1. YAZARLAR

  2. Tamer Abuşoğlu

  3. STALİNİST-RUSLAŞTIRMA POLİTİKASINA KARŞI, DİRENCİN SEMBOLÜ; MAĞCAN CUMABAY 120 YAŞINDA EY TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN!
Tamer Abuşoğlu

Tamer Abuşoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

STALİNİST-RUSLAŞTIRMA POLİTİKASINA KARŞI, DİRENCİN SEMBOLÜ; MAĞCAN CUMABAY 120 YAŞINDA EY TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN!

A+A-

11 Şubat 1938 tarihinde Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist-Ruslaştırma politikalarına  boyun eğmediği için kurşuna dizilerek öldürülen Turancı Kazak şair Mağcan Cumabay her kesimden Türk milliyetçilerinin katıldığı  "Mağcan" filminin galasında anıldı.

İleri yayınlarının organizasyonu ile gerçekleşen Mağcan filminin galası Taksim Ses Tiyatrosunda kalabalık bir topluluk önünde yapıldı.

Takdim konuşmalarını  Oğuz Doğan’ın yaptığı Galaya çeşitli parti ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı toplantıya MHP’den MYK üyesi Özcan Pehlivanoğlu, Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım MHP Beyoğlu İlçe Başkanı Murat Doğan, MHP Başakşehir İlçe Başkanı Dursun İzci, Ülkü Ocakları Başkanları, Bozkurtlar Platformu Koordinatörü Müjdat Öztürk, Turancı Hareket Platformu Başkanı Hasan Kocabey Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat, Gençtürkler, HEPAR, ve çok sayıda Türk Milliyetçisi katıldı.

Mağcan Cumabay’ın Mücadeledeki Rolü :

Kazak Türklerinin Türklük ve Turan ateşiyle yanan, Sovyet işgalindeki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele veren ve Turancı olduğu için 45 yaşında kurşuna dizilerek şehit edilen büyük şairi...

Mağcan Cumabay: Kazak edebiyatının ulularından. Büyük fikir ve dava adamı. Hürriyet aşığı, coşkulu şair. 1893’de Kuzey Kazakistan’da doğdu. Babası Beken Bey (Ceken Bey) Mağcan’ın okumasına gerek görmez. Zira oğlunun köy mollası olmasını istemektedir. Ancak Mağcan babasını dinlemez, henüz 12 yaşındayken Çala Kazak Medresesi’ne devam eder. Bu medresede Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesini öğrenir. Yine aynı yıl Ufa’da bulunan Galiya Medresesi’ne başvurur. Bu medresede de Rus Dili ve Edebiyatı eğitimini alır. 1913 yılında Kazan’da Şolpan adıyla ilk şiir kitabını yayınlar. Kitabın yayınlanmasıyla birlikte, Mağcan Kazak ve Tatar milliyetçisi gençler arasında bir sembol isim haline gelir. 1923-1926 yılları arasında Moskova’daki Edebiyat Enstitüsü’ne devam eder. Enstitünün hocalarından V. Briusov, Mağcan’ı “Kazakların Puşkin’i” olarak adlandırır.

Mağcan Cumabayev, Sovyet ihtilalinin gerçekleştiği 1917 yılı içinde Mir Cakıp Dulatoğlu, Ahmet Baytursunoğlu, Alihan Bükeyhanoğlu, Seken Seyfullin, Muhammedcan Seydalin, Esfendiyar Köpeyoğlu, Sultan Mahmut Toraygıroğlu gibi fikir adamı yazarlarla tanışır ve Alaş Orda hareketinin siyasal gelişimine destek verir. Yapılan Alaş kurultayı sonunda Alaş Orda Hükümeti kurulur, Kazakistan’ın bağımsızlığı ilan edilir (13 Aralık 1917). Alaş Orda Hareketi, Kazakların tarihe geçmiş meşhur bağımsızlık hareketidir. “Ne korsem de Alaş üçin korgenim / Magan atak ultım uşın olgenim – Ne görsem de Alaş için görürüm / Bana armağandır yüce halkım için ölürüm” mısraları, Mağcan’ın kaleminden o yıllarda çıkmıştır.

