1. YAZARLAR

  2. Baler Fidan

  3. BANA NE, NEME LAZIM...!
Baler Fidan

Baler Fidan

Yazarın Tüm Yazıları >

BANA NE, NEME LAZIM...!

A+A-

Kanunî Sultan Süleyman 'ın devletin gidişatını analiz etmek, tedbir almak, toplumun görüş ve kanaatlerini ölçmek için Yahya Efendi’ye gönderdiği mektupta "bir devlet nasıl çöker" sorusuna   aldığı cevabı duymuşsunuzdur.

Daha önce de bu köşede "bir devlet nasıl çöker" başlığı ile paylaşmıştım bu müthiş nükteyi.

Yaşadığımız dönem itibariyle yeniden zuhur etti paylaşmak.

"Bir ülke neden çöker sorusuna" verilen "neme lazım sultanım" en bariz cevaptı. 

"Bana ne" gibi anlaşılan cevabın değerini yazının tamamını okuduğunuzda sizde de ayını kanaat oluşacağını düşünüyorum. 

Türk Milleti olarak hangi gelenekten kopya ettik "bana neciliği" 

"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" atasözü hangi millete ait bilen var mı?

Biz dokunmasak ta yılan günü geldiğinde, ya da kuyruğuna bastığımız da bizi ısıracaktır, bizi ısırmadığı için sevinsek de, bir başkasına zarar verecektir. 

Bu durumdan duyulan rahatsızlık yüzünden olmalı ki "Yılanın başını küçükken ezmek" atasözü bir toplum anlayışı haline gelmiş.

Toplum her türlü sinsiliği "yılanlık" olarak kabul etmiş, çoğu zaman mecazi olarak kullanmıştır, hoşumuza gitmese de en sinsi yılan insanoğludur.

Günümüzde olup bitenlere baktığımızda ortalığı yılanların sardığı aşikardır. 

Kendi açımdan trajik gördüğüm durum içimi acıtıyor.

Kınadığımız insanlara benzeme ihtimali yüreğimi daraltıyor.

Nasıl evriliyor insan, duruma şartlara göre aldığı pozisyonla dün ak dediğine kara diyebiliyor mesela.

Bazen oluyor ki kendimize gülüyor acaba bu ben miyim diyoruz, en azından biz diyoruz.

Dünyada kendinden başkasının varlığını göremeyen, benim işim olsun, benim küpüm dolsun da nasıl olursa olsun anlayışında o kadar insan var ki!

Biz aciz hissettiğimiz kendi durumumuzla gurur duyar hale geliyoruz.

Bazı şeyleri yüksek sesle sormaktan çekinsek de en azından sorabilmenin, anlatabilmenin vicdani sorumluluğunu üzerimizden atmış olmanın rahatlığını yaşıyoruz.

Sahi bunca şey olurken , mesela hayat pahalılığı almış başını giderken, ücretler bir o kadar erimişken, biz toplum gerçeklerini ön planda tutup utanırken, "üç-beş yerden ballı maaş alıp sefa sürenler utanmıyor mu acaba" diye soramıyoruz.

Biz onca işsiz güçsüz, yokluk içinde hayat mücadelesi verenler arasında mali kayıplarımızı konuşamıyor sessiz kalıyoruz, diğer tarafta "devleti deniz, yemeyeni keriz" düşüncesine sahip anlayışlar ne zaman doyarlar acaba diye soramıyoruz.

"Acaba işimde gücümde bir sıkıntımı yaşarım" korkusuyla çalıştığımız ve elde kalan üç beş devlet kuruluşu ile ilgili yapılan "özelleştirme" çalışmalarına sessiz kalıyoruz. 

Oysa balta ve sapı misali "o çalışmaları yapanlarında" sebep olabilir kurumun içerisinden, kurumu tanıyan insanlar olduğunu kimseye diyemiyoruz.

Düşünsenize okullar açılacak, milli eğitim; "hiçbir koşul ve şartta kayıt parası alınmayacak" diye açıklama yapıyor, ama heyhat okul müdürleri VİP Sınıflar kurmuş , devlet okulunu özel okula çevirmiş bağış vb. Adlar altında haraç topluyor,  resmen almadığı parayı paşalar gibi kullanıyor.

Birkaç öğretmen sayesinde tarife belirlemişler resmen soygun peşindeler, biz bunu para verenler adına utanıp dile getiremezken, onlar ve bu durum karşısında çaresiz kalmış eğitim otoritesi utanmıyor. 

 

Çok uzatıyorum ve bu durum karşısında utanıyorum, tek tesellim her ne kadar iğnelesekte bizlerin fıtratımız gereği doğru bildiklerimiz ve toplumun kabul ettiği konulara sessiz, bananeci bir açıyla yaklaşamayız.

Bildiğimiz bugün yaşanan sorunların çoğunluğu "benden olsun çamurdan olsun" anlayışının baskın düşünce olması.

Ve bize dokunacağını bile bile o yılanın başını zamanında ezmeyişimiz.

Kanuni Sultan Süleyman'a ne diyordu Merhum Yahya Efendi;

- “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, işitenlerde ‘neme lazım’ deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenler de bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir.”

Devlet gemiye halk da suya benzer. Gemiyi taşıyan sudur ama gemiyi deviren de sudur. Konfüçyüs

Mevkiler önce Allah’a sonra Devlet-i Aliyye’ye karşı sorumluluktur. Kanuni Sultan Süleyman

Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. Hz. Muhammed

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.