İsa Altun

İsa Altun

Yazarın Tüm Yazıları >

SANKİ DADI

A+A-

Son dönemde, özellikle büyük kentlerde çocukları ve ergenleri bilgisayar ve internet bağımlılığından korumak ve tedavi amaçlı klinikler açılmaya başladı. Düşündürücü olduğu kadar ürkütücü bir durum ile karşı karşıyayız. Çocuklarımız emeklemeye ya da konuşmaya başlamadan cep telefonları, tabletler gibi teknolojinin son icatlarıyla tanışıyor; hatta bu araçları bizden daha iyi kullanmaya başlıyorlar. Teknolojinin doğru kullanıldığında güzel ve keyifli bir arkadaşlık gibi zevk verdiğinin, kişinin duygusal ve bilgi dünyasını zenginleştirerek kazanıma dönüştüğünün altını çizen Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Işılay Altıntaş, “Ancak internetin kullanım şekli kişinin hayatını olumsuz etkilemeye başlıyor, bağımlılık yaratıyorsa tehlike sinyalleri çalıyor olabilir. Hem erişkinler hem çocuk ve ergenler için iç dünyadaki duyguların, dürtülerin denetimi ile ilgili yolunda gitmeyen bir şeyler varsa internetin kullanım şekli dengeyi daha da bozabilir.

Bu da duygusal sorunların çözümünü ertelemenin yanında; aşırı ve uygunsuz kullanıldığında başlı başına sorunun kendisi haline gelebilir” açıklamasında bulunuyor.

İnternetin yoğun kullanımına çocuk ve ergen dünyasından baktığımızda öncelikle çocukların iç dünyasında hangi ihtiyaçlarını karşıladığını görmemiz gerekir. İnternetin uzun süreli kullanımından çok; kullanma amacı, motivasyonu ve kullanma süresi çok önemli. İletişimdeki sıcaklığın, duygusal ve bedensel ihtiyaçların, merakların yerini ekran ne kadar devralıyor asıl sorulması gereken soru budur.

Diğer taraftan çocuğun yaşına uygun olmayan sanal ortamlara girmesinin getirdiği çocuğu travmaya açık hale getiren potansiyel risklerin çok iyi denetlenmesi gerekir.

Sanal ortamda karşılaşacağı kişilerin aslında sokakta karşılaştığı yabancı kişilerden farkı olmadığı gibi; internetin güvenli kullanımı ile ilgili ne kadar bilgilendirildiği anne babalar için önemli bir konudur. Yapılan araştırmalarda internet kullanımında en büyük risk faktörü 12-18 yaşlar arası gençlerdir. Bu grupta kötüye kullanım oranının % 1,9-3,5 olduğu düşünülmektedir. Her yüz çocuktan 8-18’i yüksek riskli grup olarak saptanmıştır. Erkekler kızlara göre üç kat daha fazla risk altındadır. İnterneti olması gerekenden daha fazla kullanan çocuklarda depresyon, kaygı bozuklukları ve dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu tanıları normal popülasyona göre çok daha sıktır.

Dolayısıyla eğer bir çocuk çok yoğun bir şekilde internet ortamında kalıyorsa altta yatan bir psikopatolojinin de sinyalini verebileceği her zaman dikkate alınmalıdır. Doğumu izleyen ilk yıllarda çocuğun kendi başına var olabilmesi için gerekli donanımı bulunmadığından anneyle kurduğu ilişki bir bağımlılık ilişkisidir.

 Duygusal ve fiziksel ihtiyaçları anne tarafından karşılanan çocuk yaşamla karşılaştıkça yaşadığı zor duygulanımlar anne tarafından yatıştırılır. Büyüdükçe ve yaşamda bir birey olarak var olma yolunda ilerledikçe anne ile kurulan ilişki bağımlılıktan sağlıklı bir bağa dönüşür. Duygusal yaşamında ihtiyaçları karşılanmamış, kendi kaygısıyla baş etme becerileri gelişmemiş bir çocuk ya da ergen, her zaman ilişkide olduğu ve onun duygu durumunu dengeleyecek bir nesneye ihtiyaç duyar. Bulamadığında ise bu ihtiyacı bilgisayar ekranıyla gidermeye çalışabilir. İnternetle kurulan bağ güzel ve keyifli bir arkadaşlık gibi zevk veriyorsa, kişinin duygusal ve bilgi dünyasını zenginleştiriyorsa bu bir kazanımdır. Ancak internetin kullanım şekli artık kişinin hayatını olumsuz etkilemeye başlıyorsa tehlike sinyalleri çalıyor olabilir.