Mağcan, 1922 yılında değerli yazar Hazer Törekuloğlu’nun davetiyle Taşkent’e gider. Orada Şolpan, Sana ve Akjol gazetelerinde şiirlerini yayınlar. İşte bu sırada meşhur Kazak aydın ve yazarı Avezov ile tanışır. Yazdığı şiirlerinde Kazak halkının Sovyetleşmesine karşı çıkmakta, Kazak halkına ata yurduna ve bağımsızlığına sahip çıkmasını öğütlemektedir. Stalin’in yönetime gelmesiyle birlikte Alaş Ordacılar baskı altına alınmaya başlanır. Mağcan’ın yakın çevresi, ya tehditlerle ya da menfaat karşılığında Mağcan’ı terk etmeye başlar. Mağcan her geçen gün yalnızlaşmaktadır. Kitapları basılmaz, şiirleri yayınlanmaz. Ailesini geçindirecek maddi imkanı kalmaz. Mağcan’a selam veren dostu kalmamıştır çevresinde. O artık, yalnız bir adamdır. İşte bu yıllarda yazdığı ve yüreğiyle dertleştiği mısraları kaleme alır. “Ey yüreğim benim ne suçum var, bu halkı sen sev dedin ben de sevdim” mısralarında içine düştüğü yalnızlığı, terk edilmişliği ve sahipsizliği ifade eder. Şiirleri yasaklanır. Bu yasak 1988 yılına kadar devam eder.

Moskova’da 1925 yılında kurduğu Alka adlı edebiyat derneğinin karşı devrimci faaliyetler yaptığı iddiasıyla, Mağcan tutuklanır ve idama mahkum edilir. Ancak, cezası 10 yıl sürgün cezasına çevrilir. 1930’da başlayan sürgün yıllarını çalışma kamplarında geçirir. Rus yazarı Gorki’nin yardımlarıyla 1936 yılında hapishaneden çıkar. Almatı’ya döndükten sonra Muhtar Avezov’un tutuklanmasına yardımcı olacak bilgiler vermesi istenilir. Mağcan böyle bir alçaklığı yapacak insan değildir. Ve “Japon Casusu” suçlamasıyla, 1937 yılının Aralık ayında yeniden tutuklanır. Ama Mağcan sorgulama sırasında maruz kaldığı işkencelere dayanamaz... Suçlamayı kabullenir. 19 Mart 1938’de kurşuna dizilerek öldürülür. Sovyet işgali altında bulunan Türk yurtlarındaki aydınlardan biri daha böylece susturulmuştur.

Kazakistan’da doğup Türkistanı kucaklayan, ateşli yüreğinin tutuşturduğu kalemiyle büyük Turan ülküsüne hizmet eden bahtsız yiğit. Bu ülkünün neferleri Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkiye, Azerbaycan, Kırım, İran, Doğu Türkistan, Kerkük, Tataristan hasılı Türklerin anayurdunun her bucağında aynı kaderi paylaşmıştır: Zulüm, sürgün, iftira, işkence, yalnızlık ve ölüm... 

Mağcan Türkistan’ın değişik şehirlerinde farklı aydın hareketlerinin içerisinde yer alır. Türklerin hürriyet mücadelesine destek verir şiirleriyle. Hapse girer, Gorki’nin çabalarıyla kurtulur. Sürgün cezası yer. Yanına hiç bir dostunun yaklaşmasına izin verilmez ve yapayalnız bırakılır. Geçimini sağlayamayacak hale getirilir. Bu durumda bile sadece "Ey yüreğim benim ne suçum var/Bu milleti sen sev dedin, ben de sevdim" serzenişinde bulunur. Sonunun ölüm olacağını biliyordu. Stalin kasabı karar verdikten sonra Türk aydınlarının susturulması için gerekçe mi yoktu? Mağcan da "Japon casusu" olduğunu kabul etti işkencede ve 1938 Mart’ında şehadete yürüdü... Adının anılması bile yasaklandı. 1993 yılında Nursultan Nazarbayev devlet töreniyle doğumunun 100. yılında Mağcan’ın çalınan itibarını ait olduğu yere, Turan ülküsüne inananların gönlüne iade etti...

Çanakkale Şavaşları sırasında yazdığı Uzaktaki Kardeşime (Alısdaki Bavırıma) şiiri Mağcan’ın gönlünün genişliğinin ve Türk ülküsüne inancının mührü gibidir. Şiirinin bir kaç dörtlüğü Mağcan’ı anlatmamızı gereksiz kılıyor... Rahmet ve dua ile anıyoruz.

 

UZAKTAKİ KARDEŞİME

 

"Bu şiir, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşına atfen, 

Büyük şair Mağcan Cumabay tarafından 

Kazakistan’da 1918-1919 kışında yazılmıştır." 

 

Uzakta ağır azap çeken kardeşim 

Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim 

Etrafını sarmış düşman ortasında 

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim 

 

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim 

Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim 

Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman 

Diri diri derini soymuş kardeşim 

 

Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay 

Anamız bizim? Bizlerse birer tay 

Bağrında yürümedik mi serazat 

Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay? 

 

Alaca altın aşık atışmadık mı? 

Tepişip bir döşekte yatışmadık mı? 

Anamız olan Altayın ak sütünden 

Beraber emip, beraber tadışmadık mı? 

