oyunlar, siber zorbalık ve suç gruplarının sosyal medya üzerinden yürüttüğü "güç ve para" odaklı propagandalar, çocukların algısını bozmaktadır. Dijital Çeteleşme hızla yayılmaktadır. Özellikle oyun platformları ve kapalı mesajlaşma grupları üzerinden çocuklar illegal işlere teşvik edilebiliyor” dedi.

CEZASIZLIK ALGISI SUÇ İŞLEMEYİ TEŞVİK EDİYOR

Hukuki ve sosyal politikaların yetersizliğinin de dikkat çekici bir etken olduğunu, koruma ve erken müdahale eksikliğinin ciddi bir faktör olduğunu söyleyen Yıldız, “Risk altındaki çocukların (okula gitmeyen, dikkat eksikliği ve hiperaktivire bozukluğu, ailesinde suç kaydı olan vb.) önceden tespit edilip sisteme dahil edilmesinde kopukluklar yaşanmaktadır. Cezasızlık Algısı suç işlemeyi teşvik etmektedir. Adalet sistemindeki aksaklıklar ve onarıcı adalet mekanizmalarının (çocuğu cezalandırmak yerine topluma kazandırmak) tam işletilememesi, suç döngüsünü kırmayı zorlaştırmaktadır” şeklinde konuştu.

MADDE BAĞIMLILIĞI SALGIN HALİNE GELDİ

‘Uyuşturucu kullanım yaşının düşmesi, çocukların hem bu maddeleri temin etmek için suç işlemesine hem de uyuşturucu baronları tarafından "taşıyıcı" olarak kullanılmasına yol açmaktadır’ diyen Yıldız,”Çeteler, hukuki yaptırımların çocuklara karşı daha hafif olmasını bir "boşluk" olarak kullanarak onları suça itmektedir. Madde Bağımlılığı küresel salgın haline gelmektedir” dedi.

BÜTÜNCÜL YOL HARİTALARINA GEÇİLMELİ

Suçla mücadelede parçalı müdahalelerden bütüncül ve stratejik yol haritalarına geçilmesi gerektiğini belirten Yıldız, şunları söyledi:”Özellikle kent yoksulluğunun yoğunlaştığı alanlarda, okulun koruyucu işlevini yitirmesi ve aile içi denetimin zayıflaması, gençleri çeteleşme, madde kullanımı ve organize suç ağlarına açık hâle getirmektedir. Dijital ortamlar ise bu süreci hızlandırmakta; şiddeti normalleştiren ve suçu cazip gösteren söylemler, gençliğin kimlik inşa süreçlerine doğrudan müdahale etmektedir.

CEZA DEĞİL, YENİDEN İNŞA GEREKLİ

Bu bağlamda çözüm, gençliği daha sert biçimde cezalandırmak değil; toplumsal fren sistemlerini yeniden inşa etmektir. Erken müdahale programları, okul temelli izleme ve destek mekanizmaları, gençlere yönelik kamusal spor, sanat ve kültür alanlarının yaygınlaştırılması bu sürecin temel araçlarıdır. Ailelere yönelik sosyal destek politikaları ve gençleri kriminalize etmek yerine topluma kazandırmayı hedefleyen onarıcı adalet uygulamaları, şiddet döngüsünü kırmada kritik rol oynamaktadır.

MÜCADELE SOSYAL POLİTİKALARLA MÜMKÜN

Sonuç olarak, güçlü motorlu bir arabanın kazaya sürüklenmemesi için daha güçlü duvarlar değil; etkili fren sistemleri gerekir. Gençlik, denetlenmesi gereken bir tehdit değil; doğru toplumsal koşullar sağlandığında dönüştürücü bir potansiyeldir. Suç ve şiddetle mücadele, gençleri baskılamakla değil; onları koruyan, yönlendiren ve güçlendiren sosyal politikalarla mümkündür.” Meral KINACILAR ERBEKTE