Yılmaz, “Bugün çocuklarımızın eline kalem yerine silah geçiyorsa, burada yalnızca bireysel değil; aileden eğitime, ekonomiden siyasete kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk zinciri vardır. Artık açıkça görülmelidir ki; çocuklarımız ve gençlerimiz için topyekûn bir toplumsal ve siyasal yaklaşım inşa edilmeden bu kısır döngü kırılmaz” dedi.

TOPLUMSAL KIRILMA YAŞIYORUZ

Şanlıurfa’da ve hemen ertesi gün Kahramanmaraş’ta, henüz 14-15 yaşındaki çocukların eğitim gördüğü okullarda yaşanan silahlı saldırıların; yalnızca münferit olaylar değil, derin bir toplumsal kırılmanın açık göstergesi olduğunu belirten Yılmaz, “Bu saldırıları; büyüyen toplumsal öfke, derinleşen umutsuzluk ve şiddetin sıradanlaşması bağlamında değerlendiriyor, siyaset dilinin sertleşmesinin ve kutuplaştırıcı söylemlerin sokakta karşılık bulduğunu açıkça ifade ediyoruz. Bugün çocuklarımızın eline kalem yerine silah geçiyorsa, burada yalnızca bireysel değil; aileden eğitime, ekonomiden siyasete kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk zinciri vardır” diye konuştu.

GENÇLER DERİN BİR BUHRAN İÇİNDE

Bu olayların tek bir nedeni olmadığını belirten Yılmaz, bir daha yaşanmaması için topyekün bir mücadele inşa edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:”Gençlerimiz derin bir buhran içindedir. Gelecek kaygısı, işsizlik korkusu, adalet duygusunun zedelenmesi ve fırsat eşitsizliği; çocuklarımızı ve gençlerimizi umutsuzlukla baş başa bırakmaktadır. Ekonomik sıkışmışlık, yalnızca sofraları küçültmekle kalmamakta; aynı zamanda sabrı azaltmakta, öfkeyi büyütmekte ve şiddete zemin hazırlamaktadır.

Denetim artıkça şok oluyoruz
Denetim artıkça şok oluyoruz
İçeriği Görüntüle

AİLE ÖNEMLİ

Aile yapısında yaşanan çözülmeler de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Aile içi iletişimin zayıflaması, çocukların yeterince dinlenmemesi, anlaşılmaması ve duygusal olarak ihmal edilmesi; onları dış dünyadaki risklere karşı savunmasız hale getirmektedir. Sevgi, ilgi ve rehberlikten yoksun büyüyen bir neslin, öfkeye ve şiddete yönelmesi şaşırtıcı değildir. Burada ailelere de açık bir çağrımız vardır: Çocuklarımızı yalnızca büyütmek yetmez; onları anlamak, dinlemek ve hayata hazırlamak zorundayız. Evlerimizde kuramadığımız sağlıklı iletişim, sokakta karşımıza şiddet olarak çıkmaktadır.

BİLGİSAYAR OYUNLARI, FİLM VE DİZİLERİN DE ETKİSİ VAR

Öte yandan eğitim sistemi; yalnızca akademik başarıyı değil, değerler eğitimini, empatiyi ve birlikte yaşama kültürünü de öncelemek zorundadır. Okullar yalnızca bilgi aktaran değil, karakter inşa eden kurumlar olmalıdır. Ayrıca günümüz gençliğinin maruz kaldığı dijital içeriklerin etkisi de göz ardı edilemez. Şiddeti sıradanlaştıran, suç ve yasadışılığı “güç” ve “başarı” ile özdeşleştiren bazı bilgisayar oyunları ile mafyayı kutsayan film ve diziler; özellikle kimlik gelişim sürecindeki çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Elbette her içerik doğrudan şiddet üretmez; ancak denetimsiz ve sınırsız maruziyet, empati duygusunu zayıflatmakta ve şiddeti normalleştirebilmektedir.

TOPYEKÜN MÜCADELE İNŞA EDİLMELİ

Ancak tüm bu başlıkların ötesinde, en büyük sorumluluk siyaset kurumunundur. Kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve gerilim üreten dil; toplumu ayrıştırmakta, öfkeyi meşrulaştırmakta ve şiddeti beslemektedir. Bu dil terk edilmeden, bu olayların önüne geçmek mümkün değildir. Artık açıkça görülmelidir ki; çocuklarımız ve gençlerimiz için topyekûn bir toplumsal ve siyasal yaklaşım inşa edilmeden bu kısır döngü kırılmaz. Bu yaklaşım; Ekonomik adaleti sağlayan, Eğitimi nitelikli ve kapsayıcı hale getiren, Aileyi güçlendiren, Gençlere umut ve gelecek perspektifi sunan, Şiddeti değil, diyaloğu büyüten bir anlayışı esas almalıdır.

BİREYSEL SİLANLANMANIN ÖNÜNE GEÇİLMELİ

Çağrımız nettir: Okullarda güvenlik önlemleri derhal artırılmalıdır. Bireysel silahlanmanın önüne geçecek etkin politikalar hayata geçirilmelidir. Gençlerin psikolojik destek mekanizmalarına erişimi yaygınlaştırılmalıdır. Ailelere yönelik rehberlik ve eğitim programları güçlendirilmelidir. Dijital içeriklerin denetimi ve bilinçli kullanımı konusunda toplumsal farkındalık artırılmalıdır. Siyaset kurumu, toplumu ayrıştıran dili terk ederek birleştirici bir sorumluluk üstlenmelidir. Unutulmamalıdır ki; çocukların korku içinde yaşadığı bir toplumda hiçbir başarı hikâyesi gerçek değildir. Çocukların hayatını koruyamayan bir sistem, hiçbir alanda meşruiyet üretemez.” Meral KINACILAR ERBEKTE