Araştırmacılar da bu konuda bir takım kriterler geliştirme ihtiyacı duymuşlar ve bizi uyanık olmaya davet ediyorlar. Çocukluk çağı depresyonları düşünüldüğünün aksine çok daha sık görülür. Mevcut yaşam olaylarıyla acı çeken çocuk, mutsuzluğuna sebep olan etkenleri düşünmeksizin ekranın karşısında vaktini geçirebilir. Ekran onun kendi acı veren duygularından uzaklaştıran sanal ve keyifli bir alan sunabilir. Çocuk, kaygılarını çözmek yerine kaygılarından kaçmayı tercih eder.

Çocukluk çağı hastalıklarından kaygı bozuklukları yaşamda pek çok olayın çocuğa kaygı verici olmasıyla karakterizedir. Kaygı veren tüm uyarıcılardan kaçınma eğilimi çocuğu yaşadığı sıkıntıdan uzaklaştırır. Eğer kaygılar sosyal ilişki kurmakta zorlukla ilişkiliyse internet onlar için çok daha kolay ilişki kurabilecekleri bir platform yaratabilir. Burada yakınlık korkuları olan bir çocuk ve genç için yüz yüze ilişkinin getirdiği tüm zorluklar geride kalır. Diğer yandan kendi duygu ve düşüncelerini ifade edeceği bir ortamda sunulmakta olsa da yaşam sanal ortam değildir. İnternet bağımlılığı olduğu düşünülen çocuklarda % 20 oranında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu görülüyor. Bu çocukların kendi dürtüsel denetimlerini yapmakta; zamanı organize etmekte zorlanan çocuklar olduğu düşünüldüğünde bilgisayar ortamı onlar için özelikle yaşadıkları içsel huzursuzluk, derslerdeki zorlanmaları, bilgisayar dünyasıyla yeni bir boyut kazanabilir.

Sınavlarda zorlanan çocuk için oyunlarda başarılı olmak yeni bir başarı platformu haline gelebilir. Kendi agresyonunu kontrol etmekte zorlanan bir çocuk için agresif oyunlar agresif dürtülerin boşalımı için bir kanal sağlayabilir. Bununla birlikte şiddet normalleştirilmiş de olur. Dışarıda düzenlenemeyen hayat ekran başında bir şekilde düzenlenmeye çalışılır. Bilgisayar karşısında geçirilen sürenin uzunluğu, arkadaşlarla ailelerle geçirilen sürenin kısa olması anlamına da gelir. Oysaki en temel duygusal gereksinimler sıcak bağlardan güçlerini alır. Tüm yaşam boyunca kullandığımız ana yapın ın oluştuğu dönemdir çocukluk ve ergenlik. İnternet, içe dönük çocukları daha fazla asosyalleştirir.

Yakınlık kuramayan içe dönük kişiler için ekranın arkasından ilişki kurmak çok daha kolay ve güvenli gelir. İnterneti yoğun olarak kullanan kişilerin insan ilişkilerinde hayal kırıklıklarına çok daha duyarlı oldukları, yabancılarla iletişime girmekte kaygı düzeylerinin yüksek olduğu bilinir. Daha küçük çocuklar için her türlü ekran karşısında kalınan sürenin uzunluğu dil gelişimini engeller.

Özellikle sosyal gelişimle ilgili gerilemelere sebep olabilir. Ekran karşısında uzun kalmak her şeyden önce uzun süre radyasyon almak demektir. Bazı araştırmalara göre ekran karşısında kalma ile epilepsi ortaya çıkma riskinin olabileceği görülmüştür. Diğer taraftan gözler ve kas iskelet sistemini olumsuz yönde etkilediğine dair bulgular mevcuttur. Bilgisayarda oynanan oyunlar oyunun tasarımcısının hayal gücüne aittir.

Oysa gerçek bir oyunda çocuğun iç dünyası ve fantezileri oyuna aktarılır. Oyunun çocuğun iç dünyasının gelişiminde çok önemli bir rolü vardır. Dolayısıyla internette oynanan hiçbir oyun gerçek bir oyunun yerini tutamaz.

Çocuk kendi yaratıcı gücünü aktarmayı öğrenemezse; yaşamı boyunca başkalarının yaratıcı gücüne ihtiyaç duyacaktır. Gerçek oyunlarda sırasını bekleyebilmek, paylaşmak, hayatta alınan rollerin provaları ve problem çözme becerileri gibi pek çok alan gelişir.

Aşırı internet kullanan kişilerin sosyal ve psikolojik iyilik hallerinde düşme, depresyon ve yalnızlık duygularında artma saptanmıştır. Sonuç olarak İnternet Bağımlılığında psikiyatrik belirtilerin daha şiddetli olduğu, bağımlılığın kendisinin de belirtilerin çıkmasını hızlandırıcı bir etkisi olabileceği, çevresel faktörler önemli olsa da biyolojik bir yatkınlığında altta yatan sebepler arasında olduğu düşünülmektedir. Teknolojiyi kullanırken ölçülü kullanmakta sayısız fayda var. Lütfen biraz da çocuklarımızı düşünelim. 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.