 

Akmadı mı bizim için dupduru bulak 

Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek 

Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi 

Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak 

 

Altay’ın altın günü nazlanarak 

Gelende sen pars gibi bir er olarak 

Akdeniz, Karadeniz ötelerine 

Kardeşim, gittin beni bırakarak 

 

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam 

Uçsam diye davransam bir türlü uçamam 

Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı 

Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan 

 

Kurşunlar genç yüreğime saplandı 

Günahsız temiz kanım su gibi aktı 

Kansız kalıp kuruyup bayıldım 

Karanlık hapse sıkıca kapattı 

 

Görmüyorum gece gezdiğimiz ovayı 

Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı 

Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp 

Bizi büyüten altın anam Altay’ı 

 

Ey Pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden? 

Dağılıp yılmayan yağan oklardan 

Türk’ün pars gibi yüreği varken 

Korka kul mu olduk düşmandan sinen 

 

Kudrete hamle eden Türk’ün canı 

Gerçekten hasta mı, bitti mi hali? 

Ateşi söndü mü yürekteki, kurudu mu 

Kaynayan damarındaki atalar kanı 

 

Kardeşim sen o yanda, ben bu yanda 

Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza 

Layık mı kul olup durmak? Gel gidelim 

Altay’a, ata mirası altın tahta 

 

MAĞCAN CUMABAY

 

1893 yılında kuzey Kazakistanın Petropavlovsk bölgesinde dünyaya gelen Kazak edebiyatçısı, gazeteci, pedagog ve Türkolog olan Mağcan Cumabayın Türkiye Türklerinin gönlünde özel bir yeri ve önemi vardır. 11 Şubat 1938 tarihinde inandığı değerlerden taviz vermediği için kurşuna dizilerek öldürülen Mağcan Cumabay, Uzaktaki Kardeşime adlı şiiriyle Anadoluda kurtuluş savaşı veren Türkiye Türklerine mücadele azmi vermiştir. Onun bu asil davranışı Türk Dünyasını ne kadar yürekten takip ettiğinin de bir işaretidir.

 

MAĞCAN’A CEVAP

 

"Bu şiir, Büyük şair Mağcan Cumabay’a Türkiye’den    80 yıl gecikmiş bir cevap ve vefa borcunun ifasıdır"   2002 Şubat  

 

Uzaktan azabımı bilen kardeşim 

Sevgisiyle gözyaşımı silen kardeşim 

Özü amansız düşman ortasında 

Gönlünü derdime bölen kardeşim 

 

Ağır kaygılarla doldum kardeşim. 

Kuruyup Lale gibi soldum kardeşim. 

Taş yürekli düşmanı sen hep bilirdin. 

Ben şimdi haberdar oldum kardeşim 

 

Ortak anamız idi, Altın Altay 

O bir Tulpar idi, bizler birer tay 

Bağrında şimşek gibi çakardık 

Karşımızda sönük kalırdı, gün ve ay

 

Alaca altın aşık atıştık elbet 

Tepişip bir döşekte yatıştık elbet 

Altay gibi bir ananın ak sütünden 

Beraber emip, beraber tadıştık elbet. 

 

Bizim için dupduru bulaklar aktı. 

El attığımız yerde şimşekler çaktı. 

Emrimizdeydi uçan kuş ve kopan yeller 

Bindiğimiz atlar tıpkı buraktı. 

 

Bir gün ortak hayatın süresi doldu. 

Tanrı emriyle sefer mukadder oldu. 

Bedenim Akdeniz–Karadeniz arkasında 

Yüreğim Altın Altay’da kaldı. 

 

Bilirim öksüz kalıp kanat açamadığın 

Uçmaya davransan da uçamadığın 

Yön bulduran, yol gösteren can olmayınca 

Düşman kurşunlarından kaçamadığın 

 

Sana değen kurşun, bana saplandı 

Günahsız kanımız birlikte aktı 

Toprağa düşen kan, onu yurt kılar 

Bizi ayrılıp, bölünmek yaktı. 

 

Ben de hasretim, gezdiğimiz ovaya 

Gündüz güneşe, gece gümüş nurlu aya 

Bizi ipek kundaklara sarmalayıp 

Bağrında büyüten anamız Altay’a 

 

Ulu bütünden ayrılıp uzağa düştük. 

Tarihin kazanında yıllarca piştik. 

Dağılıp yılmadık yağan oklardan 

Yiğitlik suyunu biz özünden içtik. 

 

Kudrete hamle eden Türk canı 

Ne hasta düştü, ne de tükendi hali 

Sönmedi yüreklerdeki ateş 

Kurumadı damardaki atalar kanı 

 

Kardeşim, sen o yanda, ben bu yanda 

Kudret doğmaz ayrı ayrı yatanda 

Gücü-kuvveti toplamak gerek 

Atalardan miras ortak vatanda. 

 

 

FEYZULLAH BUDAK

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.