2026 yılı merkezi yönetim bütçesi ilk bakışta “disiplinli” ve “gerçekçi” bir çerçeve sunuyor gibi görünüyor. Enflasyonun düşeceği, büyümenin daha dengeli bir patikaya gireceği ve bütçe açığının kontrol altında tutulacağı bir senaryo üzerine kurulu. Ancak gelir tarafına biraz yakından bakıldığında, bu iyimser tablonun önemli bir dayanağı hemen ortaya çıkıyor: Vergi gelirlerinin, hedeflenen enflasyonun çok üzerinde artacağı varsayımı.
Hükümetin Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için öngördüğü enflasyon oranı yaklaşık yüzde 16 düzeyinde. Buna karşılık merkezi yönetim bütçesinde toplam vergi gelirlerinin bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 24 civarında artırılması hedefleniyor. Aradaki fark devletin 2026 yılında enflasyondan arındırılmış olarak da ciddi bir reel vergi geliri artışı beklediği anlamına geliyor.
Vergi Artışının Kaynağı: Hangi Kalemler Öne Çıkıyor?
Vergi gelirlerinin artışındaki en önemli kalemlerin başında dolaylı vergiler ve gelir vergisi geliyor:
• Dolaylı Vergiler: KDV, ÖTV ve benzeri dolaylı vergiler toplam vergi gelirinin yaklaşık %65 civarını oluşturuyor. Bu oran, dolaylı vergilerin bütçeye olan katkısının yüksek olduğunu açıkça gösteriyor.
• Gelir Vergisi: TBMM tutanaklarına göre toplam gelir vergisinin yüzde yaklaşık 65’i ücretli çalışanlardan elde ediliyor. Bu da gelir vergisi artışının büyük oranda bordro üzerinden tahsil edildiğini ortaya koyuyor.
• Kurumlar Vergisi ve İthalden Alınan KDV: Bütçe kanunundan anlaşıldığı üzere, kurumlar vergisinde artış son derece sınırlı kalırken, ithalattan alınan KDV kaleminde düşüş görülüyor. Yani şirket kârlarından ve ithal mallardan elde edilen vergiler bu dönemde büyümeye katkı vermiyor.
Vergi, Neden Enflasyonun Üzerinde Artıyor?
Vergi gelirlerinin enflasyonun üzerinde artmasının üç temel kaynağı var:
Birinci unsur, fiyat etkisi; Enflasyon yavaşlıyor olsa bile fiyatlar düşmüyor; sadece daha yavaş artıyor. KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler doğrudan fiyatlar üzerinden alındığı için, fiyat düzeyi yükseldikçe vergi tahsilatı da otomatik olarak yükseliyor. Enflasyon yüzde 16’ya inse bile, 2025’e kıyasla fiyat seviyesi daha yüksek olacak ve bu durum KDV ile ÖTV gelirlerini yukarı taşımaya devam edecek.
İkinci unsur, matrah genişlemesi. Özellikle gelir vergisi tarafında bu çok belirgin. Ücretler ve diğer nominal gelirler enflasyon oranında hatta çoğu zaman onun da üzerinde artıyor. Buna karşılık gelir vergisi tarifeleri ve dilimleri enflasyona bire bir uyarlanmadığı için, daha fazla gelir daha yüksek vergi dilimlerine giriyor. Bu teknik olarak “vergi artışı” gibi görünmese de fiiliyatta daha fazla vergi ödeme anlamına geliyor. 2026 bütçesinde gelir vergisi tahsilatının en hızlı artan kalemlerden biri olarak öngörülmesi bunun sonucu.
Üçüncü ve belki de en kritik unsur ise vergi politikası. Son üç yılda yapılan KDV oran artışları, ÖTV tutar güncellemeleri, akaryakıt ve enerji üzerindeki vergi yükünün yükseltilmesi gibi adımlar, 2026 bütçesine kalıcı bir gelir tabanı bırakmış durumda. Bu düzenlemeler 2025’te bir baz oluşturdu ve 2026’da bu daha yüksek baz üzerinden tahsilat yapılacak.
Vergi Artışının Ağırlığı Kimin Üzerinde?
Vergi gelirlerindeki artışın dağılımı bütçenin asıl mesajını veriyor. Kurumlar vergisinin 2026’da sınırlı bir artış göstermesi beklenirken, asıl yükün gelir vergisi ile KDV, ÖTV üçlüsünden gelmesi öngörülüyor. Yani şirket kârlarından çok, ücretliler ve tüketiciler üzerinden toplanan vergiler bütçe artışının ana kaynağı.
Bu tablo tesadüf değil. Türkiye’de vergi sistemi uzun süredir dolaylı vergilere dayanıyor. 2026 bütçesinde de her 100 liralık verginin yaklaşık üçte ikisinin KDV, ÖTV ve benzeri tüketim vergilerinden gelmesi bekleniyor. Buna gelir vergisi eklendiğinde, bütçedeki yükün çok büyük kısmının hane halkının harcamaları ve ücret gelirleri üzerinden taşındığı görülüyor.
Dolaylı vergilerin avantajı, tahsilatının kolay ve hızlı olmasıdır. Dezavantajı ise adalet boyutudur. Geliri düşük olan da yüksek olan da aynı ürünü satın alırken aynı KDV ve ÖTV’yi öder. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bu vergiler, gelir dağılımını daha da bozucu etki yapar. 2026 bütçesi, bu yapıyı değiştirmek yerine büyük ölçüde sürdürmeyi tercih etmiş görünüyor.
Bütçe Dengesi ve Vergi Gelirlerinin Rolü
Vergi gelirlerinin enflasyonun üzerinde artması, bütçe açığını kontrol altında tutmak açısından teknik olarak anlaşılır bir tercihtir. Harcamalar özellikle faiz ve sosyal transferler nedeniyle hızla artarken, gelir tarafının enflasyonla yetinmesi bütçe dengesini bozar. Bu nedenle, enflasyon düşse bile vergi gelirlerinde daha hızlı büyüme hedefleniyor.
Ancak bu tercih, ekonomik olarak önemli bir sonuç doğuruyor: Enflasyon düşerken vergi yükü reel olarak artıyor. Yani vatandaş fiyat artışlarının yavaşladığını hissederken, ödediği verginin gelirine oranı düşmek yerine yükseliyor. Bu da iç talep üzerinde baskı yaratıyor.
Özellikle ücretliler için tablo daha net. Nominal ücretler enflasyonla birlikte artıyor ama daha yüksek vergi dilimlerine girildiği için net gelir artışı çok daha sınırlı kalıyor. Bu mekanizma bütçe açısından gelir üretirken, hane halkı açısından satın alma gücünü törpülüyor.
Sonuç
2026 bütçesi, nominal anlamda vergi gelirlerinde güçlü bir artış hedefliyor. Bu artış, enflasyonun öngörülen seviyesinin üzerinde gerçekleşiyor ve bütçenin gelir tarafını güçlü tutma amacını taşıyor. Ancak bu artışın ana kaynağı dolaylı vergiler ve ücret gelirleri üzerinden alınan gelir vergisi olarak görünüyor. Bunun da anlamı reel olarak artan bir vergi yükü.
Vergi gelirlerindeki bu yapı, ekonomik dengenin korunması açısından gerekli olabilir; ancak yükün büyük bir bölümünün, geniş toplum kesimlerinin tüketimi ve ücretleri üzerinden oluşacağı anlaşılıyor. En azından bütçe matematiği bunu söylüyor.