Madde Bağımlılığı seminerlerimde belirttiğim bir husus var: ' Bağımlılık bir sonuçtur. Bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın ortak sorunudur. büyük bir yarasıdır. Tedavisi güç ve pahalıdır. Hepimize önemli görevler düşmektedir. Bağımlılığı önlemek tedavi etmekten daha kolaydır. Bağımlılıkla mücadele sadece Yeşilay'a bırakılmayacak kadar önemli ve büyük bir sorundur.
Ergenlik dönemi maddeye bulaşmada en riskli dönemdir. Bunun nedeni ise ergenliğin oldukça zor, karmaşık ve çalkantılı bir dönem olması. Burada merak ve “Bir kez denesem bir şey olmaz” düşüncesi hakimdir.
Ergenler aynı zamanda sosyal ortamlarda kabul görme ve kendilerini kanıtlama, kabul ettirme isteğiyle de madde kullanımını deneyebilirler. Bu dönemde kimlik çatışmalarını yoğun olarak yaşayan ergenler dürtüsel davranma eğilimindedir, tehlikeli davranışlara girmekten kaçınmayabilirler.
Sabah Gazetesi Yazarı Psikolog Esra Ezmeci makalesinde de ifade ettiği üzere: 'Madde bağımlılığı 15 yaşa kadar düştü ama asıl tehlike rakamlarda değil, fark edilemeyen sessizlikte. Uyuşturucu bir neden değil, konuşulamayan ihtiyaçların sonucu. Başkalarının çocukları sandığımız gençler aslında sizin çok yakınınız olabilir. Bağımlı gençleri geri kazanmanın tek yolu düzenli aile ve doğru arkadaşlık bağlarıdır
Bir sabah uyanıyorsun. Televizyon açık, sosyal medya kaynıyor. Bir genç daha... Bir çocuk daha... Bir aile daha yıkılmış. Haber başlıkları benzer: "Madde bağımlılığı 15 yaşa kadar düştü, uyuşturucu kullanımında artış, Bonzai yeniden yayılıyor." Ama asıl soru şu: Bu çocuklar nereden geliyor, hangi evden, hangi okuldan, hangi sokaktan? Çünkü bu çocuklar "başka bir ülkenin çocukları" değil. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Yan apartmandaki, aynı servise binen, aynı kantinden tost alan çocuklar. Ve şunu en baştan söyleyeyim: Hiçbir genç 'uyuşturucu bağımlısı olmak' için başlamaz. Toplumda çok kullanılan bir cümle var: Uyuşturucuya düşmüş. Hayır. Kimse bir anda düşmez. Bu bir kayma sürecidir. Önce bir boşluk vardır. Sonra bir merak. Ardından bir deneme. Sonra alışma. En sonunda bağımlılık. Bu süreç çoğu zaman sessiz ilerler. Bağırmaz, çağırmaz. Evde kimse fark etmez. Okulda öğretmen "ergenliktir" der geçer. Ve bir bakarsın ki çocuk gitmiş
ANNEBABALARIN EN BÜYÜK HATASI
Dürüst olalım... Bugünün gençleri zor bir çağda büyüyor.
Gelecek belirsiz, ekonomi güvensiz, aileler yorgun, ebeveynler kaygılı, okullar yarış alanı, sosyal medya kıyas cehennemi.
Genç bir zihin için bu yük ağır. Uyuşturucu çoğu zaman keyif aracı değil, kaçış aracıdır. Kaçış nereden? Evdeki baskıdan, sürekli eleştirilmekten, başarısızlık korkusundan, görülmemekten, duyulmamaktan, "Yetemiyorum" hissinden.
Bir psikolog olarak en çok duyduğum cümlelerden biri: "Bizim çocuk öyle şeylere bulaşmaz. Uyuşturucu karakter seçmez. Başarılı öğrenciyi de alır, içine kapanığı da. Zengin çocuğu da alır, yoksulu da.
Bağımlılık ahlak meselesi değildir.
Ruhsal bir yaralanma meselesidir. Kimse çocuğun kapısını çalıp "uyuşturucu ister misin?" demez.
Bu işler genelde şöyle başlar: "Bir nefes çek, rahatlatıyor, Herkes deniyor, sigara gibi düşün, kafa dağıtıyor, sadece bugün."
En tehlikelisi ve yalan olanı da: "Bağımlılık yapmıyor." Her madde bir boşluğu doldurduğu için tutulur. O boşluk kapanmadıkça madde yerleşir. Ebeveynler genelde "kötü arkadaş" der. Ama kimse şu soruyu sormaz: Çocuk neden o arkadaş grubuna ihtiyaç duydu? Çünkü bazen gençler için...
O ortamda yargılanmazlar.. Dinlenirler.. Kabul görürler.. "Olduğu gibi" olurlar.. Sürecek